Nika, yaşam, özgürlük

Birçok açıdan son on yıllarda yaşanan dünyanın en geniş çaplı feminist protesto hareketlerinden biri İran’dan çıkıyor ve bunun erkeklerle omuz omuza gerçekleşmesi, okullarda sivil itaatsizlik eylemlerine dönüşmesi, tüm bunların da herhangi bir liderleri olmadan ve spontane biçimde gerçekleşmesi hiç de azımsanacak bir şey değil.

Menekşe Tokyay meneksetokyay@gmail.com

İsmi Nika Shakarami’ydi. Henüz 16 yaşında bir çocuktu. Hayatta en çok sevdiği şeylerden biri de özgürce şarkı söylemekti.

Sesi çok güzeldi, içine yıldız tozlarını serpiştirdiği gülümsemesi de bir o kadar zarif... Mikrofonu eline alarak kahkahalar eşliğinde söylediği şarkı asılı kaldı belleğimizde.

Özgürce, dilediği gibi, kişisel tercihleri doğrultusunda yaşamaya aç kalmıştı adeta. Yaşadığı toplumun tüm kısıtlamalarına rağmen ülkesinde kendisinin ve diğer kadınların özgürlüğü için doya doya şarkılar söylemek istemişti.

Ailesi onu günlerce aradı. Yer yarılmış, Nika içine girmişti adeta. Ama ortadan ikiye ayrılan yer değil, kadınların yaşam haklarıydı aslında... En sonunda cesedinin Tahran’da bir gözaltı merkezinin morgunda olduğu bildirildi ailesine.

Kafatası kırıktı. Dünyanın gözü önünde dövülerek öldürülmüştü.

Henüz 16 yaşındaydı ve doğum gününe birkaç gün kalmıştı. Doğum gününde pastasını üflerken daha nice şarkılar söylemeyi planlamıştı.

Ne yapacağını bilmez haldeki ailesinin yaşadığı dehşet ve çaresizlik ortamında, otoritelerin gösterdiği mutlak bir acımasızlık sonucunda ücra bir köye gömüldü Nika. Cenaze töreni yapılması yasaklanmıştı. Ne de olsa, henüz 22 yaşındayken ahlak polisi tarafından gözaltında dövülerek öldürülen Mahsa Amini’den sonra yeni bir “kadın kahraman” daha yaratmak istemiyordu “otoriteler”.

Ölümü çağrıştıran kargalar uçuşuyordu gökte. Cenazesine eşlik eden rüzgârda Füruğ Ferruhzad’ın dizeleri yankılanıyordu:

“Başımızın

Üstünden uçan

Ve giren serseri bir bulutun karışık düşüncelerine

Ve sesi kısa bir mızrak gibi geçen, ufku baştanbaşa

O karga

Kente götürecek bizim haberimizi”

DR.SAVASH PORGHAM: 'İLK KEZ BÖYLESİNE GENİŞ BİR ORTAK TEPKİYLE İSYAN ETMİŞ DURUMDALAR'

Ve tıpkı Füruğ gibi, “Ben, o koskoca buluttan yağmak istiyorum” demeye devam ediyordu İranlı kadınlar... Sonraki nesillere rol model olmak istiyorlardı. Çünkü tüm kadınlar özgür olana kadar hiçbir kadın tam anlamıyla özgür değildir.

İran üzerine çalışan İran asıllı gazeteci ve akademisyen Dr. Savash Porgham’la bu konuda geçtiğimiz günlerde yaptığım söyleşide, İran’da son yaşanan eylemlerin öncekilerden üç noktada ayrıldığına dikkat çekiyor ve özetle şu şekilde açıklıyor:

1) Toplumun birbirinden farklı sosyoekonomik ve sosyokültürel kesimleri, rejimin halkın yaşam ve kıyafet tarzına müdahalesine karşı bir itiraz sergileyerek, ortak bir amaç ve hedef doğrultusunda, ilk kez böylesine geniş bir ortak tepkiyle isyan etmiş durumdalar.

2) Uzun yıllardır suskun olan üniversiteler ve öğrencileri ayaklanmış durumdalar.

3) 1979 İslam devriminden sonra hiç görülmemiş bir biçimde, lise öğrencileri de geniş bir eylemsellik içindeler.  

Birçok açıdan son on yıllarda yaşanan dünyanın en geniş çaplı feminist protesto hareketlerinden biri İran’dan çıkıyor ve bunun erkeklerle omuz omuza gerçekleşmesi, okullarda sivil itaatsizlik eylemlerine dönüşmesi, tüm bunların da herhangi bir liderleri olmadan ve spontane biçimde gerçekleşmesi hiç de azımsanacak bir şey değil.

Meydanlar işgal ediliyor; okullarda toplanan kalabalıklar ve farklı sektörlerin kurduğu şûralarda itirazlar dillendiriliyor; oturma eylemleri yapılıyor; işçi grevleri düzenleniyor ve toplumun farklı katmanları derin sessizliklerini bozuyor. İran halkı, ne giyip ne giyemeyeceğine karar verme cüretini gösteren devlet aygıtı karşısında kendi tercih haklarını anımsatıyor.

'İRANLI ERKEKLER EYLEMLERE DESTEKÇİ OLARAK KATILIYOR'

Dr. Porgham da İran’daki son protestoların öncüsünün “kadın hareketi” olduğunu, ancak erkeklerin de sürece “kadınların destekçisi” olarak müdahil olduklarını belirtiyor.

İranlı kadınlar yaşadıkları 43 yıllık baskının sonucu olarak uzun yıllardır dozu giderek yükselen ve sürekliliği hiç dinmeyen bir aktivizm ve eylem dinamiği sergiliyorlar. İranlı kadınlar “zorunlu başörtüsüne” karşı yürüttükleri kararlı eylemlerle İran rejiminin 1979 İslam devriminden sonra oluşan müesses nizamının fabrika ayarlarıyla oynamış ve bu ayarları bozmuş durumdalar. Mahsa Amini’nin katledilmesi sonrasındaki eylem sürecinin aslan payı İranlı kadınlarındır ve onların başarısıdır,” diyor Porgham.

Eylemlerde gözaltına alınıp veya tutuklananlar, ağırlıklı olarak 17-25 yaş aralığında.

İran’da süregiden “itirazın” ana taşıyıcısı genç nesil olsa da, orta yaşlı kadın ve erkeklerde ortak ve homojen bir tepkiden şu an için söz edilemiyor, zira eylemlere gençlerle birlikte aktif şekilde destek verenler de var, bu protestolara karşı çıkanlar da...

Ancak”, diyor Porgham, “rejimin insanların hayat tarzına müdahalesine karşı çok güçlü bir muhalif damarın her yaş grubundan kadın ve erkek arasında yükselişte olduğu yadsınamaz bir gerçek”.

İran’da sekülerinden dindarına, işçi sınıfından beyaz yakalısına dek farklı sosyal segmentlerden bir araya gelenler bu öfkeleri ve memnuniyetsizliklerini ortaya koyarak yeni bir sosyal sözleşme talep ediyorlar.

RAFSANCANİ'NİN KIZI DA EYLEMDE 

Aralarında, görevi süresince kadınların görece özgürleşmesini desteklemiş olan eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin kadın hakları aktivisti olan kızı Faize Haşimi de var. O da, hemcinslerine karşı şiddet kullanımını kınadığı için gözaltına alındı. Ancak karşısında da, giyim kurallarını İslam Cumhuriyeti’nin bekasının temel aracı olarak gören, bu konuda herhangi bir geri adım sonucunda İran’daki ruhban sınıfını da sona erdirme gibi taleplerle gelebileceğinden çekinen bir yönetici kesim var.

Tabandan yükselen ve çoğu da hayatlarında ilk kez bir siyasi protestoda yer alan bir kuşağın mensupları tarafından ortaya konan bir memnuniyetsizlik ifadesi bu... Zira, zorunlu örtünme, İranlı kadınlar için aynı zamanda bir teokrasinin baskısı altında nasıl nefes almaya çalıştıklarının ve yaşadıkları adaletsizliklerin de en görünür simgesi.

Dolayısıyla İran’da çoğunlukla gençlerden oluşan bu protestocu grup, kadının insan haklarına odaklanan yola çıkış hikayelerini daha da genişleterek özgürlüklerin önemsendiği daha geniş bir sistem değişikliğini talep ediyor.

Özellikle Afganistan ve İran gibi kadının insan hakları açısından kriz bölgelerinde gerçekleşen bu tür hak savunuculuğu, rejimin kendilerine doğrulttuğu silahlar ve mermiler karşısında büyük bedeller ödeyerek gerçekleştiği için bir kat daha anlam kazanıyor. Çünkü onlar, zamanında Ece Ayhan’ın Nilgün Marmara için söylediği “dünyayla yaralı kadın” tanımlamasının içini dolduruyorlar. Onlar da dünyayla yaralı kadınlar...

ULUSLARARASI KAMUOYUNUN DESTEĞİ 

Bu aşamada Batı’nın yapması gereken İran üzerinde daha fazla yaptırım dayatmak değil, İran sivil toplumunu baskılayan uygulamaları kaldırmak. Örneğin İranlıların dış dünyaya erişimini sınırlandıran vize uygulamalarını kolaylaştırmak veya eğitim amaçlı değişim programları dahil olmak üzere daha fazla seçenek sunmak.

Bununla birlikte, özellikle İranlı hak savunucularının vurguladığı bir nokta da, Batı’nın bu protestoların kışkırtıcısı olduğu şeklinde bir algı yaratmayacak bir tutum izlemesinin gerekli olduğu...

Dr. Porgham’a göre; “uluslararası kamuoyu ilk kez İran’daki protestolara bu denli geniş bir destek verdi ve bu durum önemsenmeli. Ancak batı devletleri nezdinde yetkililer tarafından verilen destek İran rejimi tarafından 'dış güçler, Amerika, İsrail ve Batı komplosu' argümanı üzerinden kullanılıyor. Batının ve uluslararası toplumunun desteğinin dengesi bu bağlamda önemli çünkü herhangi bir doz aşımı İran halkının haklı eylemlerine ve taleplerine gölge düşürebilir”.

Porgham, madalyonun diğer yüzünde ise, İranlı protestoculara destek verirken diğer yandan İran rejimiyle nükleer mutabakat görüşmeleri yapan ve insan haklarını ikinci plana atan “ikircikli” bir Batı’nın olduğunu önemle vurguluyor.  

Dolayısıyla, Tahran’da ve İran’ın birçok kentinde duvarlardan pankartlara, oradan da kalplere dek uzanan “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganlarının sahiciliği, İran’daki değişim ve dönüşüm talebinin tabandan gelmesi gerektiğinin en çarpıcı kanıtlarından...

İRAN GENÇLİĞİ NE İSTİYOR? 

Porgham da, “Sokaktaki gençlerin taleplerini en iyi ortaya koyan şey şüphesiz attıkları sloganlar” diyor ve birbirinden farklı toplumsal kesimlerin başörtüsü ve yaşam tarzına müdahaleye karşı başlayan eylemlerinin rejimin temeline ve esasına karşıtlığa dönüştüğünü belirtiyor.

Peki İran’daki gençler ne istiyor?

Aslında dünyadaki yaşıtlarının istediği ve bir kısmının da elde ettiği temel hak ve özgürlüklerini kullanmak istiyorlar.

Avaz avaz şarkı söylemek de buna dahil, başını örtüp örtmeme kararını kendisinin alması da, toplumsal cinsiyet eşitliğinin kabul gördüğü bir toplumda istediği mevkide çalışabilme hakkı da...

Dolayısıyla gençler daha fazla özgürlük, daha fazla eşitlik, daha fazla gelir adaleti, daha fazla iş, daha fazla aş, daha fazla aşk istiyorlar.

Porgham’a göre ise, bir anda bir dönüşüm yaşanması kolay değil ve belirli dinamiklerin hepsinin birlikteliğini gerektiriyor.

Ancak başta kadınlar olmak üzere İran toplumu, mutlaka hak ettiği kazanımları zamanla elde edecek,” diyerek kendi toplumundan güçlü bir kesimin de bir nevi sözcülüğünü yapıyor.

Bunu da artık münferit mücadelelerle değil, olgunlaşmış bir birikim sonucunda örgütlü olarak ve ısrarlı bir mücadele eşliğinde, birbirlerine kenetlenerek yapmaya karar verdiler.

İranlı kadınlar dayatmalara karşı artık ayağa kalkıp haykırmak, öldürülmek pahasına saçlarını savurmak, şarkılar söylemek ve kazanımlarını yasal zemine kavuşturmak için yeterli güce sahipler. Kadınlar varsa yaşam vardır. Kadınlar varsa kızkardeşlik vardır.

Ve kadınlar dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar asla yalnız yürümeyecekler ve bugün değilse de bir gün mutlaka istedikleri giysilerle istedikleri şarkıları söyleyecekler.

Tüm yazılarını göster