Bir hikâye anlatıcısı: İsmail Güzelsoy

İsmail Güzelsoy'un son romanı 'Kıpırdamıyoruz', Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Kıpırdamıyoruz, iyiliğin ve kötülüğün çok ötesinde, daha derinlerde, daha diplerde yaşayan hakikati gün yüzüne çıkarmaya çalışan ve ona sorular sorup yanıtlar arayan roman olarak karşımıza çıkıyor.

Google Haberlere Abone ol

Necla Akdeniz

Doğu'nun bilgeliğini ve masallarını, Batı'nın modern anlatı tekniklerini, Güney Amerika'nın büyülü gerçekçiliğini ve Anadolu'nun binlerce yıldır devam eden sözlü anlatı geleneğini harmanlayıp romanlarında buluşturan kaç yazar vardır acaba bu topraklarda?

Köyden köye dolaşan âşıkların, dengbejlerin, sazlı sözlü atışmacıların ya da geleneksel kıyafetleri içinde ilginç hikâyeler, güldüren fıkralar anlatan meddahların anlatı tarzını bir araya getiren İsmail Güzelsoy'dan bahsedeceğim bu yazıda.

Romanlarında bu denli zengin unsurlara ve anlatım çeşitliliğine yer veren yazar azdır sanırım. Türlerle, tarzlarla, üsluplarla oynamayı seviyor İsmail Güzelsoy. Gündelik hayatın katı ve kaba gerçekliğini hayallerle, düşlerle süsleyip yumuşatarak sunuyor okuyucularına. Acımasızlığın, vurdumduymazlığın kol gezdiği ve yalanla hakikatin tamamen karıştığı şu post-truth dönemlerde bir roman boyu da olsa, mutlu ediyor bizleri. Tarihsel olayların masalsı bir dille aktarıldığı ama masalsı anlatının da günlük hayattan kopuk olmadığı çok katmanlı bir kurgu mimarisidir, onun eserleri. Hayatının son yirmi yılına sığdırdığı on dört romanın hemen hemen hepsinde yer alan olağanüstü olayları öyle bir dille anlatır ki anında inanırsınız yazılanlara, ya da sıradan olayları öylesine büyülü bir dille aktarır ki bambaşka boyutlarda bulursunuz bir anda kendinizi.

Modern bir meddah, çağdaş bir masal anlatıcı olarak, hep olay içinde olay, zaman içinde zaman, kurgu içinde kurguyla anlatır öykülerini bize İsmail Güzelsoy. Çok katmanlıdır anlattıkları, görünürde olan bitenden çok daha fazlası vardır arka planda. Hem kendi roman külliyatına hem de başka anlatılara sürekli gönderme yapan bir metinlerarasılıktan söz ediyoruz.

Bir romanda ana karakter olarak ortaya çıkan kişiler, başka romanlarda yan karakter olarak çıkar karşımıza. 

İSMAİL GÜZELSOY'UN ÜÇLEMELERİ

Üçlemeler halinde yazar romanlarını, İsmail Güzelsoy. Bugüne kadar; Banknot, Fenni Sihirler ve Can Direği adını verdiği üç adet üçleme yazdı. Fenni Sihirler üçlemesi, bu topraklarda yaşanan utanç verici olayların tarihe not düşüldüğü romanlardır aynı zamanda. Üçlemenin ilki Değmez’de, Tan Gazetesi baskınını; Gölge’de, Osmanlı Padişahi III.Murat devrinde, İmam Molla Abdülkerim Efendi’nin telkinleriyle gerçekleştirilen büyük maymun katliamını, Hatırla’da ise 6-7 Eylül olaylarını aktarır arka planda. Roman kahramanları sadece insanlar değildir İsmail Güzelsoy'un; hayvanlar, ağaçlar, nehirler, aletler, makinelerdir.

İsmail Güzelsoy külliyatında ayrı bir yeri olan Değmez, tek gözünü kaybetmiş Nevırmor ve Simsiyah isimli iki karganın konuşmasıyla başlar. Aras Nehri’nin dibinde bir buz tabakasının altında yatan Faruk Ferzan'ın ölüp ölmediğine dair konuşup tartışırlar kendi aralarında. İp cambazı olarak yetiştirilen ve adının İsmail olduğunu çok sonra öğrendiğimiz bir çocuğun öyküsünün anlatıldığı Gölge'de, en yakın arkadaşı olan Leylifer isimli maymun, rüyalarında konuşur onunla. Serinin üçüncü romanı Hatırla'da ise ağzı bozuk Kedi Şulbu'nun, gözünün önünde cereyan olayları küfürbaz diliyle anlattığı bölümler vardır.

Can Direği serisinde sadece hayvanlar değil, ağaçlar, bitkiler, makineler de konuşur. Bu dünyada bir yer kaplayan her şey canlıdır onun romanlarında. Ve hepsinin ayrı bir hikâyesi vardır. Eğer uzun bir süre bir ağaca, bir hayvana ya da bir makineye bakarsak onlar da bize bakar ve böylece onlarla aramızda gerçek bir iletişim kurulmuş olur, der romanlarında Güzelsoy.

AĞAÇLARLA KONUŞAN... 

Serinin ilk kitabı, Öksüz Ağaçların Çobanı, 2019 yılında Doğan Kitap'dan çıktı. Ağaçların dilini konuşan, konuşmakla kalmayıp onlarla hem ruhsal hem fiziksel olarak bir araya gelen Meryem'in hikâyesi anlatılır bu bölümde. İnsan bedenine hapsolmuş bir ağaçtır Meryem ve köklerle güçlü ilişkileri vardır. Ekim 2020 yılında çıkan, Kıpırdamıyoruz'da ise, zeytin ağacının kökünden yapılan bir fotoğraf makinesi ve iki kardeşiyle annesi gözleri önünde katledilen yaralı köpek Dilidışarda konuşur.

“Masal dinlemek, mutlu çocukların değil, yatağında üşüyen gariban çırakların ihtiyacıdır. Biz gariban çıraklarız ve nefes alabilmek için masala ihtiyacımız var“ der bir söyleşisinde İsmail Güzelsoy. Sürekli olarak maruz kaldığımız zulüm pornografisine bir karşı çıkıştır aynı zamanda yazdıkları.

Binlerce yıl yaşamaktan daha zor bir şey yapıp, birden fazla hayat yaşayan insanların hikâyesidir, Kıpırdamıyoruz. Bir çocuğun, bir ağacın, bir köpeğin, bir fotoğraf makinesinin öyküsü olmasının yanısıra, günümüzde baş döndürücü bir hızla akıp giden zamanın ve ona ayak uydurmak için hiç durmadan ve düşünmeden koşturup duran insanlığın içine düştüğü ezici ve boğucu hayatlara bir karşı duruş, bir manifestodur. Roman kahramanı Settar’ın, donup kaldığı anlar, hiçbir şey yapmadan, öylece durup dünyayı izlediği, gözlediği, giderek onunla hemhâl olduğu anlardır aslında.

“Ara vermeden, soluklanmadan akıp giden, zehirden bir nehirdi zaman. Bu akış ne kadar yorucuydu. Hep akan ve hiç durmadan ona bakan için... Ben bunun dışına çıkıyordum. Bilerek, arzulayarak değil. Hatta ben çıkmıyordum, zamanın ayarı bozuluyordu. Birden her şey duruyordu. Bir fotoğrafa dönüşüyordu dünya.” 

Annesinin karnında önce ölümü yaşayıp sonra hayata gelen ve bu yüzden bir anne katili olduğu düşüncesiyle büyüyen Settar'ın hikâyesidir, ilk bakışta anlatılan. Babasının ve çevresinin deyimiyle, çok saf bir çocuktur o. Birdenbire durup tüm bedeniyle fotoğraf çeken, kalbinde suretler biriktiren çocuk. Sonra büyüyüp durdukça, düşmeyi öğrenen çocuk. Bedeni büyüdükçe, rüyaları küçülen ve ufalanıp dünyaya saçılan çocuk... Sıradan bir mahalle bekçisi olan babası Harun'un, iki kadeh içtikten sonra, hayatıyla ilgili anlattığı saçma sapan hikâyeleri dinleyerek geçer çocukluğu Settar'ın. Babasının yalan söylediğini pekâlâ biliyordur ama yine de büyük bir heyecan ve coşkuyla dinler onu. Çünkü babasının onu sevdiğinin en büyük kanıtıdır bu uydurma hikâyeler...

“Bir insan senin için yalan söylüyorsa, hele de bunu yaparken seni kandırmaya çalışmıyorsa, bir tek açıklaması olur bunun, seni seviyordur.” 

Kıpırdamıyoruz, iyiliğin ve kötülüğün çok ötesinde, daha derinlerde, daha diplerde yaşayan hakikati gün yüzüne çıkarmaya çalışan ve ona sorular sorup yanıtlar arayan romandır.

“'Dünya üzerinde yaşanan kavgaların iyilerle kötüler arasında değil, kötülerle daha kötüler arasında geçtiğini anladığında büyürsün,' der baba romanın bir yerinde. Ve sorar çocuk: 'Peki ya iyiler, onlar nerede?' Ve günün birinde yanıtlar kendi sorusunu: 'Onlar bizim büyümediğimiz yerde kaldı.”'