Savaşlar ve protestolara sokaktan tepkiler ne kadar milliyetçi?

Türk ve Çin milliyetçiliklerinin ortak yanı mağduriyet. Yirminci yüzyılda kurulmuş tüm ülkelerde değişen oranlarda gözlemlenen Batılı ülkeler tarafından iktisadi ve siyasi olarak baskılanma düşüncesi bu iki ülkenin kamuoyunda söylemsel aşağılanmaya karşı bir hassasiyetle birleşiyor. Askeri bir dile sahip olan Türk milliyetçiliğinin aksine, Çin’de sıradan insanlarla başka ülkelerle ilgili konuştuktan sonra Çin’le ilgili söyledikleri hemen her zaman, “Çin çok güvenli bir ülke”. Bu güvenlik algısı iki ayrı anlama gelebiliyor.

Ceren Ergenç cergenc@gazeteduvar.com.tr

Türkiye hükümetinin Suriye’nin kuzeyine savaş -değil- operasyonuna verilen ateşkes -değil- ara Soçi zirvesiyle bitti. Bu süreç, bir kez daha, siyasi spektrumun başka konularda yan yana gelmeyi zul kabul edecek gruplarını devletçi milliyetçilikte bir araya getirdi. Yetmiş yaşında amcaların başında cam şişeleri kırıldı, hayatını mazlumun yanında olmaya adamış Sezgin Tanrıkulu internet kamuoyunda linç edildi, çocuklara asker selamı verdirilen fotoğraflar ve videolar birbiri ardına aktı. Bu esnada Halkbank kredisine rağmen emlak piyasasında yaprak kımıldamadı, her dönemde iş yapar denilen düşük bütçeli lokantalar dahi iflas etti.

Bu dönemde iki ayrı coğrafyada kamuoyunda milliyetçiliği takip eder buldum kendimi. Çin’de yazdan beri devam eden Hong Kong protestoları, Huawei ve benzeri teknoloji şirketlerine getirilen küresel ölçekteki kısıtlamalar, ve Amerika’yla aç-kapa artemaya dönmüş olan ticaret savaşları Çin kamuoyunu Batı’yla her türlü etkileşime karşı aşırı hassas yapmış duruyor.

Geçtiğimiz haftaya iki ayrı kamuoyu tepkisi damga vurdu. İlki Çin’de çok takipçisi olan Amerikan basketbol ligi NBA’in, yine Çin’de çok taraftarı olan Houston Rockets takımının bir yöneticisinin Twitter’da protestoların devam ettiği Hong Kong’a özgürlük çağrısında bulunan mesajının Çin sosyal medyasında yayınlanmasından sonra takım ve hatta lig özür dilemedikçe ulusal kanalların lig yayınlarına aboneliğini kesmesini talep eden bir kampanya başladı. Takım ve lig takip eden günlerde derhal özür dilemelerine rağmen devlet medyası aboneliği gerçekten de birkaç günlüğüne iptal etti.

Bu Çin devlet medyasının NBA yayınlarını dış politika gelişmelerine tepki olarak kestiği ilk olay değil. Örneğin, daha önce Kosova Savaşı sırasında ABD yönetimindeki NATO uçaklarının Belgrad’daki Çin Büyükelçiliği'ni bombalamasından sonra da üyelik bir süreliğine iptal edilmişti. Çin pazarının büyüklüğü, özel sektörü bu gibi durumlarda hemen Çin’in söylemsel taleplerini karşılamaya itiyor.

Çin’de orta sınıfın zenginleşmesiyle spor ve sanat gibi ‘yaratıcı sanayiler’ ve eğitim sektörü bu yeni pazardan pay kapmak için birbiriyle yarışıyor. Üniversiteler daha çok Çinli öğrenci çekmek için Çin kültürünü yurtdışında tanıtmak amaçlı kurulan Konfuçyüs Enstitüleri'nin kampüslerine davet ediyor, ünlü akademik yazarlar konularını Çin’le ilintilendirerek yeni kitaplar yazıyor, tanıtımlarını Çin’de yapıyor. Hangi Hollywood filmlerinin Çin’de gösterime gireceği konusunda rekabet kızışmış durumda.

Quantin Tarantino’nun “Bir Zamanlar Hollywood’da” filmi Çin’de bu ay gösterime girecekti. Filmde Bruce Lee’yle ilgili sahnelerin ünlü aktörü nahoş bir karaktere sahip göstermesine Çin kamuoyunda verilen olumsuz tepkilerin ardından filmin Çin sinemalarında gösterimi askıya alındı. Bu, yönetmen için ciddi bir mali kayıp demek olsak da Tarantino sahnenin Çin’deki gösterimlerde kesilmesini kabul etmedi.

Her ne kadar, Türkiye’de ve Çin’de göze ilk çarpan ırkçılıkla dans eden ateşli vatanseverlikler de olsa, bunun kamuoyunun tamamını temsil ettiğini düşünmüyorum. Türkiye için Suriye gibi konu odaklı bir çalışma bildiğim kadarıyla henüz yapılmadı ama Çin dijital kamuoyunda milliyetçi tepkilerin oranı ve içeriğine dair, benim de dahil olduğum bir seri çalışmada, devletçi milliyetçi, yabancı düşmanı ve şiddet referanslı tepkilerin sosyal medyada sanıldığı kadar büyük bir yer tutmadığı niceliksel olarak ortaya kondu.

Türk ve Çin milliyetçiliklerinin ortak yanı mağduriyet. Yirminci yüzyılda kurulmuş tüm ülkelerde değişen oranlarda gözlemlenen Batılı ülkeler tarafından iktisadi ve siyasi olarak baskılanma düşüncesi bu iki ülkenin kamuoyunda söylemsel aşağılanmaya karşı bir hassasiyetle birleşiyor.

Askeri bir dile sahip olan Türk milliyetçiliğinin aksine, Çin’de sıradan insanlarla başka ülkelerle ilgili konuştuktan sonra Çin’le ilgili söyledikleri hemen her zaman, “Çin çok güvenli bir ülke”. Bu güvenlik algısı iki ayrı anlama gelebiliyor.

Birincisi, toplum içinde etnik ve dini bir çatışma olmaması. Xinjiang’da olup bitenler azınlık halkları ve devlet arasında bir çatışma olarak görülüyor sıradan insanlar tarafından, halklar arasında bir çatışma olarak değil. Her ne kadar İslam karşıtlığına sosyal medyada rastlansa da gerçek hayatta böyle bir tepkiyi ben görmedim.

İkincisi, sokakların ve kamusal yaşantının güvenli olması. Kent yaşamının kadınlar için güvenli olması ve nüfus baskısı ve yoğun iç göç olmasına rağmen Hindistan’daki gibi belediyelerin giremediği varoş mahallelerinin olmaması gibi örnekler verilerek açıklanıyor bu güvenlik hissi.

Bu güvenlik algısında Kültür Devrimi'nin toplumsal hafızası önemli rol oynuyor. Tam da sokakların güvenli olmadığı, toplumsal grupların birbirine düştüğü bir dönemden gelen sıradan insanlar için bugünün ‘güvenli’ hayatı şu anki hükümetin en büyük meşruiyet kaynağı.

Yukarıda bahsettiğim Çin’de sosyal medya üzerine yapılan içerik analizleri gösteriyor ki, Huawei, ZTE, NBA, Tarantino gibi etiketler altına yazılan yorumların dahi çoğunluğu yaşam pahalılığı, çalışma şartlarının zorluğu ve gelecek kaygıları ile ilgili. Sansasyonel yorumlar kültürel milliyetçiliğe odaklanıyor, ama sarkastik yorumlar ev kredisini ödeyemediği için evlenemeyen yeni mezunu ne NBA ne de Hong Kong’daki protestoların kendi gerçekliğinden uzaklaştıramadığını gösteriyor.

Nitekim, geçtiğimiz günlerde Çin ekonomisinin yılın son çeyreğindeki büyüme oranı açıklandı ve Çin devlet medyası bunu içeride ve dışarıda farklı anlatma yolunu seçti. Çin’in 2019 yılı için hedeflediği büyüme oranı yüzde 6.2’ydı ve ilk başta bu oran bile geçmiş yıllara göre çok düşük bulunmuştu. Geldiğimiz noktada, ülkenin yılın son çeyreğinde bu hedefi bile tutturamadığı görüldü. Çin’in İngilizce yayın yapan resmi organı Global Times bu oranı başlığına taşıdı ve bunun için ABD’nin ticaret savaşını suçladı. Çince yayın yapan resmi basın ise başlığına yıllık ortalama büyüme oranını taşıdı çünkü yılın üç döneminin ortalaması hükümetin yılbaşında öngördüğü büyüme oranını tutturuyordu.

Her ne kadar, Halkın Günlüğü gazetesi yıllık oranın yüzde 6.2 olmasını bir başarı olarak göstermişse de, yılın son döneminde büyüme oranının yüzde 6 olduğu sosyal medya kullanıcılarının gözünden kaçmadı ve dijital ortamda tartışmalar ev fiyatlarına odaklandı. Büyüme oranlarının açıklanması öncesinde tarımsal sanayinin yoğunluklu olduğu bölgelerde emlak piyasasını canlandırmak için verilecek bir ‘kırsal emlak kredisi’ verileceği duyurulmuştu. Fakat, yukarıda bahsettiğim Halkbank kredilerinin Türkiye emlak piyasasını canlandıramaması gibi, köylü nüfusa yönelik bu yeni finansal girişim de Çin ekonomisine beklenen canlılığı -henüz- getirmedi.

Sokaktaki insan için son kertede ekmek parasının hamasi milliyetçilikten önce geldiğinin Çin hükümeti de farkında olmalı ki, Hong Kong’daki siyasi haklar talep eden gösterileri özenle iktisadi temelli bir kalkışma olarak sunuyor iç kamuoyunda. Pekin, Hong Kong’da yazdan beri devam eden protestoların, emlak fiyatlarının genç kuşağa toplumsal hareketlilik imkanı sunamıyor olmasıyla açıklıyor. Hong Kong’un zengin iş adamlarını gönüllü olarak devlet-özel işbirliğiyle toplu konuta yatırım yaptırması anakarada takdir topluyor ve Hong Kongluların niye bu çözüme ikna olup gösterileri sonlandırmadıklarını anlayamıyorlar. Bu, daha çok aşamalardan geçecek bir süreç. Türkiye’de ekonomik kriz tartışmaları askıya alınmış durumda, bakalım Soçi Mutabakatı odağı değiştirebilecek mi?

Tüm yazılarını göster