Sinema sergiciliğimiz ve Lütfi Akad sergisi üzerine

İstanbul Modern’in modern ve çağdaş sanatlarda edindiği kurucu misyonu Lütfi Akad sergisinde de aynı oranda yansıttığını söylemek zor.

Kültigin Kağan Akbulut kultigin.akbulut@gmail.com

İstanbul Modern’in 2014 yılında gerçekleştirdiği Yüzyıllık Aşk: Türkiye’deki Sinema ve Seyirci İlişkisi sergisi Türkiye sinemasının yüzüncü yılında bir eksikliği doldurmuş ve sinemamıza dair arşiv kaynaklı sergilerin de fitilini ateşlemişti. Halen bir sinematek, sinema müzesinin eksikliğini duyduğumuz zamanlarda izleyicinin de sergiye olan ilgisi bu alanın önünün de ne kadar açık olduğunu göstermişti. İstanbul Modern Yüzyıllık Aşk sergisinin tamamlayıcısı niteliğindeki sergilerine sinemamızın usta yönetmenlerine ayrılmış bir diziyle devam ediyor. Sergi dizisinin ilk konuğu da Türkiye sinemasının “Ustasız Usta”sı Lütfi Akad.

Teknik çözümleri ve anlatım diliyle sinemamızı tiyatro etkisinden kurtarıp “Sinemacılar Dönemi”ni başlatan Akad için Ustasız Usta denmesi sadece yönetmenin gelişimini özetlemez, aynı zamanda Türkiye aydınının da olanaksızlıklar içindeki arayış çabasını yansıtır. Klasiklerin yeni yeni çevrildiği, Hachette Kitabevi’nden alınan Fransızca sinema kitaplarıyla tekniğin öğrenildiği, ulusal kültür tartışmalarının başladığı yıllarda film çekmeye başlayan Akad kendi kendini eğiten aydın tipinin de sinemamızdaki örneklerindendir. Akad’ın sineması hem teknik anlamda, hem de sinemasal dil anlamında bir arayışlar sinemasıdır. Popüler filmlerinden tutun da modernleşen İstanbul yaşamını anlattığı filmlerine, folklorik filmlerinden televizyon için çektiği belgesellere kadar hepsinde denemeler gerçekleştirir. Ustasızdır çünkü örnek alacağı, izinden gideceği, üzerine yeni şeyler inşa edeceği yerli ve yabancı kaynaklar sınırlıdır. Ustadır çünkü dönemin sinema endüstrisinin çözemediği teknik sorunları basit Fransızca sinema tekniği kitapların okuduklarıyla çözer. Aynı zamanda ustalığı mizansen, kadraj, diyalog gibi alanlarda sinemasal dile getirdiği yeniliklerdedir.

Sinema arşivciliğimizin sorunu malum. İstanbul Modern sergilerine de danışmanlık yapan Burçak Evren’in kişisel arşivi başta olmak üzere dağılmış arşivler dışında kurumsal bir arşivimiz halen yok. Antalya, Adana ve Malatya gibi büyük bütçeli bölgesel festivallerin hazırladığı sergiler dışında arşiv sergileri soruna geçici çözümler oluşturuyor, ancak yeni çalışmalara bir şeyler devretmiyor. Modern’in çalışmaları ise bu sorunları çözüme ulaştıramayacak belki ama sorunun görünürlüğüne ve ihtiyacın acilliğine vurgu yapacak bir noktada duruyor. Ancak yine de belli noktalarda Modern’in modern sanatlar ve çağdaş sanatlarda edindiği kurucu misyonu sinema sergilerinde aynı oranda yansıttığını söylemek zor.

Modern’in Türkiye Sinemasında Ustalar: Lütfi Akad sergisi arşivsel ve kronolojik bir çizgide ilerliyor. Ancak kariyerinin ayrıntılarıyla incelendiği bir retrospektiften çok durak noktalarının ele alındığı bir sergi niteliğinde. Set fotoğrafları, yazışmalar, senaryo defterleri, film afişleri ve röportajlarından alıntılarla sergi boyunca yönetmenin kariyerindeki önemli noktalara değiniliyor. İstanbul Modern Sinema fuayesinde yer alan sergi müze izleyiciyle sinema salonu izleyicisi arasında bir köprü kuruyor.

Fotoğraf: Ara Güler

Ancak, arşiv sergiciliğinde geldiğimiz noktada Modern’in Yüzyıllık Aşk sergisi beklentiyi karşılasa da, Lütfi Akad sergisi eldeki veriyi değerlendirip yeni sorulara ve tartışmalara olanak açmıyor. Akad’ın temsil ettiği arayışçılık ve yenilikçilik düşüncesini, sinemamızdaki kurucu misyonunu hakkıyla yansıtılmıyor. Lütfi Akad’ın Işıkla Karanlık arasında kitabı önümüzdeki ay İletişim Yayınları tarafından tekrar basılacak. Uzun zamandır bulunamayan kitabın bu yeni basımı hem Akad’ın sinema deneyimlerini tekrardan okumak, hem de Türkiyeli bir sanatçının arayış izlerini bulmak ve serginin boş bıraktığı alanları doldurmak için yeniden okunmalı.

Tüm yazılarını göster