Boğaziçi'nde direniş 621'inci gününde

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin her gün rektörlük binasına sırtlarını dönerek yaptıkları eylem 419'uncu, atamalara karşı direniş ise 621'inci gününe girdi.

Fotoğraf: 1k.
Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Boğaziçi Üniversitesi'nde 2 Ocak 2021'de Prof. Dr. Melih Bulu'nun Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından rektör olarak atanmasıyla başlayan protestolar, Bulu'nun görevden alınmasının ardından da devam ediyor. Direnişin 621'inci gününde Boğaziçili akademisyenler bir araya gelerek rektörlük binasına sırtlarını döndüler ve Bulu'nun ardından rektörlüğe atanan Naci İnci'yi protesto ettiler.

Direnişin 89'uncu haftasında yayımlanan bilgi notunda şu ifadelere yer verildi:

"Bugün 16 Eylül 2022, Cuma. Boğaziçi Üniversitesi’nde direnişin 21. ayı, 89. haftası devam ediyor. Bugün direnişin 621. günü!

Naci İnci’nin ilgili kurullarının hiçbiri muhatap alınmadan, kurum iradesi hiçe sayılarak şeffaf olmayan bir şekilde Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasının üç yüz seksen altıncı, 30 Temmuz 2021 günü gerçekleştirilen destek oylamasında akademisyenlerin yüzde 95 oranında rektör adaylığına karşı olduğu açıklanan İnci’nin Matematik Bölümü tam zamanlı öğretim üyesi Mohan Ravichandran’ı hiçbir gerekçe göstermeden dönem ortasında görevden almasının üç yüz beşinci, Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümü Öğretim Görevlisi Can Candan’ı ikinci kez görevden almasının altmış üçüncü, Candan’ın İnci’nin talimatıyla tekrar kampüse alınmayışının ise otuz ikinci günü. !!!

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri haftanın her iş günü olduğu gibi bugün de 12:15’te #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz diyerek arkalarını 419. kez rektörlük binasına döndüler.

Akademisyenler nöbet boyunca ellerinde “Özerk, Özgür, Demokratik Üniversite”, “Kabul Etmiyoruz” ve “Vazgeçmiyoruz” yazan dövizler ve üzerlerinde #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz” yazan Can Candan fotoğrafları taşıdılar.

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri 419. nöbetlerinin ardından haftanın her son iş gününde olduğu gibi haftalık açıklamalarını okudular. Açıklama Metni:

Bugün 16 Eylül Cuma. Nöbetimizin 419., direnişimizin 621. günündeyiz. Sizlere basının hâlen alınmadığı, çevresinde polisin ağır silahlarla devriye gezdiği, her köşesinin kameralarla, özel güvenlik güçleri ve sivil polislerce denetlenmeye çalışıldığı, girişlerine yüksek demir parmaklıkların yerleştirildiği kampüsümüzden sesleniyoruz

Boğaziçi Üniversitesi’nin hocaları, öğrencileri, idari personeli ve mezunlarıyla birlikte sürdürdüğü kararlı direnişini soruşturmalar, yasaklar ve ihraçlarla engelleyebileceğini düşünen kayyım yönetimi, üniversitemize verdiği zararları yanıltıcı açıklamalarla meşrulaştırabileceğini sanıyor.  Ancak Naci İnci yönetimi üniversitemizde olduğu gibi ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde de yalnız kalmaya ve yıkıcı icraatları nedeniyle kınanmaya mahkum. Kayyım yönetimi, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nün seçilmiş başkanı, uzun yıllar çeşitli idari görevleri özveri ve yetkinlikle yürütmüş Prof. Dr. Ünal Zenginobuz hakkında mesnetsiz iddialarla ceza ve disiplin soruşturmaları açmış, bu gerekçeye dayanarak hocamızı üç ay süreyle görevinden uzaklaştırmıştı. Boğaziçi Üniversitesi’nden 300’e yakın akademisyen, imza attıkları bildiriyle Zenginobuz’a desteklerini açıklamış, hocamızın akademik ve idari faaliyetlerine engel olunmasının yarattığı kamu zararının ivedilikle giderilmesini talep etmişti. Bu hafta da Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde yer alan 29 bölümün tamamı ile Biyomedikal Enstitüsü, Çevre Bilimleri Enstitüsü ve seçilmiş müdürü hukuksuzca görevden alınan Atatürk Enstitüsü akademisyenleri, daha önce bireysel imzalarla yayımlanan bu açıklamaya desteklerini duyurdular. Bunun yanı sıra, Türkiye’de ve dünyada akademik camiada örnek alınan isimler arasında yer alan Zenginobuz’a, alanlarında üç Nobel Ödüllü bilim insanın da bulunduğu, uluslararası düzeyde saygınlığa sahip ekonomistler de bu hafta bir bildiriyle desteklerini açıkladı ve kayyım yönetiminin bu utanç verici yaptırımını kınadı.  Açıklamada, bu gayrimeşru tasarrufun Boğaziçi Üniversitesi’nde Ocak 2021’den beri devam eden ve akademik özerklik ve liyakat ilkelerini çiğneyen sürecin bir parçası olduğuna dikkat çekildi.

Geçtiğimiz haziran ayında Bilgi Teknolojileri Komisyonu üyesi Tuna Tuğcu kişisel verilere usulsüz erişim hakkı verilmesi ve üniversitenin bilişim güvenliğini tehlikeye atan işlemler konusunda kayyım yönetiminin sebep olduğu zararları ifşa ederek, kurumumuzun karşı karşıya olduğu büyük güvenlik tehlikesine dikkat çekmişti. Bu ifşayı takiben Tuğcu hakkında asılsız sebeplerle iki disiplin soruşturması açıldı ve hocamız 3 ay süreyle görevden uzaklaştırıldı. Bu hafta ise Tuğcu’ya, hakkındaki uzaklaştırmanın 3 ay daha uzatıldığı resmi olarak bildirildi. Bu kararın “kamu yararı” öne sürülerek gerekçelendirildiğini dehşetle öğrendik. Hocamız, sadece sorumlu bir üniversite mensubu ve etik değerlere saygılı bir komisyon üyesi olarak görevini yerine getirdiği için, kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen bir operasyonu gün yüzüne çıkardığı için okulundan, öğrencilerinden koparıldı. Oluşan gerçek kamu zararının sorumlusu Tuğcu’nun kampüse girişini yasaklayan, Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde verdiği dersleri ve idari faaliyetlerini engelleyen, tez öğrencilerini mağdur ederek araştırma projelerini sekteye uğratan kayyım yönetimidir. Veri paylaşımı ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkarılmasını ve haksızca üniversiteden uzaklaştırılan Tuna Tuğcu’nun da bir an önce görevine iade edilmesini talep ediyoruz.

Araştırma üniversitesi, bilimsel özgürlük, akademik üretim, kamu yararı gibi kavramlarla bağını koparan kayyım yönetiminin atandığından beri üniversitemizde imza attığı utanç verici icraatlardan bir diğeri de 1 Kasım 2021 tarihinde, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nin editörünün işine son vererek yayınevini fiilen kapatması olmuştu. 25 yıl boyunca özveriyle faaliyetlerini sürdüren, ulusal ve uluslararası düzeyde öneme sahip kitapları okuyucusuyla buluşturan Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, hiç kimsenin haberi olmadan, hiçbir resmî karar alınmadan, kimseye danışılmadan yok edilmek istenmişti. Kamuoyundan gelen tepkilere karşı kayyım yönetimi, alınan kararlarla ilgili pandemi koşullarını ve ekonomik nedenleri bahane göstermiş, yayınevinin “daha verimli bir yayınevi anlayışı ile” yayıncılık faaliyetine devam edeceğini vadetmişti. Ancak üniversite yaşamını merkeziyetçi ve güvenlikleştirilmiş bir hâle getirmek konusunda hiçbir kaynak sıkıntısı yaşamayan, pandemi koşullarını ise sadece üniversite yaşamını çoraklaştırmak amacıyla suistimal eden kayyım yönetimi, on aydan fazla zamandır “daha verimli bir yayınevi anlayışı” tesis etmek için hiçbir girişimde bulunmadı. Gücünü özerk yapılardan almayan, emir komuta zincirine tâbi kayyım yönetimlerinin içinde bulundukları kurumların yararına herhangi bir icraatta bulunamayacaklarını biliyoruz. Bu hafta da kayyım yönetiminin Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’ne Kuzey Kampüs’te tahsis edilmiş olan ofisi boşalttırması bizleri şaşırtmadı. Kayyım yönetimini bir kez daha kınıyoruz. Özgür ve özerk bir yapıya kavuştuğumuzda Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’ni hep birlikte yeniden canlandıracağız.

Kayyım yönetiminin üniversite mensuplarını yıldırmaya ve kampüslerimizdeki akademik ve kültürel hayatı kuraklaştırmaya odaklı icraatlarının bir diğer örneği de etkinlikleri ve çalışmalarıyla uluslararası alanda takdir toplamış olan Bizans Çalışmaları Araştırma Merkezinin Güney Kampüsteki mekânından çıkarılmış olması. Gayrimeşru yönetimin emriyle, Merkezin eşya ve evrakları Kuzey Kampüs’te sadece depo olarak kullanılabilecek küçük bir alana sıkıştırıldı. Konferans salonu olarak da hizmet veren toplantı odası, öğrenci ve araştırmacıların kullandığı çalışma alanı ve yurtiçi ve yurtdışı birçok bağışla oluşturulmuş kitaplığı ile alanında önemli bir boşluğu dolduran bu merkezin işlevsizleştirilmesi Türkiye’de Bizans çalışmalarının gelişimine sekte vuracak ve üniversitemizin bilimsel araştırma ortamının fakirleşmesine yol açarak ciddi bir kamu zararı doğuracaktır. Açıkça görülüyor ki, üniversitemizin araştırma merkezlerine, yayınevine, bölüm, birim ve fakültelerin iradelerine, öğrencilerine, idari personeline, mezunlarına yönelik bu hasmane tutum; bilimsel akla, özgür-yaratıcı üretime, akademik özerkliğe yönelik tahammülsüzlüğün ifadesidir. Üniversitemizin geleceğinde bu otoriter, baskıcı, dışlayıcı, yıkıcı yönetim anlayışının var olmasına izin vermeyeceğiz.

Kayyım yönetiminin üniversiteyi yönetemediğinin en açık göstergelerinden birisi de öğrencilerin boğuştuğu yurt krizi. Yönetim aksini iddia etse de öğrencilerin önemli bir kısmının yurtlara yerleştirilmediğini biliyoruz. Büyük bir emek ve özveriyle Boğaziçi Üniversitesi’ne giren öğrencilerimize yönelik bu umursamaz tavır kabul edilemez. Kayyım yönetiminin Kilyos kampüsünü Anadolu Hisarı’na taşıma kararı nedeniyle üniversitemizde de şiddetlenen barınma krizinin sorumlusu rektörlük makamıdır. Gayrimeşru idarenin, erkek öğrencileri yerleştirmek amacıyla yurtlarından çıkardığı 277 kadın öğrencinin, rektörlüğün geri adım atmasıyla yurtlarına dönebilecek olmalarını olumlu karşılıyoruz. Ancak ne bu gelişme ne de kalıcı olamayacak sağlıksız ve göstermelik tedbirler yurt krizinin çözüldüğü anlamına gelmiyor. Bu kriz keyfi kararlarla değil, ancak öğrencilerin ihtiyaç ve taleplerine öncelik veren ve kayyım yönetiminin sağlayamayacağını bildiğimiz katılımcı ve demokratik bir yaklaşımla çözülebilir.

Üniversitedeki gayrimeşru uygulamalar bir an önce sona ermelidir. Üniversitemizdeki tüm fakülte dekanları, enstitü müdürleri ve yüksek okul müdürü seçimle göreve gelmeli ve seçilmiş kurullarla denetlenebilmelidir. Şeffaf ve demokratik yollardan belirlediğimiz ve haksızca işlerine son verilen dekanlarımız ve enstitü müdürümüz bir an önce görevlerine iade edilmelidir. Atama ve yükseltme kriterleri hiçe sayılarak, bölüm, fakülte ve enstitülerin onayı alınmadan, tepeden inme kararlarla yapılan tüm atamalar gayrimeşrudur, geri alınmalıdır. İşlevsizleştirilen Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi ve Cinsel Tacizi Önleme Koordinatörlüğü işinin ehli çalışanlarıyla birlikte bir an önce tekrar faal hâle getirilmelidir. Gayrimeşru yönetim tarafından gerekçesiz şekilde el konulan İstanbul Matematiksel Bilimler Merkezi binası eski işlevine kavuşturulmalı, yeniden araştırmacıların kullanımına sunulmalıdır. Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimlerin istifasını talep ediyoruz. Fakülte ve bölüm kararları yok sayılarak işine son verilen ve dersleri iptal edilen meslektaşlarımızın haksızca uzaklaştırıldıkları işlerine iade edilmelerini, ayrıca öğrencilerimiz, akademik ve idari personelimiz hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış tüm disiplin soruşturmalarının geri alınmasını bir kez daha talep ediyoruz. Üniversitemizi yılmadan ve kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz. 

Bizler her iş günü her öğlen bu meydanda toplanıyor, rektörlüğe sırtımızı dönüyor, gayrimeşru yönetimin demokratik olmayan uygulamaların hiçbirini kabul etmediğimizi, ilkelerimizden vazgeçmeyeceğimizi söylüyoruz. Kamuoyuna ilkelerimizin arkasında olduğumuzu, insan haklarına, bilimsel düşünceye saygılı, demokratik bir üniversite ortamı kurulana kadar bu direnişten vazgeçmeyeceğimizi yeniden ve ilk günkü kararlılığımızla duyurur, bu mücadeleyi öğrencilerimize, mezunlarımıza, ülkemize olan borcumuz olarak gördüğümüzü ifade etmek isteriz.

Türkiye’de özgür, özerk, demokratik ve katılımcı ilkelere dayalı bir üniversite ideali gerçekleşene kadar,
 
Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz." (HABER MERKEZİ)