Suna’nın Kızları, kız kardeşleri için deprem bölgesinde

“Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir” der Seneca. Deprem sonrasında bir gecede yaşamlarının akışı değişen kız çocukların derin acılarını konuşacak, onlarla dertleşecek, onları hem sosyalleştirecek, hem de kendi başlarına kalabilecekleri mekanları, aktiviteleri ve destek çabalarını özgünleştirmenin vakti geliyor.

Menekşe Tokyay meneksetokyay@gmail.com

Kapıları çalan benim/ kapıları birer birer. /

Gözünüze görünemem/ göze görünmez ölüler.

Nazım Hikmet, Kız Çocuğu

Üzerinden iki ayı aşkın sürenin geçtiği depremin ardından yapmamız gereken halen çok şey var, ama yapmamamız gereken şeyler de var: hayatın akışına kapılıp depremi unutmak, “kimsesiz kız çocuğu” yazılı mezarın o trajik görüntüsünü belleklerden silmek, deprem mağduru çocukların altüst olmuş yaşantılarını görmezden gelmek, ve daha nicesi...

Suna ve İnan Kıraç Vakfı çatısı altında faaliyet gösteren Suna’nın Kızları da depremin ardından bölgedeki kız çocuklarını unutmamak için adeta çırpınıyor.  

Geçtiğimiz günlerde Hatay’da bir kız çocuğu çadır kentte babası tarafından öldürüldükten sonra gözler bir kez daha kadın ve kız çocukların güvenliği için alınan önlemlere, çadır kentlerdeki güvenlik sorununa ve 6284 sayılı koruma yasasına dair tartışmalara çevrildi.

“Afet turizmi sezonu” kimileri için kapanırken ve herkes yıkık binalar, enkazlar, balonlar arasından duygusal fotoğraflar çekip gitmişken, Suna’nın Kızları afet sonrası süreci çocuklarla birlikte kurgulamak için sessiz ama dip dalga şeklinde ilerleyen bir çaba içerisinde.

Suna’nın Kızları; bir süredir dezavantajlı koşullarda yaşayan 0-18 yaş aralığında kız çocukların eğitim ve öğrenme imkanlarına erişimleri, duygusal ve bedensel güvenliklerini sağlamaları, kendilerini ilgilendiren kararlara katılımı gibi alanlarda çalışan ve projeler üreten bir kolektif etki girişimi... Bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden, 2020 yılında aramızdan ayrılan Suna Kıraç’ın eğitim alanındaki çabalarını, değerlerini, hedeflerini, vizyonunu yaşatmaya ve ileriye taşımaya yönelik bir eğitim yolculuğu...

Suna’nın Kızları; çalışmalarında “kız çocuk odaklı tasarımı” vurguluyor. Bunu; “çocuk güvenliği ve çocuk katılımı temelinde mekânların, programların, faaliyetlerin kız çocuklar için, kız çocuklarla birlikte nasıl geliştirilebileceği üzerine düşünme, tasarlama ve uygulama süreci” şeklinde tanımlıyor.

Yani tüm kız çocukların kendilerini ilgilendiren programlara, faaliyetlere ve mekanlara erişimini kendi özgün ihtiyaç ve beklentileri ışığında sağlamayı ve bu faaliyetlerin ilgili hedef gruba ulaştığından ve kimsenin dışlanmadığından emin olunmasını hedefliyor.

Dolayısıyla, Suna’nın Kızları şu anda kız çocukların hayatlarına nasıl daha iyi dokunabileceğine dair bir tasarım geliştiriyor. Hatay, Maraş, Adıyaman ve Antep’te toplam 7 çadır kent ve 5 konteyner kentteki saha gözlemleri sonucunda hazırladığı raporu, geçtiğimiz hafta kamuoyuna açıkladı.

Kız çocuklarla “ayaküstü” bireysel ve toplu görüşmeler ve saha gözlemleriyle hazırlanan raporun ana kapsamı; deprem bölgelerindeki barınma alanlarının, kız çocukların iyi olma hali açısından incelenmesi ve kız çocukların özgün ihtiyaçları ışığında kız çocuk odaklı tasarım çağrısı yapılması. Bunun için de çocukların iyi olma hallerini doğrudan etkileyen enkaz ve hafriyat alanlarına uzaklık, iklim koşullarına uygunluk, altyapı işlerliği ve çocuklara yönelik hizmetleri temel aldılar.

Zira tüm dünyada acil durumlar ve afetler sonrasında erken yaşta zorla evlendirme, fiziksel ve duygusal istismar, ensest, gebelik vakalarında artış yaşandığı, afetlerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirdiği bilinen bir gerçeklik. Mekânsal kısıtlamalar da bunu besleyen ve kolaylaştıran bir dinamik.

Mart ayında Meclis'te Çocuk İstismarının Araştırılması Komisyonu’na bilgi veren UNICEF temsilcileri de depremin etkilediği illerde çocuk yaşta ve zorla evliliklerin artacağına dair risk tespit edildiğini açıklamıştı. Benzer bir durum 2021’de Haiti’de, 2015 ve 2022 yıllarında Nepal’de yaşanmış, kamplarda kadınlar ve kız çocuklarına yönelik güvenli toplumsal alanların yeterince yaratılmaması sonucu birçok hak ihlali yaşandığı, cinsel sömürüden istismara, hijyen risklerine, insan kaçakçılığına, zorla evliliklere, cinsel şiddete dek birçok vakanın tespit edildiği görülmüştü.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu UNFPA verilerine göre, Türkiye’de şu anda 18-45 yaş arasındaki her 5 kadından 1’i çocuk yaşta evlenmiş, çocuk yaşta evlenen her 3 kadından 1’i çocuk yaşta anne olmuş ve çocuk yaşta evlenen kadınların yarısı fiziksel şiddete maruz kalmış ise, deprem bölgesinde kız çocukların iyi olma hallerine özel bir önem ve öncelik verilmesi şart.

Suna’nın Kızları’nın deprem bölgesindeki duruma dair kız çocukları odaklı eleştirileri oldukça çarpıcı. Örneğin, 400 çadırın olduğu ve yaklaşık 2000 kişinin yaşadığı Hatay-Antakya Eski Hayvan Pazarı Çadır Kenti’nde yeterli aydınlatma sağlanamadığı alanlarda kız çocukları geceleri tuvaleti kullanmakta güçlük çekiyor.

Birçok kız çocuğuna “günün nasıl geçiyor?” diye sorulduğunda “işte böyle, boş!” yanıtı alınıyor. Kız çocuklar günün büyük bölümünü “alanda volta atarak”, deprem öncesi çocukluklarına özlem duyarak geçiriyorlar. Barınma alanlarındaki temel sorunlardan biri, ergenliğe özgü çalışmaların bulunmaması.

Kız çocukların küçük omuzlarına bir de “ağırlaşan bakım yükü” biniyor. Kardeşlerine veya kuzenlerine eşlik eden, ninelerine bakan, çamaşır yıkayan kız çocuklar, eğitim ve oyun başta olmak üzere çocukluk dinamiklerinden uzaklaşarak ister istemez “büyüklerin dünyası”nda yerini alıyor. Bu da yaşanan travmanın da etkisiyle önceliklerin değiştiği bir ortamda, erken yaşta evlilik, çocuk işçiliği, okul terk gibi birçok sonucu da beraberinde getiriyor.

Kız çocukların kişisel bakım ve hijyen ihtiyacı da ayrı bir sorun alanı. Duşları kullanmakta zorlanıyorlar; hijyenik ped erişimleri kısıtlı veya bu pedleri içeren hijyen kitlerini yetkililerden talep ederken toplumsal kalıp yargıların da etkisiyle utanıyorlar.

Geleceğe dair belirsizlik, çadır kentte derslere ve sınavlara böylesi ortaklaşmış bir ortamda çalışmanın zorluğu, birçok kız çocuğunda, bulundukları sosyal statüden kurtulmaya dair umudu da tırpanlıyor.  

Ortak yaşam alanlarındaki farklılaştırma eksikliklerine ek olarak, kız çocuklar “yalnız kalabilecekleri”, kalabalıkların gürültüsünden kaçıp kendilerini dinleyebilecekleri mekanların olmamasından, bireyselliklerinin ortadan kalkmasından da dem vuruyorlar.  

Suna’nın Kızları’nın tüm bu saha gözlemlerinden yola çıkarak getirdiği bazı öneriler de şu şekilde: 13 yaş üstü kız çocuklara yönelik kapsayıcı ortak alanlar oluşturulmalı. Akranlarıyla kız kıza vakit geçirebilecekleri hem ortak hem bireyselleştirilmiş alanlar kurulmalı. Barınma alanlarındaki altyapı sorunları giderilmeli, suya erişim önceliklendirilmeli, aydınlatma sağlanmalı. Sağlık hizmetleri, ergen yaştaki kız çocuklara yönelik hizmetleri kapsayacak şekilde genişletilmeli. Kız çocukların ped başta olmak üzere hijyen malzemelerine erişimini kolaylaştırmak için personelde cinsiyet dengesi sağlanmalı.

Ergen yaşta kız çocuklara yönelik zorla evlendirme, ihmal, istismar gibi riskleri göz önüne bulundurarak takip ve önleme mekanizmaları kurulmalı, çocuk dostu başvuru ve bildirim yöntemleri geliştirilmeli.

En önemlisi de çadır kentlerin ve konteyner alanlarının mekânsal düzenlenmesinde, kız çocuklarını somut ihtiyaçları dikkate alınmalı ve onlar için kurulan alanlarda kız çocuklara gönüllü sorumluluklar vererek işbirliğine katılmaları sağlanmalı ki ihtiyaçları ve beklentileri daha net görülsün.

Suna’nın Kızları bu saha ziyaretleri sonucunda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı işbirliği ile ihtiyaç bölgelerini belirleyerek ilki Kahramanmaraş / Pazarcık’ta olmak üzere özellikle 12-18 yaş arasındaki çocukların özgün ihtiyaçlarını da gözeten Çocuk Yaşam Merkezleri’ni kurmak için harekete geçti.

Suna’nın Kızları genel koordinatörü Burcu Gündüz Maşalacı ile bu çalışmaları hakkında yaptığım söyleşide, kendisi, “Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 50'sini kadınlar, yüzde 27'sini çocuklar oluşturuyor. Yaşam alanlarını, eğitim ortamlarını, mahalleleri kız çocuklar için güvenli ve destekleyici hale getirebilirsek bu iki grubun da hayata daha eşit katılımını sağlayabiliriz” diyor.  

Maşalacı, deprem bölgesinde çocuklarla gerçekleştirdikleri görüşmelerde de hayata eşit katılımın önünde en temel engeller arasında yer alan öğrenme ortamlarına, karar alma süreçlerine, güvenli alanlara ve sosyalleşme olanaklarına erişim en temel meseleler olarak öne çıktığını belirtiyor.

Burcu Gündüz Maşalacı

Suna'nın Kızları’nın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile birlikte oluşturmaya başladıkları Çocuk Yaşam Merkezleri’yle deprem bölgelerinde 12-18 yaş arası çocukların kolayca erişebileceği, kendilerini güvende hissedebilecekleri ve akranlarıyla bir arada zaman geçirebilecekleri mekanlar oluşturulması hedefleniyor. Bu mekanlarda kız çocukların özgün ihtiyaçlarını gözeterek kapsayıcı bir model hayata geçirilecek.

Kız çocukların birer hak öznesi olduğu ve çocukların istismara daha açık hale geldikleri için çocuk güvenliğinin afet sonrası gibi kaotik dönemlerde önceliklendirilmesi gerektiği, sivil toplum kuruluşlarının son dönem çalışmalarında karar alıcılara ve toplumun geneline de net bir şekilde anımsatılıyor.

“Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir” der Seneca. Deprem sonrasında bir gecede yaşamlarının akışı değişen kız çocukların derin acılarını konuşacak, onlarla dertleşecek, onları hem sosyalleştirecek, hem de kendi başlarına kalabilecekleri mekanları, aktiviteleri ve destek çabalarını özgünleştirmenin vakti geliyor.

Depremlerin hemen ardından Maslow’un meşhur İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde belki de ilk aşamalarda fiziksel ihtiyaçların giderilmesi söz konusuyken, artık toplumsal cinsiyet temelli ve çocuk haklarını önceliklendiren bir afet-sonrası destek mekanizmasının gereği, sahadaki gerçekliklerle gözler önüne seriliyor. Çünkü kadınlar gibi kız çocuklar da eskiden evlerinin balkonunda sakız sardunyaları arasında anneleriyle veya arkadaşlarıyla akşamüstü çay keyfi yaptıkları saatte çadır kentlerde çamaşır çitilerken veya tuvalet sırası beklerken, insan onuruna yaraşır bir yaşam standardına yeniden kavuşmak istiyor.

Bunun için de birçok sivil toplum aktörü, tüm özverileriyle ve bilimsel literatürü takip ederek hepimize çağdaş bir patika açıyorlar ve yapıcı öneriler sunuyorlar; mevcut kaynaklarıyla ellerini taşın altına koyuyorlar. Suna’nın Kızları da depremlerden etkilenen kız çocukların böylesi kırılgan bir ortamda manevi kardeşleri oluveriyor.

Tüm yazılarını göster