Sosyal medya reklamları karşısında savunmasız çocuklar

Birleşmiş Milletler, devletlere çocuklara yönelik reklamcılık ve pazarlama faaliyetlerini düzenlerken çocuğun üstün yararını öncelikle göz önünde bulundurmaları konusunda çağrı yapıyor ve bir çocuğun ticari amaçlar doğrultusunda dijital kayıtlara dayanarak profilinin oluşturulmasını kanunla yasaklamaları gerektiğini vurguluyor.

Menekşe Tokyay meneksetokyay@gmail.com

Bazı ebeveynler dikkate alsa ve bazıları üç maymunu oynasalar da, erken yaşta sosyal medya kullanımının çocukların psikososyal gelişimi üzerindeki olumsuz etkileri hakkında uzun süredir ben dahil birçok kişi yazıyor; iletişim profesyonelleri dijital ebeveynlik konusunda uyarılarda bulunuyor.

Bu, buzdağının bir kısmı... İşin bir de “tamamen duygusal yanı” var. Biz kendi bitmek bilmeyen kaotik gündemimizle uğraşaduralım, Harvard Üniversitesi, Aralık ayı sonunda çarpıcı bir araştırmayı kamuoyuna açıkladı: Sosyal medya şirketleri sadece ABD’de çocuklar üzerinden 11 milyar dolar reklam geliri elde etmiş.

Harvard Üniversitesi bünyesinde söz konusu çalışmayı yürüten H.Chan Kamu Sağlığı Okulu araştırmacıları, söz konusu şirketlerin çocukları hedefleyen reklamlarda kendilerine çekidüzen veremedikleri için bu konuda hükümetlerin ciddi bir düzenlemeye gitmeleri gerektiğini anımsatıyorlar.

Ve bu uyarı sadece ABD için de geçerli değil.

Sosyal medya kullanımı ve İnternet penetrasyonunun oldukça yüksek olduğu Türkiye de sosyal medya şirketlerinin hedef pazarları arasında olduğu için, çocukların dijital reklam endüstrisi tarafından “avlanmalarını” önlemek için tüm gerekli düzenlemelerin bu seneden tezi yok hayata geçirilmesi şart.

Ayrıca teknoloji şirketlerinin de çocukları ve yetişkinleri hedefleyen ve potansiyel olarak tehlikeli reklam pratiklerinde çocukların zihin sağlığını ne denli önemsediklerini ve koruduklarını daha büyük bir saydamlıkla ortaya koymaları gerekiyor.

Araştırmada izlenen bilimsel yöntem şu şekilde: ABD’de Facebook, Snapchat, TikTok, Twitter (yeni ismiyle X) ve YouTube kullanıcısı olan 18 yaş altı nüfus belirlendi. Ardından her sosyal medya platformunun 2022 yılında ABD’deki reklam geliri ve her çocuğun her bir platformda harcadığı zaman, eMarketer isimli araştırma şirketinin verileri üzerinden tespit edildi. Akabinde, bu veriler kullanılarak, her bir platformun ABD’de çocuklar üzerinden ne kadar reklam geliri elde ettiğine dair bir simülasyon modeli kuruldu.

Teknoloji platformları kişiye özel dizayn edilen algoritmalar yoluyla çocukları aşırı düzeyde sosyal medya kullanımına yöneltirken, bunun olumsuz etkileri göz ardı ediliyor. Geçtiğimiz sene ABD’de New York ve Utah gibi eyaletlerin temsilcileri, çocuklar arasında sosyal medya kullanımını kısıtlayan bir yasa tasarısını gündeme getirdiler. Ayrıca, onlarca eyalet de, yine 2022 yılında Instagram ve Facebook’un çatı kuruluşu olan Meta’yı, çocukların zihinsel sağlığını bozmakla suçlayan bir dava açtı. Dava sürecinden bu sene sık sık söz edileceği kesin.

Sosyal medya şirketlerinin, çocukları hedefleyen reklamları kendiliğinden durdurmalarını beklemek ise saf bir yaklaşım olur, çünkü buradan ciddi finansal kâr elde ediyorlar. Bu yüzden de çocukları korumak adına anlamlı adımlar atmayı da kasten geciktiriyorlar. Sadece çocuklar üzerinden ne kadar gelir elde ettiklerini saydam bir şekilde açıklamamaları da bunun net göstergelerinden.

2020 yılında Amerikan Pediyatri Akademisi, yayınladığı bir politika notunda, reklamların ikna edici etkileri karşısında çocukların oldukça kırılgan olduklarını, çünkü henüz eleştirel düşünme ve dürtüsel engelleme (impulse inhibition) becerilerinin gelişmediğini belirtmişti. Yani çocuklar, reklamlar karşısında içgüdüsel veya ani dürtülerini yönetemeyebiliyorlar, bu reklamın neden karşılarına çıkmış olabileceğine dair eleştirel düşünemiyorlar. Bu da düşünce ve davranışlar arasında bağlantının oluşmadığı bu erken gelişim çağında, kontrollü ve düşünülmüş tepkiler vermelerini önlüyor; kolaylıkla o reklamın “alıcısı” olabiliyorlar.

Ayrıca, okul çağındaki çocuklara da değinilen söz konusu politika notuna göre, o yaştaki çocuklar da güvenilir sosyal medya ağlarından veya “influencer” denen, takipçileri tarafından söz konusu alanda “otorite” kabul edilen ve onları belirli bir ürünü, fikri veya davranışı benimsemeye yönlendiren kişilerden gelen reklamlara “direnemiyorlar”.

Geçtiğimiz Aralık ayı başında ABD Federal Ticaret Komisyonu, online şirketlerin çocuklara yönelik reklamlarını düzenleyen bir yasa değişikliği önermişti. Bu öneriler arasında, 13 yaş altı çocuklara yönelik dijital reklamların söz konusu kesimi hedefleyen uygulamalarının tamamen kaldırılması ve “push notification” denen bildirimlerin sınırlandırılması vardı. Bu bildirimler çocuk kullanıcıların cihazlarına anlık olarak gönderiliyor ve yeni içerikler, reklamlar, teklifler gibi alanlarda bilgiler veriyor.

Çocukları sömüren “reklam pastasının” içeriğine dönelim: YouTube, 12 yaş ve altı kullanıcılardan en fazla reklam geliri elde eden kuruluş. ABD’de sadece 2022 yılında 959,1 milyon dolar elde etmiş. Onu 801,1 milyon dolar ile Instagram, 137,2 milyon dolar ile Facebook izliyor.

Instagram ise, 4 milyar dolar ile 13-17 yaş aralığındaki kullanıcılardan en fazla reklam geliri elde eden kuruluş. Onu, 2 milyar dolar ile TikTok, 1,2 milyar dolar ile YouTube izliyor. 

Snapchat, 2022 reklam gelirleri açısından 18 yaş altından en fazla pay alan sosyal medya şirketi: 100 kullanıcısının 41’i 18 yaş altı olan kuruluşu, yüzde 35 ile TikTok, yüzde 27 ile YouTube ve yüzde 16 ile Instagram izliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2021 yılı Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması verilerine göre Türkiye’de 6-15 yaş aralığındaki çocukların yüzde 83’ü internet kullanıyor. Bunda pandemi döneminde eğitimin çevrimiçine dönmesinin de payı büyük olsa da, aynı verilerde çocukların günde yaklaşık üç saati sosyal medyada geçirdiği, yüzde 9’unun da internet üzerinden alışveriş yaptığı ortaya çıktı. Verilerin güncel halinin bu sene içerisinde yayımlanması bekleniyor.

Dolayısıyla, tüm sorumluluğu çocukların omuzlarına yıkmadan önce, karar vericilerden uygulayıcılara, öğretmenlerden ebeveynlere dek herkesin dijital okuryazarlık konusunda eğitim alması, kendisini geliştirmesi ve gerekli önlemleri geç kalmadan alması gerekiyor. Çocuk, kendisine veya ebeveynine ait telefon veya bilgisayarda onu reklamlara yönlendirecek uygulamalara erişememeli, ebeveynler çocuklarına dair kişisel bilgi ve görselleri –evde yumurta kırılsa karşımıza yumurta reklamı çıkacak kadar bizleri yakından tanıyan- reklam endüstrisinin “iştahını kabartacak şekilde” sosyal medyada yaygınlaştırmamalı.

Anımsarsanız, yazılım şirketi Kaspersky tarafından yapılan ve geçen yıl yaz döneminde açıklanan anket sonuçlarına göre Türkiye’de ebeveynlerin yüzde 52’sinin sosyal medyada çocuklarına ait fotoğrafları ve bilgileri paylaştığı, içlerinden yüzde 12’sinin de bu fotoğraf ve bilgileri herkesin erişimine açık hale getirdiği görülmüştü.

En temel mahremiyet ve çocuk koruma kurallarına çocuğa bakım verenler ve ebeveynleri tarafından bile dikkat edilmediğinde, Big Tech’in (büyük teknoloji şirketleri) gelir odaklı çarklarının bu durumdan yararlanmaması için herhangi bir denge-denetim mekanizması kalmıyor, zira bu şirketler de tüm internet temelli hizmet ve ürünlerini pazarlarken yanlarında çocukların psikolojisinden ve eğilimlerinden anlayan, internette erişilebilen bilgilerini proses edebilen psikologlar, pedagoglar ve tasarımcılarla çalışıyor.

Ayrıca, internet kullanımında çocuklara özel koruyucu kısıtlamalar aktif hale getirilmeli, bu konudaki riskler ve kötü niyetli girişimler hakkında çocuklar yaşlarına uygun şekilde bilinçlendirilmeli. Zira ister istemez dijital dünyanın bir parçası olan ve hatta buna ihtiyaç duyan çocuğu dijital okuryazarlık konusunda erken yaşta doğru şekilde eğitmek, dijital ürün ve hizmetlere dair topyekün yasaklar getirmekten daha etkin bir çözüm.

Çin’den ABD’ye, Avrupa Birliği’ne dek birçok ülke son dönemde sosyal medyanın çocuk yaşta, aşırı ve potansiyel açıdan zararlı şekilde kullanımını dizginlemek için çabalıyor. Avrupa Parlamentosu da, çocuklar ve gençlere yönelik “rahatsız edilmeme hakkı” konusunda da bir yasa tasarısı üzerine görüşmelerde bulunuyor.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, 2021 yılı Şubat ayında çocuk haklarının dijital ortamda da geçerli olacağını tanıyan Genel Yorum No 25’i kabul etmişti. Komite’nin yayınladığı Genel Yorumlar, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin devletler tarafından nasıl yorumlanması ve uygulanması gerektiğine dair rehberlik sağlıyor.

Genel Yorum’da, devletlere ve iş dünyasına, dijital ürün, hizmet ve platformların daha güvenli ve çocuk haklarına saygılı şekilde kullanımını sağlama sorumluluğu yükleniyor.

Genel Yorum’un 40, 41 ve 42.maddeleri içeren J kısmı, ticari reklamcılık ve pazarlama hakkında ve şöyle deniyor:

Dijital ortam, paralı veya gelir sağlayan içerikler için ticari olarak kişisel verilerin işlenmesine dayalı işletmeleri barındırıyor ve bu süreçlerin çoğunda yer alan ticari ortaklar öyle bir ticari faaliyet zinciri yaratıyorlar ki, çocuk haklarını ihlal veya suiistimal eden bir şekilde kişisel verileri işlemeye başlıyorlar. Bu kapsamda, çocukların dijital adımlarını önceden tahmin eden tasarımların reklamını yapıyorlar, onları istismara açık içeriklere yönlendiriyorlar, uykularını bölecek şekilde otomatik bildirimler gönderiyorlar veya bir çocuğun bulunduğu konumu kullanarak onu potansiyel olarak zararlı ama dışarıdan bakıldığında ticari içeriklerle “hedefliyorlar.”

Buna karşılık, Birleşmiş Milletler, Sözleşme’ye taraf devletlere, çocuklara yönelik ve çocukların erişebileceği reklamcılık ve pazarlama faaliyetlerini düzenlerken çocuğun üstün yararını öncelikle göz önünde bulundurmaları konusunda çağrı yapıyor ve bir çocuğun ticari amaçlar doğrultusunda dijital kayıtlara dayanarak profilinin oluşturulmasını veya kendisinin dijital düzlemde hedeflenmesini kanunla yasaklamaları gerektiğini vurguluyor.

Dünya Epstein dava dosyalarını konuşurken, dünya çapında kız çocuklara yönelik korkunç bir cinsel istismar, fuhuş ve pedofili ağı hepimizin gözü önünde yıllarca genişletilmişken, istismar konusunda hepimizin çok daha temkinli, proaktif ve hassas olmamız gerekiyor.

Ve bu istismar sadece milyarderlerin mide bulandırıcı sapkınlıklarını sergiledikleri özel adalarda olmuyor, aynı zamanda ekran karşısında çocukları başıboş ve her türlü istismar ağına açık hale getirdiğimizde de bu kötüye gidişte umursamazlığımızla rol almış oluyoruz. İstismar, bir milyarderin küçük çocukları taciz etmesiyle de oluyor, teknoloji şirketlerinin erken yaşta sosyal medyaya maruz bırakılan çocukları zararlı reklamlarıyla “avlamasıyla” da...

İstismar türlü türlü, ama çocuğun üstün yararı konusundaki hassasiyet tek ve biricik...

Seneca’nın çok sevdiğim bir sözü var. “Hani,” der Seneca, “büyük bir insan izdihamı olduğunda, insanlar birbirini itekler ama kimse düşmez ve kimseyi kendisine çekemez, öndekiler arkadakileri yıkıma sürükler ya, işte bunu yaşamın her anında görmen mümkündür. Hiçbir insan kendi başına hata yapmaz; her insan aynı zamanda başkasının hatasının nedeni ve kaynağı olur.”

Evet hiçbir insan kendi başına hata yapmaz, özellikle çocuklar muhakeme yetenekleri henüz tam gelişmediği için neyin hata olduğunu da tam olarak bilemez. O yüzden toplumda çocukların iyi olma haliyle ilgili ve bundan sorumlu tüm kesimlerin, çocukların büyük teknoloji şirketlerinin doymak bilmez reklam çabaları karşısında yasal, kurumsal ve pedagojik olarak korunması için zaman geldi, geçiyor bile... 

 

Tüm yazılarını göster