BMD Başkanı Öncel: Tüketici alışverişle parasının değerini koruyor

Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Öncel, enflasyon nedeniyle tüketicinin parasını korumak için alışveriş yaptığını, ekonomide dengenin bulunmaması halinde sektör için riskler oluştuğunu söyledi.

BMD Başkanı Sinan Öncel
Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Birleşmiş Markalar Derneği (BMD), perakende sektöründe faaliyet gösteren 201 firmaya ait 509 markayı temsil ediyor. Bunların arasında Adidas, Adil Işık, Boyner, FLO, Koton, Teknosa gibi çok sayıda mağazası bulunan markalar da yer alıyor. BMD, bu hali ile sektörün yüzde 70’ini kapsıyor.

Özellikle son dönemde enflasyonun yükselmesiyle beraber, tüketicilerin tasarruf yerine tüketime yönelmesinin perakende sektörüne hareketlilik getirdiği ifade ediliyor. Bu durumun uzun vadede sektöre etkilerini ve değişen tüketici tercihlerini BMD Başkanı Sinan Öncel ile konuştuk.

‘TALEP ENFLASYONU OLUŞUYOR’

Son aylardaki bültenlerinizde yerli müşterinin alışveriş ihtiyacını öne çekmesi nedeniyle ciroların arttığını ifade ettiniz. Tüketicilerin alışveriş ihtiyacını öne çekmesi sektörde nasıl bir etki yaratıyor?

İhtiyacın öne çekilmesi enflasyonist dönemdeki insan davranışı, hepimizde var bu. Hepimiz tuvalet kağıdı, deterjan kullanıyoruz. Fiyatların artacağı beklentisi ile kimisi 'bol bol alayım' diyor kimisi de ihtiyacı olmasa da bulunsun diye alıyor. Ya da kişi arabaya ihtiyacı olduğuna karar veriyor ve bir an önce almak istiyor, ‘almadıkça gücüm almaya yetmeyecek’ diye düşünüyor. Mesela şimdi bir mağazaya girin, satış elemanı size der ki, ‘bence şimdi alın, buna zam gelecek.’ Bu durum ne yapıyor? Sizi bir an önce alışveriş yapmaya yönlendiriyor.

Geçen sene de benzer bir durum var mıydı?

Geçen sene nispi olarak vardı. Gerek ülkemizdeki gerekse dünyadaki enflasyon dalgası, bu yıl bizi daha fazla olumsuz yönde etkiliyor, onu gözlemliyoruz. Ama dünyada, herkeste enflasyonist bir beklenti var. Tüm dünyada var ama bizde daha fazla bu durum. Bunun kırılması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü bu defa da talep enflasyonu olmaya başlıyor.

‘SEKTÖR OLARAK DÖVİZİN HIZLI ARTMASINI TERCİH ETMEYİZ’

Talep enflasyonunun sektöre nasıl bir olumsuz etkisi var? Zira daha fazla satış yapmak daha fazla kâr elde etmek demek değil mi?

Ekonomideki fiyatlar nasıl oluşur? Arz ve talebin birbiriyle buluştuğu yerde oluşur. Çok fazla talep olduğunda ham madde ve diğer girdilerdeki maliyet enflasyonuna ilave olarak bu defa bir talep enflasyonu ile karşılaşıyorsunuz, bu noktada bir kısır döndü başlıyor. O yüzden talep, maliyet ve beklenti enflasyon üçlüsünün eş zamanlı olarak sükûnete ermesi gerekiyor. Aksi halde bu kısır döngü, gerçekten bize zor günler yaşatacak.

Biz sektör olarak dövizin hızlı artmasını tercih etmeyiz. Dövizin makul seviyelerde artışı ihracat için iyidir ancak hızla düşmesi de işsizlik yaratır. İhracat yapamazsınız bu defa. Dolayısıyla her zaman piyasa gerçekleriyle doğru orantılı artışlar, sektör tarafından tercih edilir. Sektörümüzde eğer ürünü çok talep gören bir alandaysanız böylesi enflasyonist dönemlerde rahat fiyat artırabilirsiniz. Modayı arkanıza alabiliyorsanız bu avantaj gibi görünür ama bir nokta vardır ki, o da doyma noktasıdır. O doyma noktasında tüketici ve üretici rantı başlar. Tüketici alışverişe giderken bin lira vermeyi planladığı ayakkabıyı 900 liraya aldığında 100 liralık rant elde ettiğini hisseder ve mutlu olur. 

Benzer şekilde satıcı da stoğundaki bin liralık malı talep artışı nedeniyle 1100 liraya sattığında 100 lira farkla sattığı için üretici rantı olur. Bu doyma noktasının şöyle bir yanı var; vazgeçebileceğiniz ve vazgeçmeyeceğiniz ürünler… Her daim ihtiyaç duyacağınız ürünlere, ‘talep elastikiyeti olmayan ürünler’ denir. 

'EVE EŞYA ALMAKTAN KAÇAMAZSINIZ'

Perakende sektöründe çok farklı katmanlar var. Ev eşyası satan üyelerimiz var, mobilya satan üyelerimiz var… Bu zamanlar düğün dönemi. Evlenecek tabii ki insanlar, bundan kaçamazsınız. Belki çok büyük bir düğün yapmayacak, nikahla geçiştirecek ama illa evi olacak ve evine eşya alacak. Bundan kaçamazsınız, en fazla kadın, erkek, çocuk giyimden kaçabilirsiniz. Giyimde, talep elastikiyeti en fazla olan ürün erkek giyimdir. Giyimden en çabuk vazgeçen grup, erkeklerdir. Kadınlar modaya ayak uydurmak istiyor, çocuklar da bir şekilde büyüyor ve buna göre giyim ihtiyacı oluyor. Bu nedenlerde bizim perakende sektöründe fiyat artışı diğer alanlara göre çok daha düşük kalıyor. Niye? Çünkü vazgeçilebilir ürünler satıyoruz.

‘KARGO MALİYETLERİNDE YÜZDE 40 ARTIŞ YAŞANACAK’

Enflasyon, perakende sektörüne yaradı mı yani?

Hiç kimse ‘bize yaradı’ demez. Tamam, ciro artıyor ama ciro ile maliyetler de artıyor. Emeklilik primi getirildi. Üyelerimiz bunları gerek öz kaynaklarından gerekse de banka kredisi kullanarak ödedi. Yani bu, çok ciddi bir yük getirdi. Bunun haricinde ücret artışlarında meydana gelen bir yük var. Yine bununla beraber kira artışlarında meydana gelen bir yük var, genel giderler var. Şimdi kargo tarafı da büyük yük olacak. Kargo maliyetlerinde yüzde 40 artış meydana gelecek.

Bütün bunları alt alta sıraladığımızda, tüketicinin çabuk vazgeçebileceği ürünlerdeki fiyat artışı çok daha sınırlı oluyor.  Ancak bu da firmaları sermayesizleştirmeye başlıyor. Neden? Çünkü çok daha düşük marjlarla mal satmaya başlıyorsunuz, maliyetleriniz sürekli artıyor ve bu defa krediye yüklenmeye yöneliyorsunuz.

BBDK verisine göre, perakende sektörünün Mayıs 2023 itibariyle 305 milyar liralık nakdi kredisi var. Bunun sebebi sermayenizin yetmemeye başlaması… Karlılığı artırdığınız takdirde iş yapabilme kapasiteniz de artar. Ama karlılık sürekli düştüğü zaman onu boş sermaye ile takviye etmek zorunda kalıyorsunuz, bu da işletmelere yük getiriyor.

‘FİYATLARINIZ MAKUL DEĞİLSE YABANCININ TERCİHLERİ DEĞİŞİR’

İdeal ekonomik koşullar nedir sektör için?

Ben 40 senedir ticaretin içindeyim. 40 senedir Türkiye ekonomisinde sürekli dalgalanma olur. Hükümetler gelir, dövizi çok dizginlerler, arkasından bir anda politika değişikliğine gidilir. Örneğin, 18-19 bandında seyreden döviz 26 lira bandına geldi. Dövize bağlı maliyet ve fiyat artışları da oldu. İdeal düzende girişimcilik de pek yeşermiyor.

'Girişimcilik yeşermiyor' derken neyi kast ediyorsunuz?

Türkiye'deki girişimciliği besleyen şey, aynı zamanda zorluklardır. Tamam, bundan zevk almıyoruz tabii ki. Ama bununla ilgili herkes birtakım ihtiyat tedbirlerini baştan alıyor. Borçlanmasını daha makul yapmaya çalışıyor, riskini dağıtıyor veya yeni ürün çıkarıyor. Biraz da bu zorluklar, bu markaların varoluş sebebi… Bu zorluklara bu yönden de bakabilirsiniz. Diğer yönden baktığınızda ise yarıştan kopan çok meslektaşımız var, onları da görebilirsiniz.

Yayınladığınız sektör bülteninden bir bilgi notu daha söyleyeceğim. Yabancıların, ilk beş ayda alışveriş yapma oranının düştüğünü belirtiyorsunuz. Yabancıların alışveriş oranları neden düşüyor?

Döviz kuru ve pahalılık nedeniyle… Bir sene önce döviz kuru 17-18 ay yatay seyretti. Bin ya da 2 bin dolarla gelen bir turist, inanılmaz bir alım gücü elde ediyordu. Ancak daha sonra dövizde yaşanan artışla, maliyetler de arttı. Yeme içme, otelcilik hizmetlerinde de artışlar oldu.

Sizin oteliniz, yemeniz içmeniz pahalıysa yabancı sadece alışveriş motivasyonu ile gelmiyor. Bizde tarih, tabiat hepsi fazlasıyla var ama tercihleri değişiyor. Sizin otel fiyatınız, bir anda Akdeniz havzasındaki rakiplerinizin çok üzerine çıkmaya başladığında, bu defa tüketici rantı başlıyor.  Bahsettiğim tüketici, rantı otele harcamaya başlıyor. Daha önce 2 bin dolarla gelen bunun 600 dolarını otele, 300 dolarını yemeye içmeye veriyor kalan bin dolarını da genelde perakende sektöründe harcıyordu. Bizim maliyetlerimizdeki artışla fiyatlardaki artış, yabancının alım gücünü olumsuz yönde etkiledi. Dolayısıyla döviz kurunun daha düşük olduğu döneme kıyasla gerileme var.

'19 LİRADAN DÖVİZ BOZDURANLA 26 LİRADAN BOZDURANIN ALIM GÜCÜ AYNI OLMAYACAK'

Perakende sektörü, yeme içme sektörü gibi değildir. Hızlı fiyat değişikliği yapmıyoruz. Çok büyük bir dalgalanma olmadığı müddetçe, perakendeci yeni sezona kadar o ürünün fiyatını değiştirmez. Düşünün ki, 19 liradan dövizini bozduran ile 26 liradan dövizini bozduran kişilerin alım gücü aynı olmayacak. Turist için perakende sektörü hala avantajlı da olsa son açıklanan akaryakıt zamları ve vergilerle maliyetler artacak. Bahsettiğim avantajı kaybedeceğiz gibi görünüyor.

Mağaza alışverişini bir ihracat gibi düşünün. Ülkece avantajlarımız fazla. Türkiye, iki saatlik uçuş mesafesinde yaklaşık 1,5 milyar insana ulaşıyor. Vizede kolaylık sağlayan bir ülkeyiz. Yabancılar gelip 3-4 gün kalıyor. Güzel bir hafta sonu geçiriyor, alışveriş yapıp gidiyor. Ancak fiyatlarınız makul değilse yabancının tercihleri değişir.

Çünkü Avrupalı rakiplerimiz özellikle yaz dönemi için gidilen İtalya, İspanya, Yunanistan, Portekiz bizden çok daha ucuz.

‘FİYAT BOZULMASININ BİR AN ÖNCE NORMALLEŞMESİ GEREKİYOR’

Yerli tüketicinin alışveriş davranışı nasıl değişiyor?

Ülkemizde harcama kapasitesi çok yüksek olan yüzde 10’luk bir kesim var. Bu az bir oran değil. Onlar harcamalarına devam ediyor. Yeme içme olsun, düğün olsun, etkinlik olsun harcıyorlar. Bir düğün olduğunda yemek, davetiye, müzisyen gibi kalemlerle birlikte 20-30 sektör daha fayda sağlıyor. Dolayısıyla bu sayede perakende sektörünün çarkları dönmeye devam ediyor.

Harcama kapasitesi yüksek bir kesim harcıyor ama harcama kapasitesi düşen sabit gelirli dediğimiz bir grup için ise zor bir dönem başlıyor. Kiraların yükselmesiyle beraber ücret artışlarının bu seviyeye gelememesiyle beraber sabit gelirli grubun yaşam şekli değişmeye başlıyor. Ne yapıyor? Şehir değiştiriyor, memursa daha ucuz bir şehre tayinini istiyor, ailesinin yanına göç ediyor vb…

Dolasıyla bu fiyat bozulmasının bir an önce özellikle günlük tüketim ürünlerinde normalleşmesi gerekiyor. Yani artışın azalması gerekiyor ama bu akaryakıt zammı korkarım durumu çok kötü bir şekilde etkileyecek.

Fiyatı düşük olan ürünlerde çok büyük bir fiyat artışı meydana gelecek. Özellikle akaryakıt zammı sebze meyvede fiyat artışına sebep olacak. Belki hükümet yetkilileri bunlarla ilgili bir şey düşünüyorlardır. Sebze meyve taşıyıcıları için belki özel bir mazot fiyatının ayarlanması düşünülebilir. Bunların yapılması lazım ki, enflasyondaki kısır döngü çözülsün.

‘EKONOMİMİZ TAKLİT MARKALARLA DOLMAYA BAŞLIYOR’

Perakende sektörü için iyi ve kötü senaryolarınız neler?

Biz perakende sektörü olarak iyimser bir sektörüz. Bir laf vardır; gülümsemeyi bilmeyen dükkan açmasın… Kötümsersen bu işe girme zaten. Pandemiden daha kötü bir dönem olamazdı. Düşünsenize, 100 mağazanız var ve hepsinde işleriniz duruyor. O dönemde kısa çalışma ödeneği, kira desteği gibi destekler geldi neyse ki… O dönemi öyle geçirdik. Bundan daha kötü bir dönem olamazdı herhalde.

Bir de bizim bu enflasyonist dönemlere alışkanlığımız var. 80’li, 90’lı yılları yaşayan girişimciler bunu çok iyi biliyor.

O dönemle bu dönem arasında nasıl benzerlikler görüyorsunuz?

O zamanda da her aldığınız ürün grubunda fiyat bir öncekinden daha fazla olurdu. Her alışınızda fiyat değişirdi. Şu anda da benzer bir dönem yaşıyoruz ama şu anda şöyle bir avantajımız var; ihracatımız var. 1980’li yıllardaki ihracat rakamlarımızla şimdiki arasında ciddi fark var. Diyeceksiniz ki, o dönemki ithalatımızla bu dönemki ithalatımızı da kıyaslamak lazım… Evet ama sonuç itibariyle ithalatımızın önemli bir kısmı enerji ve ara mal yeniden ihracata yönelik, bu da ekonomimizde istihdam yaratıyor. Bir sermaye akışı ve paranın hareketliliğini sağlıyor.

Bu dönem ne gibi tehditler var?

Kayıt dışı ekonomi, orta ve uzun vadede önemli bir tehdit. Bununla ilgili Ayakkabı Sanayicileri Derneği üyeleri, şikayetlerini dile getirmeye başladı. Özellikle Suriyeli imalatçıların vergi vermeden, sigorta yaptırmadan işçi çalıştırarak, yabancı markaların taklit ürünlerini yaparak üretim yaptıklarına dair şikayetler var. Tabii bu durum haksız rekabet yaratıyor. Sorun sadece ayakkabı da değil, hazır giyimde de benzer bir durum var. Ekonomimiz taklit markalarla dolmaya başlıyor. Katma değerli, markalı ürünlerimiz yurt içinde ve yurt dışında ayakta tutacaksak bu durum önemli. Bu noktada düzenlemeye ihtiyaç var. Böyle olduğu takdirde markalarımız ve ekonomimiz için ortam çok daha sağlıklı olacak.

‘ADET SATIŞINI ARTIRAMIYORSANIZ FİYAT ARTIŞI TAMAMEN BİR İLLÜZYON’

Ancak bahsettiğiniz alanlarda göçmenler ucuz iş gücü olarak çalıştırılıyor. Dolayısıyla hükümete yönelik eleştiriler var bununla ilgili; sermayeye ucuz iş gücü sağladığı yönünde.

BMD’ye üye markalarımızın kayıt dışı çalışanı olduğunu hayal bile edemiyorum. Bu mümkün değil. Bizim her şeyimiz resmi ve kayıt altında. Zaten böyle olmazsa böylesi bir organizasyonu yönetemezsiniz.

Tarımda mevsimlik işçi olarak çalışıyorlar. Buralarda yabancı işçi çalıştırmanın birtakım düzenlemeleri var. Kayda alırsınız ve mevsimlik işçi olarak çalıştırırsınız. Bu gayet olağan bir durum. Birçok ülke yapıyor bunu. Amerika, Meksika’dan işçi alıyor bu şekilde. Ancak her sektörün kendi içinde farklı dinamikleri söz konusu. Siz yeşermekte ve büyümekte olan bir sektörü, haksız rekabete soktuğunuzda yerli ve milli tüm kaynaklarınızı kurutmaya bırakıyorsunuz, riske atıyorsunuz aslında. Bunun yapılmaması lazım. Hükümet politikalarının o noktada ne olduğu konusunda bir yorum yapmayayım. Ancak taklit ve kayıt dışılığın nasıl bir tehlike olduğunu izah edeyim. Devlet, taklit marka ve üretimden vergi geliri alamaz. Biliyoruz ki, ülke nüfusunun yüzde 20’si göçmenlerden oluşmaya başladı. Eğer bu durumu, ekonomimiz ve ülkemiz için avantaja çevirecek politikayı yaratmazsak, bunun baş ağrısını hep beraber çekeriz.

Yine bülteninizdeki bir bilgiyi açmanızı isteyeceğim. Sektör için ciro değil, satış adedi bir göstergedir diyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?

Örnekle anlatayım. Bir mağazanız var ve mayıs ayında bin parça satarak 100 bin lira ciro yaptınız. Bir önceki yıl aynı döneminde cirosunuz 60 bin liraydı ve bu sene çok iyi ciro yaptığınızı düşünüyorsunuz. Ancak adet sayınız 1200. Yani artış tamamen fiyattan kaynaklı. Aslında siz yüzde 20 geriden gidiyorsunuz. Çünkü 1200 adet satarken bin adede düşmüşsünüz. Ama fiyatınız yüzde 50-60 arttığı için cironuz da artmış gibi görünüyor. En önemli kriter, aynı fiyat düzleminde adedinizi artırmaktır. Adedinizi artırdığınız noktada sağlıklı ve verimli büyüyebiliyorsunuz yoksa fiyat artışı tamamen bir illüzyon.

‘ANADOLU İNSANI AVM’YE SOSYALLEŞMEK İÇİN GİDER’

İstanbul’daki AVM’ler dolu görünüyor. Anadolu için de benzer şey geçerli mi? İnsanlar AVM’ye alışverişe mi geliyor yoksa sadece bakıp geçiyorlar mı?

AYD’nin verileri diyor ki, AVM’lerdeki doluluk oranı yüzde 90. Bana göre yüzde 90’ın üzerinde çünkü AVM’lerde kiralayacak boş yer yok. Ben aynı zamanda Anadolu ayrımından da hoşlanmıyorum. Antalya Anadolu değil mi?

Büyükşehirleri dışında bırakarak sormuştum aslında.

İyi peki dışında bırakalım mesela Erzurum’a bakalım. Erzurum rekor kırıyor. MNG AVM var Erzurum’da, Genel Müdürü Aydoğan Süer. Hatta şimdi yanınızda arayayım kendiniz sorup öğrenin.

Aydoğan Süer: Doğu Anadolu’nun en büyük AVM’si biziz. Doluluk oranımız yüzde 100. Yaklaşık 240 işletme var, hemen hepsi hem ciroda hem de metrekare verimliliğinde çok iyi durumda. Ayda ortalama 2 milyon ziyaretçimiz oluyor. Tabi ki bunun yüzde 100’ün alışverişe dönmesini bekleyemezsiniz ama yüzde 40’ını bile alsanız ciroda inanılmaz katkı yapar. Bizim Anadolu insanının alışveriş alışkanlığı batıya göre daha yüksek aslında. Alışveriş turizmi bugün İstanbul’u, Ankara’yı, Antalya’yı ayakta tutuyor. Buralarda yabancıların ciroya ciddi katkıları var. Anadolu’da ise durum farklı.

Anadolu’daki insanımız için AVM’ye gitmek, alışveriş yapmaktan ziyade sosyalleşme amacı da taşıyor. Dolayısıyla sosyalleşmek için gittiğinizde bile temel ihtiyaçlarınızı karşılayacak şeyleri alıyorsunuz. Anadolu’nun sosyalleşme zamanı içinde alışverişin oranı çok fazla. Geçenlerde bana sordular; e-ticaret nereye gider? Bence dünyada e-ticaret yükselirken bu Türkiye’de biraz zaman alır. Sebebi ise Anadolu insanının alışveriş yapmasının sosyal bir ihtiyacı da gidermesi…

‘TÜKETİCİ ŞU ANDA PARASININ DEĞERİNİ KORUMAK İÇİN ALIŞVERİŞ YAPIYOR’

Sinan Bey, yakın zamanda beklediğiniz tüketici davranışı var mı?

Bizi tedirgin eden bir şey var o da tüketicinin durması yani alışverişi kesmesi… Tüketicinin şu anki davranışları, ekonomiyi canlı tutuyor. Bir de KKM’de (Kur Korumalı Mevduat) mevduatı olanlar, bu süreçte önemli bir gelir elde etti. Faiz artırımı da var. Bu gelirler ekonomiye yine harcama olarak geri dönecek. Ancak bu artış nedeniyle fiyat artışlarının yüksek olması durumunda tüketicinin alışverişi yavaşlayabilir. O yüzden en önemli konulardan biri de bu. Bu daha orta vadeli bir mevzu. Ancak yakın vadede radikal bir tüketici davranışı değişikliği beklemiyorum. Tüketici şu anda parasının değerini korumak için alışveriş yapıyor.