Sıradanız o halde kötüyüz!

Dudaklarında yarım, müstehzi bir gülüş. Hatasını yakaladığı herkesi ezmeye hazır. Tahakküm ilişkilerinin oyuncağı ama farkında değil. Alay ediyor, eziyor, aykırı olanı dışlıyor, kendisi için istemek veya istememek özgürlüğüne sahip olduğu yanılsamasıyla nefretini kusuyor. Umudu hınçla eziyor. Umut verene düşman...

Nur Betül Çelik nbcelik@gazeteduvar.com.tr

Öyle bir kötülük ki sözü askıya alıyor. Hakkında konuştukça meşrulaşan, sözün tahakkümüyle büyüyen, o nedenle dile gelmesi imkansız bir kötülük bu. Bazı filozofların radikalliğinden (örneğin Kant) dem vurduğu türden, bazılarının sıradanlıkla bağdaştırdığı (Arendt), bazılarının toplumsallığın bizatihi kendisini sorumlu saydığı (Adorno) kötülük… Dünden beri kötülüğün çeşitli tezahürleriyle umudumuz baltalanıyor. Umudu tamamen yitirmenin bizi götüreceği noktayı hayal bile etmek istemiyorum.

Sayayım… Önce İstanbul Fatih’te kapısına “Dikkat burada siyanür var” uyarısı konulmuş bir evde ölü bulunan dört kardeş. Benim kuşağımdan hepsi… Üç yaş yakın beş yaş uzak… Açlıkla imtihanları intiharla sonuçlanmış. Yoksunluğun, yoksulluğun kıskacında ölüm dışında çare bulamamış dört yetişkin insan… Polisiye bir merakı dürtmeye çalışan sözde gazetecilerin sözü bitiren bu eyleme “gizem” atfederek bulduğu gedikten sızan gerçeği kuşatıp bastırma gayreti, kötülüğün nasıl da sıradanlığımızdan fışkırdığını görünür kıldı. Kimsenin ağzı torba değil büzesin… Böylesi bir ölümün ardından dokundurmalar, psikolojik dengesizlik imaları, toplumsal olanı bireysel olana havale etmeler, öleni suçlamalar bal gibi kötülük değil mi? Hem de en saf olanından…

Sonra Aksaray’da özel eğitim gereksinimi olan otistik çocuklar için oluşturulmuş sınıfı çocuklarının okulunda istemeyen velilerin okul önünde toplaşıp otistik çocukları yuhlaması… Sıradanlığın kendisinin radikal biçimde kötü olduğunu iddia ederken Adorno haksız mı şimdi? Kendi kitleselliğinden aşırı biçimde memnun, toplum olamamış ama sürekli birlik beraberlik masallarına maruz bırakılmış sözde insanlardan oluşan bu kalabalığın, kendi biricik çocukları rahatsız olmasın diye otistik çocukları istememenin hakları olduğunu, bunu yüksek sesle ifade etmenin de aynı hakkın bir parçası olduğunu zannetmesinden daha büyük bir sıradanlık, daha büyük bir barbarlık ve daha büyük bir kötülük düşünemiyorum. Kötülük, gerçekten de öyle bireysel filan değil. Hepimizin ortaklaşa sorumlu olduğu şey, her birimizin ayrı ayrı değil birlikte yarattığımız, giderek pençesinde esir olduğumuz şey o. Saflık arıyoruz, dolayısıyla kötüyüz. Aynılık peşindeyiz, farkı hazmedemiyoruz, dolayısıyla kötüyüz. Sürüden kaçanı kurt kapar mantığıyla sürünün parçası oldukça kötüyüz. Sürünün sıradanlığıyla kötüyüz.

Dudaklarında yarım, müstehzi bir gülüş. Hatasını yakaladığı herkesi ezmeye hazır. Tahakküm ilişkilerinin oyuncağı ama farkında değil. Alay ediyor, eziyor, aykırı olanı dışlıyor, kendisi için istemek veya istememek özgürlüğüne sahip olduğu yanılsamasıyla nefretini kusuyor. Umudu hınçla eziyor. Umut verene düşman. Kötülük sarmalında o sarmalı derinleştirerek debeleniyor. Aslında özgür olduğunu düşündüğü her durumda biraz daha köleleşiyor. Peki nereye kadar? Ne zaman uyanacak? Kendi sıradanlığından sıyrılabilecek mi? Durumun umutsuz olduğunu kabul etmek istemiyorum, isyanım buna...

Tüm yazılarını göster