Salda Gölü değil, Salda City!

Şu dakikada “Salda Hepimizin” diyen sosyal medya tembelliğini bırakıp TOKİ’ye, Şehircilik Bakanlığı’na “Salda’ya sahip çıkıyorum ve ne olduğunu biliyorum” deme zamanı. Salda Gölü ya inşaat sektörünün olacak, ya da doğanın. Bu farkı yaratmak tek bir gerçeği örgütlemeye, o gerçeği işin sorumlularına iletmeye bakar, o kadar.

Önder Algedik oalgedik@gazeteduvar.com.tr

Ne garip değil mi? Daha altı ay evvel Şehircilik Bakanı “Sulak Alanlar Günü” kutlamalarının olduğu gün müjdeyi vermiş, Salda Gölü çevresinin nasıl asfalt ve beton ile kaplanacağını söylemişti. Dediğini yaptı ve 31 Temmuz’da iş ihale ediliyor.

Anlaşılan Şehircilik Bakanı iktidarın daralan inşaat krizine su taşımakla yükümlü. Onu eleştirmeye hakkımız yok. Ama peki diğerlerini? Kimse halkın ve iklimin krizine dair bir adım atıyor mu? İktidar gibi muhalefet de beton ve asfalt krizine su taşımaya devam ediyor. Hâlâ “iklim krizi ortada, halkın krizi de ortada” deyip “artık asfalt-beton müteahhitlerine değil, halka ve doğaya çalışacağım” diyen çıkmadı. Fakat bu doğal, bu işlerin çözümü bir partiye bakmaz; bir insana, sorgulayan, düşünen, takip eden ve örgütleyen birilerine bakar. Kimse üstüne alınmaz, herkes şikâyet ederse sonuç neden değişsin?

KARA PROPAGANDİSTLER

Son bir ayımızı düşünelim. ODTÜ KYK yurdu için kesilen kavaklar, Çanakkale’de içme suyu havzasına altın madeni, Ankara’da TCDD’nin eski binasının Medipol Üniversitesi'ne devri ve üstüne eski adı Atatürk Orman Çiftliği, şimdi ise sadece beton çiftliği olan arazide 555 bin metrekare arazinin aynı üniversiteye devri. Üstüne de Salda Gölü’nün inşaata açılması sizde hiç yaşama sevinci bırakıyor mu? Bende bırakmıyor. Mesela bir Ankaralı olarak iş işten geçtikten sonra haber veren meslek odalarından nefret ediyorum. Bir kent bu kadar mı çaresiz kılınır? Neden olan olduktan sonra haberdar ederler?

İktidara kızmak işin en kolay yolu. Muhalefete de kızmak bir yana böylesi kara propagandayı yapanlara da kızamayız. Çünkü hatamız başka yerde.

KAZDAĞI KİMİN?

Bugünlerde gündem olan Kazdağı’ndaki altın madeni meselesini biliyorsunuz. İçme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’nın havzasına yapılan siyanürlü altın arama tesisi yaptıkları yetmiyormuş gibi şimdi de fazladan ağaç kestikleri ortaya çıktı. Bir yıl evvel bu köşede şöyle bir ifade kullanmıştım:

“Çanakkale’de içme suyu sağlayan Atikhisar baraj alanına bir firma altın ve gümüş işletmesi projesi kapasite artırmak için ÇED başvurusu yapıyor. Belediye ise dava açıp kaybediyor ama Danıştay ret kararı veriyor. Buna rağmen şirket proje için ağaç kesebiliyor. Sonuçta kentin içme suyu alanı gibi haklı bir alan bile hakkıyla savunulamıyor.”

Belki de bu tespitimde yanılıyorumdur. Bu cümleleri Kazdağı’nın bir sahibi var diye düşünerek ediyor olabilirim. Belki de Kazdağı herkesin olduğu için kimse asıl işi üstüne almıyordur. Kazdağı’nın bir sahibi olsa Türkiye’nin en fazla kömür santraline sahip kenti olabilir mi? 10 yıl evvel ülkenin en büyük kömür santralleri olan yeri Elbistan iken bugün bu kent Çanakkale. Galiba “Kazdağı hepimizin” sözü bizi bu noktaya getirmekte bir role sahip.

ÇÖZÜM BİR KİŞİNİN DERT ETMESİNE BAKAR

Geçenler günlerde ODTÜ’ye hem iş makinesi hem de polis girmiş, önce Kavaklık bölgesindeki ağaçları kesmiş, sonrasında ise şantiye çalışmalarına başlamıştı. Ağaçların kesilmesi arifesinde öğrenciler direnişe başlamışlar, kamp kurmuşlardı. Ancak betona değil, yurdu kimin yaptığına karşı çıkıyorlardı. Ama bunun nedeni mevcut politikayı irdelememiş, incelememiş, sorgulamamış olmaların rolü olduğunu düşünüyorum.

Aslında konuyu biraz dert ettiğinizde karşınıza bir yurt binası değil, yurtlar çıkıyor, hatta 5 yurt binasından da öte toplam 9 binadan oluşan 50 bin metrekarelik bir inşaat işi çıkıyordu. Bu başka bir şeydi. Hatta konunun hiç “devrimci ODTÜ’ye saldırı" olmadığı, Kredi ve Yurtlar Kurumu'nun neredeyse 2,5 milyon metrekare inşaatı ülke çapına yaydığı ortaya çıkıyordu.

Bu bilgiler basit bir dert edinme ile elde edilebilecek bir şeydi. Ama asıl sorun bu bilgilerin çok daha fazlasına ODTÜ’de bir dizi insanın sahip olması. Gerçek resmi ortaya koymazsak, gerçek bilgiyi örgütlemezsek nasıl kazanacağız?

Ki yazının ertesinde ortaya çıkan basit bir bilgi olayı çok başka bir noktaya getirdi. Meğerse yurt yapılacak arazinin ODTÜ tarafından ODTÜ Geliştirme Vakfı'na intifa hakkı verilmiş. Vakıf da bakanlığa(1) bir yazı ile "herhangi bir yapılaşmaya muvafakatımızın bulunmadığını" belirten dilekçeyi vererek işi çözdü. Yani sorunu çözmek bu kadar kolay bir adımla geldi.

Evet, ağaçlar baştan kesilmişti ve Vakıf hakkına baştan sahip çıkabilirdi. Geç bile olsa sahip çıkması KYK yurdu işini kilitledi. Ama güzel olan o bölgeyi ağaçlandırmanın yolu açıldı ve daha güzeli beton dökmenin önü kapandı.

SALDA GÖLÜ DEĞİL, SALDA CİTY

Bütün bunlar aslında sahip çıkmadığımız zaman ne kadar kara propaganda ile çevrelendiğimizi, sahip çıktığımız zaman, sorguladığımız, araştırdığımız, işin aslını ortaya koyduğumuzda, yani bilgiyi örgütlediğimizde nasıl kazanabileceğimizi gösteriyor. Salda Gölü Millet Parkı, çarşamba günü öğleden sonra ihale ediliyor. 2 Şubat’ta Bakan'ın açıklamasından ihalenin onayına kadar geçen beş ayda kimse ilgilenmemiş. Şimdi de ihaleye çıkılıyor. Aslında bir kişi dert etse ve sadece bilgileri ortaya koysa işin rengi ve neden yapılmaması gerektiği ortaya çıkar. O zaman biz dert edelim ve proje hakkında en basit 5 gerçeği ortaya dökelim:

  1. Proje ODTÜ KYK yurdu kadar büyük bir inşaat: ODTÜ KYK yurdu 50 bin metrekare inşaat, Salda Gölü Millet Parkı ise 140 bin 497 metrekare inşaat, altyapı ve sosyal donatı işi.
  2. Göl Manzaralı Şehir: Şimdi sıkı durun Salda Gölü çevresine 1 kıraathane binası, 1 sağlık birimi, 2 yönetici birimi, 2 satış birimi, 1 oturma birimi, 1 mutfak birimi, 1 bulaşıkhane, 2 kafe, 2 mescit, 6 büfe, 4 giyinme-soyunma birimi, 4 WC inşa edilecek. Yani Bakan bina yapılmayacak dediği binalar bunlar.
  3. Salda Gölü’ne fosseptik gelecek: Proje bununla bitmiyor. Ayrıca bir su deposu ve tam iki tane fosseptik çukuruna da sahip. O fosseptikten bir şeylerin sızma ihtimalini bir düşünün.
  4. Ahşap giydirmeli betonlar: Projede bol bol ahşap geçiyor. Ama göz boyama. Çünkü temel ve taşıyıcılar zaten beton. Üstüne altyapı ile toprak altına konacak beton boruları ve işleri ekleyince göl betona doyacak. Bütün bu işler için ortalıkta gezecek o pis hafriyat kamyonları ve iş makinelerini de ekleyin.
  5. Ağaç A.Ş’ye kaynak: TOKİ ihalede bölgenin ekolojisi yerine şirketlerin ekonomisini düşünmüş ve dört metre boyunda koca koca akçağaçlar, meşeler, üç metre boyunda karaçamlardan 247 tane dikilmesini diğer peyzaj işleri ile beraber istemiş.

Acayip değil mi? Resmen Salda Gölü kenarına koca bir şehri taşıyorlar ve kriterleri bırakın göl kenarına yapmaya, artık Avrupa’da şehre bile yapılmayacak tesisleri yapıyorlar. Sadece yukarıdakilere ek olarak yapılacak şu işleri de ekleyelim, projede ayrıca yol imalatları, atık su kanalizasyon şebekesi, yağmur suyu kanalizasyon şebekesi, yağmur ve temel drenaj şebekesi, içme suyu şebekesi ve bina bağlantıları, yeşil alan sulama şebekesi, sert zemin ve bitkisel peyzaj imalatları, elektrik, telefon yeraltı şebekesi inşaatları ve hatta doğalgaz şebekesi de olmak üzere bir şehirde olması gereken onlarca kalem iş ayrıca var.

Ama daha acayibini sona sakladım. TOKİ bir gölü mahvetme yetkisini kimden almış sizce?

SALDA MÜTEAHHİTLERİNDİR

TOKİ bu işi yapmak için hangi yetki ile yola çıkmış? Tabii ki ilk aklınıza gelen Bakan’ın o gün yardımcıları ile beraber Salda Gölü kenarında basın açıklaması yapması ve sonrasındaki idari işlemler diyeceksiniz. İşin aslı o da değil... Şu cümleyi altın harflerle Salda Gölü'ne asmak istiyorum:

“BURDUR YEŞİLOVA KAYADİBİ MAHALLESİ SALDA MİLLET BAHÇESİ’NİN TOPLU KONUT İDARESİ TARAFINDAN İHALE EDİLMESİ VE İLGİLİ MÜTEAHHİDİN TALEBİ ÜZERE ALTYAPI TATBİKAT PROJELERİNİN YAPILMASI KARARLAŞTIRILMIŞTIR.”

Demek ki 2 Şubat tarihinde Bakan’ın açıklaması sonrası konuyla kimse ilgilenmemiş ama müteahhitler gitmiş ve kendilerine şartname yazdırmışlar. Demek ki göl hepimizin değil, zaten birilerinin olmuş.

Çarşamba günü saat 15.00'de İstanbul Küçükçekmece’de bir binada müteahhitler bir araya gelip Salda Gölü kenarına koca bir şehir kondurma işine teklif verecekler ve göl kenarına 140 bin metrekareden fazla inşaat 27 bina, 2 fosseptik ve onlarca kalem işi konduracaklar. İktidar inşaat sektörünün krizini çözmek için çok çalışıyor. Keşke beton ve asfalt yerine halkın ekonomik ve iklim krizine cevap üreten bir siyaset figürlerimiz olsaydı. Ama onun için zaman da yok. Şu dakikada “Salda Hepimizin” diyen sosyal medya tembelliğini bırakıp TOKİ’ye, Şehircilik Bakanlığı’na “Salda’ya sahip çıkıyorum ve ne olduğunu biliyorum” deme zamanı.

Salda Gölü ya inşaat sektörünün olacak, ya da doğanın. Bu farkı yaratmak tek bir gerçeği örgütlemeye, o gerçeği işin sorumlularına iletmeye bakar, o kadar.

(1) Bu güzel haberi doya doya okuyun: https://www.odtumd.org.tr/kykya-bir-darbe-daha/

Tüm yazılarını göster