Suriye’den Almanya’ya bir belediye başkanlığı masalı

8 yıl önce Esad’ın ordusunda askerlik yapmak istemediği için Suriye’deki iç savaştan kaçarak Lübnan, Türkiye ve Yunanistan’ı geçip Almanya’ya sığınan, Suriye doğumlu Ryyan Alshebl isimli bir mülteci, köy sakinlerinin yüzde 55’inin oyunu alınca hepimizin dikkati Kara Orman bölgesindeki bu küçücük ilçeye çevrildi.

Menekşe Tokyay meneksetokyay@gmail.com

“Yerlerimiz hep, yeni yollarımızın başları;

yollarımız da, hep, yeni yerlerimizin sonları ola...”

Oruç Aruoba

Özgürlük Anıtı’nın kaidesinde 1883 yılında Amerikalı şair ve aktivist Emma Lazarus tarafından bir plakaya yerleştirilen şiir, günlerdir gözümün önünden gitmiyor: “Yorgunları, yoksulları, özgür nefes almaya özlem duyan kalabalıkları getir bana. Senin kalabalık kıyılarından kovulan perişanları. Evsizleri, fırtınada dağılmış olanları gönder bana. Lambamı kaldırıyorum altın kapının yanında!

Bir yandan sığınmak için yabancı kıyılara yığılan, bir kısmı akıntılı deniz yolculuklarına dayanıklı olmadığı için devrilen teknelerde can veren kalabalıklar var.

Diğer yandan, onların vardıkları topluluklarda karşılaşacakları ötekileştirme, tüm yoksulluk ve çaresizliklerine rağmen fırtınada dağılmışlık hissi...

Ana rahminde öğrendik hepimiz yaşam mücadelesini... Hepimiz farklı düzeylerde yürüyen birer ip cambazıydık. Üzerinde yürüdüğümüz ip de hayatın ta kendisiydi. Şanslı olanlarımız, köklerimizi olabildiğince sağlamlaştırdık ki evimizde, yurdumuzda kalabildik; ip cambazlığını bir şekilde kotardık.

Bizim kadar şanslı olmayanlar, yenilenler, ipten düşenler ve düştükleri için yuhalananlar, dışlananlar, kimliklerini ve hayatlarını tehdit altında görenler, kaybedilmiş kimliklerini geri kazanmak isteyenler ise hep göç etmek zorunda kaldılar.

Yeni ülkeler hem yeni deneyimler, yeni umutlar ve yeni hayatlar demekti, hem de yeni acılar, üzüntüler, belirsizlikler, endişeler...

Başka toplumların içine doğan insanoğlu, kendine yeni bir yaşam alanı yaratmaya çalıştı. Yabancı bir ülkeye bir “yaban” olarak gittiler, “dışarlıklı” olarak kalmamak için kendilerini ya sevdirmeye çalıştılar, ya da kabuklarına çekildiler. Az konuşup çokça sustular.

Belirsizlik içinde kendine bir hayat kurma mücadelesi, kendini yeniden doğurup büyütmeye çalışmak demekti. Matruşkalar gibi saçıldılar şehrin dört bir yanına. İçlerinden çıkan yeni bebekler arasında toplumun kabul gördükleriyle yola devam ettiler. Veya ışığa ulaşmak için kanat çırpan pervaneler gibiydiler. O ışık, ev sahibi toplumun izin verdiği ölçüde yaklaştı onlara veya fersah fersah uzak kaldı.  

Ama çoğu zaman da delik deşik bir şemsiyeyle sağanak altında ilerlemeye çalıştılar. Sürekli bir boşlukta olma hissi ve bir dal parçasına tutunma ihtiyacıydı bu adeta...

Tüm bunları size şu sebeple anlatıyorum: Almanya’nın güneybatısında Baden-Württemberg eyaletindeki Çalw bölgesine bağlı Ostelsheim Köyü’nde geçtiğimiz günlerde kritik bir seçim yapıldı. Normal koşullarda belediye başkanının kim olduğu medyanın dikkatini çekmezdi.

Ancak, 8 yıl önce Esad’ın ordusunda askerlik yapmak istemediği için Suriye’deki iç savaştan kaçarak Lübnan, Türkiye ve Yunanistan’ı geçip Almanya’ya sığınan, Suriye doğumlu Ryyan Alshebl isimli bir mülteci, köy sakinlerinin yüzde 55’inin oyunu alınca hepimizin dikkati Kara Orman bölgesindeki bu küçücük ilçeye çevrildi.

Seçime “bağımsız” olarak giren, ancak Yeşiller Partisi üyesi 29 yaşındaki Ryyan, Suriye’nin güneyinden önce Türkiye’ye, ardından da Avrupa’ya kaçıyor ve en sonunda Almanya’da şu anda yaşadığı bölgeye çıkıyor yolu...

Ryyan Alshebl

Ne güzel der Oruç Aruoba, Yürüme adlı kitabında: “Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir. Kendi yerini yerleşiklikte bulamayan kişi, onu yolculukta arar.”

Yürüyerek kat ettiği bu yolda önce Almanca öğreniyor, yönetici asistanlık eğitimi aldıktan sonra Alman vatandaşlığı elde ediyor.  Ayrıca mültecilere yardım eden kurumlarda fahri çalışmalar yapıyor; mülteciler ile ev sahibi topluluk arasında iletişim ağlarını kuruyor.

Yıllarca Althengstett’deki küçük bir belediyenin yönetiminde çalışıp çocuk bakım merkezleri ve dijitalleşme üzerine uzmanlaşırken, yeteneği fark ediliyor ve 2 bin 500 kişilik nüfusu olan ve Kara Orman’ın en uç noktasındaki komşu kasabada belediye başkanlığına aday olması için ikna ediliyor.

Seçim kampanyasında tüm kasabayı adım adım geziyor, herkese kendisini tanıtıyor ve seçim manifestosunu anlatıyor. Seçimden önceki haftalarda 200’ün üzerinde evi ziyaret ediyor. Genellikle de olumlu geri dönüşler alıyor.

Kendisi tam da bugün, bu Pazar günü, yani 18 Haziran’da görevine başladı.

Sekiz yıl boyunca belediye başkanlığı görevini yürütecek. 1 milyonun üzerinde Suriyeli mültecinin yaşadığı Almanya’da belediye başkanlarının sadece yüzde 1’inin göçmen kökenli olduğu düşünüldüğünde, gerçek bir “peri masalı”yla karşı karşıyayız.

Ryyan’ın kasabaya dair birçok projesi var, çünkü çıktığı yolun sorumluluğunun ve dikensiz bir gül bahçesine adım atmadığının farkında.

Öncelikle anaokullarında tüm gün bakım hizmetlerinin sağlanmasına ve çocuklar ve yaşlılar için daha esnek bakım seçeneklerinin geliştirilmesine odaklanacak. Ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadele ve derneklere ve kulüplere fon kaynağı sağlanması da gündeminde yer alıyor.

Bazen yaşamda aradığımız ilham, doğanın içinde gizlidir ve aslında biraz dikkatli bakarsak tam da karşımızda durduğunu fark ederiz. Günebakan tohumlarını ele alalım. Bu tohumlar, “altın oran”a uygun bir şekilde, 137 derecelik açıyla sıralanırlar ve bu dizilim, tohumların büyüdüklerinde hep aynı boyda olmalarını ve tek bir merkezde sıkışmamalarını sağlar. Doğadaki altın oranın mükemmel bir örneğini sunarlar bize.

Binbir zorlukla yabancı topraklara sığınıp kendilerini yeniden doğuran tüm göçmenler de işte birer günebakan tohumu misali tam da bu altın oranı bulma çabası içindedirler. Kimisi uzun uğraşlar sonucunda ucundan yakalar, kimisi başarısız olur.

Ryyan, yaşadığı yerel topluluk içinde hem kendi hem de topluluğun altın oranını el birliğiyle kurmaya çalışan cesur yüreklerden biri... Benzer şekilde, Türkiye kökenli, Batı Almanya doğumlu Belit Nejat Onay da 22 Kasım 2019 tarihinden bu yana Hannover Belediye Başkanı olarak görev yapan Alman bir siyasetçi. Kendisi de Almanya’nın ilk Türkiye kökenli Belediye Başkanı.

Benzer örneklerin belki Türkiye’de de olması için “öteki”ne karşı olan duvarlarımızı, önyargılarımızı ve klişeleri gözden geçirmenin vakti gelmiştir.

18.dönem Federal Almanya Milletvekili Özcan Mutlu, Almanya Nasıl Vatan Oldu isimli o muhteşem araştırma eserinde, “misafir işçi” olarak giden anne babalarıyla birlikte Almanya’yı yeni vatan haline getirmeyi başaran çocukları konu almıştı. Aralarında, BioNTech aşısının mucitleri de var, uluslararası üne kavuşan kalp cerrahları da, Michelin yıldızlı restoran işletmecileri, milletvekilleri ve bakanlar da...

18.dönem Federal Almanya Milletvekili Özcan Mutlu

Suriyeli mültecilerin günümüzde Avrupa’da yönetim kademelerindeki başarı öyküleri, bir anlamda tarihsel olarak Almanya’ya gitmiş olan Türk göçmenlerin ayak izinden ilerleyecek.

Ryyan Alshebl’in başarısından yola çıkarak Özcan Mutlu ile entegrasyon politikaları hakkındaki söyleşimde kendisi oldukça ufuk açıcı tespitlerde bulundu.

Federal Almanya’nın 2005 yılında Sosyal-Demokrat Yeşiller hükümeti döneminde çıkarılan göç ve uyum yasası çerçevesinde, 2015’ten sonra Almanya’ya gelen Suriyeli mültecilerin uyumu ve entegrasyonuna büyük yatırımlar yaptığından söz eden Mutlu, özellikle yetişkinlere dil öğretimi ve çocukların okullara hızlı şekilde uyum sağlamalarına yönelik politikalar sonucunda Almanya’ya göç eden Suriyelilerin topluma entegre olmalarının hızlı bir şekilde geliştiğini kaydediyor.

Mutlu, pandemi sürecinde Suriye’den gelen birçok mültecinin sağlık ve başka alanlarda işgücü olarak topluma faydaları olduğunu, mültecilerin siyasetle de ilgilendiğini ve özellikle sol partilere üye olduklarının gözlemlendiğini de vurguluyor.

Ryyan da onlardan biri. “Ryyan gibi birçok mülteci de siyasi partilerde görev alıp soydaşları için mücadele ediyorlar,” diyor Mutlu. 

Peki Türkiye’de böyle bir şey mümkün müdür?

“Bilemiyorum,” diye yanıtlıyor bu soruyu Mutlu. “Koşullar birbirinden çok farklı olmakla birlikte Türkiye’deki mültecilerin daha çok sosyal yardımdan geçinmeleri ve ucuz işgücü olarak suiistimal edilmeleri söz konusu. Almanya’da bunun tersine, ailelerin ve çocukların eğitime hızlı bir şekilde adapte olmalarının sağlanması bize gelen mültecilerin entegrasyonunu hızlandırdı. Türkiye’de maalesef buna benzer uyum çalışmaları yeterince yapılmadı.”

Elbette Almanya’nın daha öncesinde Yugoslavya iç savaşı ve Irak savaşı sonrasında akın eden mültecilerin olduğu gibi, altmışlı yıllarda misafir işçi olarak davet edilen göçmenlerin profilinden kaynaklı tecrübeleri de söz konusu ve tüm bu deneyimler bütünü, Suriyelilerin topluma entegre olma sürecinin –gelişigüzel veya el yordamıyla değil- belirli bir tarihsel ve kurumsal model etrafında “sağlıklı” bir şekilde kurgulanmasını sağladı.

“Yani Almanya daha evvel yaptığı yanlışlardan ders çıkardı. Özellikle bu tecrübelerden yoksun olan Türkiye’nin ise Suriyeli mültecilerin uyumunda başarılı olamadığı söylenebilir,” diyor Mutlu.

Diğer yandan, Mutlu’ya göre, her ne kadar sınırları içinde milyonlarca mülteci barındırsa da, Türkiye’de hükümetin mültecilerin entegrasyonu hakkında ne yaptığı toplum tarafından bilinmiyor ve görünen tablo hiç de iç açıcı değil: örgün eğitim almayan on binlerce mülteci çocuk, iş piyasasında ucuz işgücü olarak suiistimal edilen yüz binlerce mülteci...

“Ayrıca Almanya’da mülteciler minimum 5 yıl ikamet ve çok kapsamlı kriterleri yerine getirdikten sonra Alman Vatandaşlığı alabiliyorlar,” diye ekliyor Mutlu.

Dolayısıyla, Ryyan örneğinden yola çıkarak, Özcan Mutlu ve daha nice uzmanın dikkat çektiği bir nokta var: Türkiye Cumhuriyeti’nin Federal Almanya Cumhuriyeti’nden ve tecrübelerinden yararlanıp önümüzdeki zamanda mültecilerin gerçek ve ciddi anlamda uyumu için yatırım yapması gerekiyor.

“Aksi taktirde,” diyor Mutlu, “tabiri caizse, “başı boş mülteciler” hem Türkiye hem de tüm Avrupa Birliği için ciddi bir tehlike olma potansiyeline sahip ve bu durumun özellikle popülist ve aşırı sağcı partiler tarafından suiistimal edilmesi tehlikeyi artırıyor.”

Bugün Almanya’da aşırı sağcı ve ırkçı eğilimli Almanya için Alternatif (Almanca: Alternative für Deutschland, AfD) partisine destek kamuoyu yoklamalarında yüzde 20’lere varmışken ve Alman RTL televizyonunun Forsa Enstitüsüne yaptırdığı; 2 bin 500 kişinin katıldığı ankete göre Almanya’da ikinci en çok oy oranına sahip parti olmuşken, Türkiye’de de mülteci karşıtlığı ve mültecilerin “otobüslere doldurulup geri gönderilmesi” bir seçim vaadine dönüşmüş durumda.

Bu tehlikeli tablo karşısında, “belediye başkanlığı” haberini bir peri masalı olarak değil, bir entegrasyon modelinin ilham alınacak bir başarı öyküsü olarak okumak ve bunun tam karşısında ırkçılık ve aşırı sağın yükselişinin hepimiz açısından ne kadar karanlık günleri getirebileceğini kavramak gerekiyor.

Bu yüzden, Mutlu’nun da belirttiği gibi, mültecilerin eğitimi ve toplumsal uyumu için eldeki tüm araçları kullanmak, mültecileri barındıran ülkeler için kritik önem kazanıyor.

Suriyeli mültecileri Altındağ’da mobilya dükkanlarında iş sağlığı ve güvenliği standartlarını önemsemeksizin çalıştırmak, eğitim olanaklarından yoksun bırakmak, topluma entegre olmak için her çıkış yollarını tıkamak da bir çözüm, Ryyan gibi başarı modellerini teşvik edip onlarla övünmek de... Tercih sizin. 

Tüm yazılarını göster