Rus basınında geçen hafta (24-30 Kasım): AB Türkiye'deki yargıdan şikayetçi

Gazeta.ru'ya konuşan Rusya Bilim Akademisi'ne bağlı Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Uzmanı Viktor Nadein-Rayevskiy, AB-Türkiye ilişkilerinde en büyük sorunun yargı sistemi olduğunu vurguladı. AB'nin bütün yargıçların cumhurbaşkanı tarafından atanmasından ve medyaya uygulanan baskıdan şikayetçi olduğunu belirten Nadein-Rayevskiy, Türkiye mevzuatının AB’ye uygun şekilde değiştirilmesinin uzun süreceğini öne sürdü.

Andrey İsaev aisaev@gazeteduvar.com.tr

Regnum ajansı sitesinde yayımlanan yazıda Stanislav Tarasov “ABD’nin Kürtler ve Türkiye ile dansı ne zaman sona erecek” sorusuna cevap aradı. Amerika’nın Türkiye-Suriye sınırında gözetleme noktaları kurmak istediğine dikkat çeken yazar, Ankara’nın bu girişime sıcak bakmadığının altını çizdi. Ne var ki yıl sonuna kadar Menbiç’te Amerikan askerleriyle devriyeye başlamak isteyen Türkiye’nin, ABD’nin liderliğindeki koalisyona üyeliği sürerken YPG Sözcüsü Nuri Mahmud, YPG’nin ABD ve uluslararası koalisyon ile “stratejik anlaşma” yaptığını söyledi. Bununla beraber Kürt medyası, Suriye’de Amerika'nın cihatçıların Türkiye’ye sızmasını önlemeye çalıştığını ve Kürtlere yardımda bulunduğunu yazdı.

Yazara göre “çoğu uzman” Washington’un hem Suriye’de askeri varlığını sürdürmeyi hem de “Kürt projesini Türkiye’nin müdahalesinden koruyarak” hayata geçirmeyi istediğini öne sürüyor.

Neticede Suriye’nin kuzeyinde “Şam’dan bağımsız ve Türkiye’nin Kürt bölgelerine kadar uzanan bir koridorun oluşacağını” tahmin eden Tarasov, Amerikan gözetleme noktalarının bu projeyi hızlandırmaya yönelik olduğunu öne sürdü. Tarasov bu durumda Türkiye’nin “ciddi tedbir alması”nın beklenebileceğini ifade etti.

Gazeta.ru yazarlarından Nino Djargkava Türkiye’nin neden AB’ye alınmadığını araştırdı. Yazara göre uzun zaman sonra Ankara ve Brüksel'in bu konuyu yeniden görüşmeye başlamasına rağmen, yakın zamanda Türkiye’nin AB’ye katılımı mümkün görünmüyor. Yine de mülteci akımını durdurmaya çalışan Brüksel, Ankara ile görüşmeye devam edecek.

Gazeteye konuşan Rusya Bilim Akademisi'ne bağlı Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Uzmanı Viktor Nadein-Rayevskiy, AB-Türkiye ilişkilerinde en büyük sorunun yargı sistemi olduğunu vurguladı. AB'nin bütün yargıçların cumhurbaşkanı tarafından atanmasından ve medyaya uygulanan baskıdan şikayetçi olduğunu belirten Nadein-Rayevskiy, Türkiye mevzuatının AB’ye uygun bir şekilde değiştirilmesinin uzun süre alacağını öne sürdü.

Aynı kuruluşta çalışan Sergey Utkin de Nadein-Rayevskiy ile aynı fikirdeydi. Önümüzdeki 20 yıl içinde Türkiye’nin AB’ye girmesinin mümkün olmadığını tahmin eden uzman, buna rağmen mülteci sorunu, Suriye savaşı ve ikili ticaret gibi öne çıkan ve her iki tarafı ilgilendiren konuların ortada olduğunun altını çizerken bazı önemli sorunlar Türkiye’siz çözülemediği için Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkilerin gelişmeye devam edeceğini söyledi.

Kommersant gazetesinde yazısı yayımlanan Marianna Belenkaya, Türkiye'nin Cemal Kaşıkçı cinayetini ”değerlendirmeye” çalışırken ABD ile Suudi Arabistan’ın bunu engellemeye çalıştığını öne sürdü.

Çağdaş Türkiye Araştırma Merkezi uzmanlarından Yuriy Mavaşov, gazeteye verdiği röportajda, “kademe kademe” cinayet detaylarını basına yansıtarak ve uluslararası soruşturmayı talep ederek Türkiye’nin Donald Trump ile Suudi rejimine “şantaj” uyguladığını öne sürdü. Uzmana göre amacı, Suudi Arabistan’ın bölgede rolünü azaltıp ABD’nin Ortadoğu’daki ana müttefiki konumundan çıkarmaktır: “Gerçekler tam olarak ortaya çıkarsa Donald Trump Suudilere ağır yaptırımlar uygulamak zorunda olacak”. Ne var ki daha önce Trump, ne olursa olsun Washington-Riyad ilişkilerinin zedelenmeyeceğini açıklamıştı.

Belenkaya göre Kaşıkçı cinayeti konusunda temkinli davranan ve ancak kapsamlı soruşturmadan çıkan nihai sonucu bekleyen Moskova, olayı Riyad ile ilişkileri güçlendirmek için bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışıyor. Yazar, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr’in bir röportajda "Ülkemiz, topraklarını ve halkını korumak için ihtiyaç duyduğu silahları herhangi bir münasip kaynaktan almakta serbesttir" şeklinde yaptığı açıklamaya dikkat çekti.

İzvestiya gazetesi askeri uzmanı Aleksey Tarasov, Türkiye’nin “Altay” tankını seri üretime geçişini yorumladı. Toplamı 25-30 milyar dolar civarında olan tank üretim kontratının beklenen bir gelişme olduğunu söyleyen Tarasov, Türkiye savunma sanayisinin genel olarak hızla geliştiğinin altını çizdi.

TSK’nin kullandığı ithal tankların çoğunun oldukça eski olduğunu iddia eden yazara göre yakın zamana kadar Savunma Bakanlığı gerektiğinde yeni tank satın alabileceğini bilerek milli üretime fazla önem vermiyordu. Bu durum 2016 darbe girişimine dek sürdü. O tarihten sonra Erdoğan’ın attığı birçok adım, eskiden Türkiye’ye silah satan kimi ülkelerle ilişkileri bozdu. Öte yandan Tarasov’un deyişiyle Fırat Kalkanı zarfında Türk zırhlı birlikleri “sayısal açıdan çok fazla olmayan ama TSK'nin imajını büyük ölçüde karalayan” zayiat verdi.

Sonuçta savunma sanayisine hız verildi ve “Altay” kontratını “Recep Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen” Ethem Sancak’ın şirketi aldı. “İslamlaştırma politikası” da Katar ve BAE’den üretimin finansmanını sağladı.

Bununla beraber Tarasov, “Altay” projesinin savunmadan ziyade propaganda niteliği taşıdığını ve projenin amacının Türkiye’nin savunma alanında Batı’ya bağımlı olmayıp tek başına kapsamlı projeler gerçekleştirebildiğini göstermek olduğunu iddia etti. Medyanın durmadan övdüğü “milli savunma projelerinin” aslında zor yürüdüğünü öne süren yazar, “milli” silahların çoğu zaman yurt dışından alınanlara dayandığını “Altay” tankının özünün de Güney Koreli “Siyah Panter- K2” tankı olduğunu belirtti.  Yazar "Üstelik FETÖ operasyonlarında azalan subay sayısı ayrı bir mesele" dedi.

Yazıyı bitirirken Tarasov “Altay”ın daha çok askeri sergi ve resmi törenlerde gösterileceğini tahmin ederek yeni tankların ekseriyetle “depolanacağını” veya savaşa ancak “idareli şartlarda” gireceğini iddia etti.

Tüm yazılarını göster