Venedik sei bella (Güzelsin Venedik)

Suyun üzerinde giderken, sessizlik içinde nirvanaya ermiş gibi hissediyor insan. Ama her güzel şeyin bir sonu var. Gondol turu sona ererken, Venedik’in ara sokaklarına dalıyoruz. Haritayla savaş verdikten sonra radikal bir kararla kendisini çantaya atmaya karar veriyorum. Kaybolmak güzeldir!

Abone ol

DUVAR - Adriyatik’in üzerinde biraz kehribar biraz lal karışımı rengiyle, kahve kokusuyla, kuşlarıyla, daracık kanallarda süzülen gondollarıyla, yüzlerce minik köprüsüyle biblo gibi bir şehir Venedik. Dünyanın en eski bienalinin ev sahibi. Çapkın aşık Kazanova’nın hapishanesi, Rousseao’nun kahve durağı, maskelerin düştüğü karnavalların kenti. Gezmeye nereden başlasam diye hiç düşünmeyin. Şehir nasılsa sizi içine çekiyor, büyülenmiş gibi ayaklarınız sizden bağımsız hareket etmeye başlıyor… Siz yeter ki nerede ‘r’ harfi görseniz üzerine bastırarak konuşun…

VENEDİK’TEKİ İSTANBUL

Roma’dan vaporrrrrrettolara atlayıp uzuuun bir deniz yolculuğunun ardından karaya ayak bastığımda karşıma adı kadar görkemli bir yapı çıktı: Dükler Sarayı. Sarayın sütunları bir zamanlar altın kaplıymış. O altınlar artık yok. Hemen aklınıza kötü şeyler getirmeyin. Kimsenin bir şey çaldığı yok. Tek hırsız rüzgar, fırtına ve yağmur. Kuşlarıyla Sultanahmet’i andıran San Marko Meydanı’ndaki en önemli yapı ise, İncil’in dört yazarından birinden adını alan San Marko Katedrali. Bu bazilikanın dış cephesindeki mermerler, I. Haçlı Seferlerinin ardından yağmalanan Konstantinopolis yani bugünün İstanbul’undaki Fatih’te bulunan Zeyrek Cami’sine ait. Kiliseye yine İstanbul’dan getirilen dört bronz atın hikayesi ise, Don Brown’un Cehennem kitabında saklı: “San Marco’nun atları. Her an meydana atlayacakmış gibi duran bu dört paha biçilmez at. Venedik’te birçok hazine gibi Haçlı Seferleri sırasında İstanbul’dan yağmalanarak getirilmişti.” Ayrıca çiçek desenli sütunların da tıpa tıp aynısı Sultanahmet’teki Arkeoloji Müzesi’nde bulunuyor. Hatta Dükler Sarayı’na kendini yaslamış halde duran kiremit renkli yapı da Ayasofya’nın bir benzeri olarak yapılmış… Kısaca şehrin en önemli ilham kaynaklarından biri İstanbul olmuş.

PROUST’LA KAHVE KEYFİ

Dükler Sarayı’na göz kırpan bir diğer yapı ise, göğü delecek yükseklikteki beyaz sütun. Üzerinde San Marco’nun kanatlı aslanı yer alıyor. Bir diğeri ise tam 99 metrelik Aziz Mark’ın çan kulesi. Kulenin en tepesinde ise, baş melek Gabriel yer alıyor. Venedik’in en yüksek yapısı olduğu için de en iyi fotoğrafları buradan çekebilirsiniz. Zamanında bu kızıl tuğlalı kulenin tepesine çıkanlardan biri de Goethe’ymiş. Buradan manzarayı izledikten sonra muhtemelen meydandaki Cafe Florian’da kahvesini yudumluyordu. Avrupa’nın ilk kafelerinden olan Florian’ın hatırı sayılır diğer müşterileri ise, Proust, Dickens ve Rousseau’ymuş. Klasik müzik eşliğinde esprrrressonuzu yudumlayacağınız bu kafede, ayrıca Venedik Bienali'nin ilk tohumları da atılmış. Hesap gelince önce derin bir nefes alın, ödemenizi yapıp, sessizce kalkın.

YALI ÇAPKINI KAZANOVA

Yürürken pembe pantolonlu, altın zincirli orta yaşlı erkeklerin gülümseyip, laf attığını görünce şaşırmayın. Ne de olsa burası Kazanova’nın evi. Tam adı Giovanni Casanova olan bu Venedik çapkını büyücülükten suçlu bulununca Dükler Sarayı’nın hemen yanındaki ünlü Piombi Hapishanesi'ne konur. Kurşun anlamına gelen Piombi’nin çatısı sıcaktan kimse kaçamasın diye kurşundan yapılmıştı. Ama Casanova bu. Bir yolunu bulup kaçmış. Kadın aşığı çapkını şimdilik unutup yolumuza devam edelim.

VEBA SALGINI İÇİN KİLİSE İNŞA ETMEK

Müze gezmeden rahat edemem diyenlerdenseniz Dali’nin, Picasso’nun, Pollock’un eserlerini görebileceğiniz Peggy Guggenheim’e mutlaka uğrayın. Son kültür durağımız ise, Santa Maria Kilisesi. Bu kiliseyi, ilginç kılan ise, yapılış nedeni. 17. yüzyılda ortalığı kasıp kavuran veba salgını ikinci yılına girince Venedik’in ileri gelenleri, dualar eşliğinde kendilerini bu beladan kurtaracağına inandıkları bu kiliseyi yapmışlar. Sonuç mu? Salgına çare olamamış… Salgından ölen insanları taşıdıkları için gondolların renginin de siyah olduğu söylenir. Anlatılan bir diğer neden ise, suya en dayanıklı malzeme olan ziftin kullanılması. Bu kadar önemli bilgi yeter. Artık ödül zamanı! Hemen sıraya geçip gondol beklemeye başlıyoruz. O kadar kalabalık ki! Neyse ki sıramız geliyor. Binerken dikkat etmek gerekiyor. Siyah beyaz çizgili kıyafetiyle gondolcu siz biner binmez kucağınıza bir şampanya şişesi bırakıyor. Peki deyip başlıyoruz gezmeye. Bir saate yakın kanalların arasında salınıyoruz. Bazı noktalar o kadar dar ki oradan geçmek bütün fizik kurallarını yıkmak gibi geliyor. En alt katları suyun altında kalmış binaların arasından geçerken, gözlerinizi biraz açın. Kapısı açık kalmış binaların içi, birer sanat müzesi gibi. En alt katlarında ise her evin kendisine ait bir nevi tekne otoparkı bulunuyor. Gondol sefasının bir durağı da güzel Rialto Köprüsü. Venedik’in en büyük kanalı olan Grand Kanal’ın en eski köprüsü. Bana iç çektiren köprü ise Ahlar Köprüsü (Ponte dei Sospiri). Mahkumlar, son yolculuklarına gitmeden önce bu köprünün altından geçermiş. Ama Venedikliler bu acılı hikayeyi neşeli versiyonuyla değiştirmiş. Onlara göre, bu köprünün altından geçerken öpücük yollarsanız buraya tekrar gelirsiniz. Bedava değil mi ben de hiç ikiletmedim. Bu arada niye başka gondolcular şarkı söylüyor da bizimki susuyor, acaba sesi mi kötü diye düşünmeyin. Hepsi söylüyor ama elbette belli bir ücret karşılığında…

KAYBOLMAK GÜZELDİR!

Suyun üzerinde giderken, sessizlik içinde nirvanaya ermiş gibi hissediyor insan. Ama her güzel şeyin bir sonu var. Gondol turu sona ererken, Venedik’in ara sokaklarına dalıyoruz. Haritayla savaş verdikten sonra radikal bir kararla kendisini çantaya atmaya karar veriyorum. Kaybolmak güzeldir!

Sayılarla Venedik dersek 118 adadan, 170 kanaldan ve 400 köprüden ve 300 bine yakın kişinin yaşadığı bu 7 kilometrekarelik kentte kaybolmanın ne kadar kolay olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bazı sokaklar o kadar dar ki internet bile bazen çekmiyor. Yürümekten yorgun düşerseniz ve benim gibi hala gezmek istiyorsanız tek dilim pizza satın alıp yolunuza devam edebilirsiniz. Yok ben oturup kendime bir ziyafet çekeyim diyorsanız lazanyalar, makarnalar, risottolar sizi bekliyor. Venedik’in en meşhur yemeği ise mürekkep balığı. Bir de elbette Sarde in Saor denilen sardalya tabağı… Yalnız bu yemeklerin cep yaktığını söyleyeyim.

Lego kent Brugge

ÇARE ESPADRİLDE!

Şehirde en çok satılan hediyelik eşya ise sanırım karnaval maskeleri ve kostümleri… San Marco Meydanı ve civarı bir şeyler satın almak için biraz pahalı. En iyisi sokak pazarları. Pazarı dolduran Venedikli kadınlar pazarın girişinde topuklularını çantalarına koyup, düz taban ayakkabılarını giyiyorlar. Pazarcıya ne yaptıklarını sorunca, rahat yürümek için böyle yaptıklarını, o yüzden büyük çanta taşıdıklarını söylüyor. Bisiklet de yasak olduğu için çare espadrilde! Hazır İngilizce bilen bir pazarcı yakalayınca şehrin denizle savaşını soruyorum. Venedik batmaktan kurtulamayacak mı?

Adriyatik, her yıl Venedik’i 2 mm yutuyormuş. Deniz sularını engelleyecek bir bariyer inşa ediliyormuş. Yılda yüzlerce kez şehri sel basıyormuş. Buna ‘Acqua Alta’ deniyormuş. Binalar suyun altında kaldıkça insanlar binaların üst katlarına taşınıyormuş. Binaları ayakta tutan ise, temelindeki çürümeyen ahşap kazıklarmış.

Venedik gezisini tatlıya bağlamak için ise en iyi yol bir pastaneye dalmak. Kahveli dondurmadan, çikolatadan tadıp, marveloza (mükemmel) demek…

NOT DEFTERİ:

*Kara ulaşımı yasak olduğundan her yere yürümeye alışın. Yanınıza mutlaka rahat bir ayakkabı alın.

*Dünyaca ünlü İtalyan markalarından Prada’nın, Louis Vuitton’un mağazalarını görünce kendinize bir çimdik atın. Neredeyse hiç fiyat farkı yok.

*Venedik’e gitmişken Murano ve Burano adlı kardeş adaları da mutlaka gezin. Murano’da bir cam atölyesine girip, camların nasıl yapıldığını izleyebilir, minik cam biblolardan bir tane alabilirsiniz. Bavulunuzda kırılmamasına dikkat edin. Burano’da da dantel işlerini inceleyebilir, şirin ve renkli evlerini gezebilirsiniz.

*Kendinizi İtalyanlar gibi hissetmek için bir sabah kahvaltıda yalnızca kruvasan yiyip, kahve için.

*Gitmeden Venedik Taciri ve Kazanova filmlerini izleyin.

*Mutluluk için Venedik sarısı bir kıyafet alın.

NEREDE KALINIR?

Oteller çok pahalı olduğu için Roma’nın merkezinde kalabilir ve Venedik’e günü birlik gelip gidebilirsiniz. Bir diğer seçeneğiz de St. Elena bölgesindeki oteller. Venedik’e yakın olan Lido Adası’ndaki otelleri de tercih edebilirsiniz.

San Marco’ya en yakın otellerden biri olan Hotel Fontana da biraz pahalı ama karşılığını alabileceğiniz bir otel. Hotel Ai Reali, Hotel Al Codega, Pesaro Palace, B&B Aquavenice ve Hotel Violino d’Oro da dikkat çeken diğer oteller arasında.