Müzikte fırsat eşitliği arayışı: Orada bir ‘Oxford’ var uzakta…

Dört farklı yaşam öyküsü, dört somut kariyer yönelimi üzerinden bir kez daha sanat dünyasında fırsat eşitliğine dair mevcut koşullara ve gençlerin beklentilerine ışık tuttuk.

Menekşe Tokyay meneksetokyay@gmail.com

Doğu ve Güneydoğu’da doğup ünlenen müzisyenlerin diline pelesenk olmuş “Oxford vardı da biz mi gitmedik?” sözüyle dalga geçilse de aslında bu ifade ardında çok çarpıcı bir gerçekliği barındırıyordu: Bölgedeki çocuk ve gençlerin müzik kurumlarına, enstrümana ve eğitim imkânlarına erişimindeki yetersizlik...

Türkiye, insanların eşit haklarını vurgulayan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne ve çocuk haklarının Magna Carta’sı kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf.

Ancak gerek bölgeler arası sosyo-ekonomik eşitsizliklere, gerekse gelir dağılımına bağlı olarak, diğer birçok alanda olduğu gibi müzik eğitiminde de fırsat eşitliğinin uluslararası normlara uyumlu hale getirilmesi için daha alınacak çok mesafe var.

Bu açıdan, Doğu ve Güneydoğu’nun yetenekli çocuk ve genç müzisyenleri, potansiyellerini gerçekleştirme konusunda bir süredir yoğun bir çaba içerisinde.

Son dönemde gerek devletin üstün veya özel yetenekli çocukların sanat ve bilim alanlarında gelişimini sağlamak amacıyla dört bir yanda yaygınlaştırdığı ve sayıları 182’yi bulan Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM), gerekse birçok ilde açılan konservatuarlar, fırsat eşitliğine erişimde önemli bir araç haline geldi.

Bununla birlikte, kimi çocuk Yüksekova’da piyano eğitimi alamadığı için bu tutkusunu sonlandırıyor, kimisi babası şehir değiştiremediği için konservatuar hayallerini noktalıyor. Kimisi ise, kendine ait bir enstrüman olmadığı için hava kararana dek konservatuar piyanosunda alıştırmalar yapıyor.

Öte yandan, Almanya’da yaşayan Mardinli başarılı opera sanatçısı soprano ve Leyla Gencer Büyük Ödülü, Altın Orfeo ödülü sahibi Pervin Çakar gibi “duayen” müzisyenler, doğdukları topraklara bir vefa borcu olarak bölgedeki müzisyen çocuk ve gençlere yön çizip burs imkânları yaratıyor.

Bu çocuk ve gençlerin bir kısmını gün ışığına çıkarmak için Gazete Duvar olarak bir dosya hazırladık.

Van’ın Çaldıran ilçesinde doğan İrem Atabay (23) halk müziği alanında üstün yetenekli olup, imkânsızlıklar içerisinde bu potansiyelini geliştirmeye çabalayan müzisyen gençlerden biri.

Sesinin özgünlüğünü öğretmenlerinin fark etmesi sonucu okulunun düzenlediği yarışmalara ve koro çalışmalarına katılan İrem’in tam da o dönemde bağlamaya ilgisi doğdu ancak onu satın alacak parası yoktu.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Mühendisliği bölümünü kazanan İrem, bu sırada çeşitli mekânlarda sahne alıp şarkı söyleyerek biriktirdiği harçlıklarıyla bir bağlama sahibi oldu. Ardından kültür merkezlerinde kurslara giderek sesiyle enstrümanını birleştirmeye karar verdi.

Bu süreçte dört tane klip çalışması olan İrem’in “Hiv Zere” parçası sosyal medya üzerinden milyonlara ulaştı ve birçok müzik otoritesi tarafından “geleceğin en güçlü kadın dengbejlerinden biri” olarak nitelendirilmesinin önünü açtı.

İrem, Doğu’nun güçlü sesli müzisyenlerinden biri olarak yeteneğini güçlü bir müzik eğitimiyle derinleştirmesi gereken müzisyenlerden biri.

 İrem Atabay

Bize dengbejlikten, halk arasındaki ifadesiyle “gezgin ozanlıktan” biraz söz eder misin sevgili İrem? Yaşıtların arasında ilgi duyuluyor mu bu alana?

Dengbêjlik, memleket kokusu, dile getirilemeyen acıların yoğun yaşandığı duyguların haykırışı ve çocukluğum diyebilirim. Yaşıtlarım arasında pek rağbet görmüyor maalesef dengbêjlik, fakat özellikle yaşça benden küçük kardeşlerimde fark ettim. Bunu ben okuyunca onlara hissettiğim duyguyu verdiğimi ve sonra dinlemeye başladıklarını gördüm. Akranlarımdan ve beni dinleyenlerden olumlu tepkiler alınca mutlu olup unutulmaması adına kendi sesimle canlandırıyorum dengbêjlik geleneğini...

Bulunduğun coğrafyada kız çocukları müzik alanında senin gibi aktif mi? Eskişehir’e gelmeden önce müziğini geliştirmek ve doğru eğitim almak adına ne tür eksiklerle karşılaşmıştın memleketinde?

Eskiye nazaran az da olsa kız çocuklarında bilinçli bir eğitim ile birlikte kendi yeteneklerine, ilgi duydukları müziğe yönelme var. Umarım ben de onlara güzel örnek oluyorumdur. Üniversiteye gelmeden önce bana yol gösterebilecek kimse yoktu maalesef ve ailem de bu konuda bilinçsiz olduğu için hiçbir eğitim alma şansım olmadı. Fakat daha sonra Pervin Çakar ile tanışıp, gerek sesime kazandığım güven gerekse eğitim konusunda bana sağladığı imkânlar, desteklerin bu eksikliklerimin giderilmesinde büyük katkısı oluyor.

Sosyal medya aracılığıyla seslendirdiğin türküleri paylaşıyor musun?

Evet ruhuma dokunan parçaları seslendirip sık sık paylaşırım. Seslendirmiş olduğum “bılbılo” adlı dengbej parçasını çok severim. Memleket hasretini ve insanın evine, yuvasına olan özlemini bir bülbül üzerinden çok güzel betimliyor. Parçanın şu kısmı çok etkilemişti beni: “Bülbülün derdi altın kafes değil, derdi maksadı vatanını görmektir.”

Kendine örnek aldığın kadın dengbejler kimler?

Örnek aldığım dengbej kadınlar Ayşeşan ve Meryemxan. Bu arada Ayşeşan’ın hayat hikâyesi, yaşadığı zorluklara rağmen müziğe sarılması beni derinden etkilemişti.

Geleceğe dair hayallerinden söz eder misin İrem?

Sesimi ve yaratıcılığımı birleştirerek güzel eserler ortaya çıkarıp insanların ruhuna, duygularına tercüman olmak ve düşüncelerine yön verip güzel örnek olmak. İyi bir ses eğitimi alıp ses ve enstrümanda kendimi geliştirmek istiyorum.

**

Öte yandan, 2011 yılı Hakkâri / Yüksekova’da klasik müziğin eksik olmadığı bir evde dünyaya gözlerini açan Cemre Jinda Kesici ise, babasının işi gereği Van’a yerleştikleri için eğitimini burada devam ettiren bir müzisyen adayı.

Ailesinin de desteği ile Van’a yerleştikten hemen sonra piyano kurslarına başlamış Jinda. O sırada yaşı henüz 6,5 imiş. Dokuz yaşına kadar eğitim alan Jinda, bir senedir piyano egzersizlerini evden yürütüyor, çünkü maddi yetersizliklerden dolayı kurstan ayrılmak zorunda kaldı.

Jinda, müzik eğitimine erişimde imkânsızlıklara rağmen hayaline tutunmaya çalışıyor. Kendisini tanıyalım:

Cemre Jinda Kesici

Sevgili Jinda, neden başka bir enstrüman değil de piyanoyu seçtin?

Kursa ilk gittiğim gün bana ne çalmak istiyorsun dediklerinde beni görüntüsüyle etkileyen ilk enstrüman piyano oldu. Piyano gerçekten de enstrümanların şahıydı. En mutlu olduğum anlar piyano çalarken geçirdiğim zamanlar diyebilirim.

Piyanodan sonra keman derslerini almayı çok isterim. Çünkü müzik benim için bir tutkuya dönüştü ve bunu hayatımda ikinci, belki de daha fazla enstrümanla süslemek istiyorum.

Bir senedir maddi imkânsızlıklardan dolayı ders alamıyorsun. Peki öncesinde nasıl bir tempoyla piyano çalışıyordun ve şu anda çalışmaların ne şekilde devam ediyor?

Öncesinde haftada iki defa ders alıyordum. Buna ek olarak, günde yaklaşık iki veya üç saatimi piyanonun başında geçiriyor, yoğun tempoyla ve azimle çalışıyordum. Şu anda ise tamamıyla kendi çabalarımla internetten eser çıktılarını alıp kendim çalışıyorum. Beethoven’in Ayışığı Sonatı’ndan, Mozart’ın Türk Marşı’na, Evgeny Grinko’dan Jane Maryam’a, Chopin Nocturne op. 9 no. 2 ve buraya daha yazmadığım birçok eser repertuvarımda mevcut.

Yaşadığın coğrafya açısından piyano çalan 10 yaşındaki bir çocuk olmak nasıl algılanıyor? Çevren ve ailen bu süreçte sana ne yönde destek verdi?

Bulunduğum coğrafyada piyano çalan benim yaşlarımda kimseye rastlamadım. “Böyle boş işlerle uğraşma” diyen de var, “aferin kızım böyle devam et” diyen de. Ama genelde herkes güzel karşılıyor ve beni cesaretlendiriyor. Bu da beni çok mutlu ediyor ve gururlanıyorum. Ailem de piyanoya başladığım günden bu yana hep yanımda oldular.

Peki bu süreçte maddi ve manevi zorluklar yaşadın mı? Benzer zorluklar yaşayıp müzik hayallerine nokta koyan tanıdıkların var mı?

Evet, maddi yetersizlikler yaşadım. İl dışında yapılan birçok festival ve yarışmaya katılamadım. Kurstan ayrılmak zorunda kaldım. Bir kuzenim vardı; Yüksekova’da piyano dersi verecek öğretmen olmadığı için yarıda kaldı. Müzik, spor gibi alanlarda yeteneği olan her çocuğun desteklenmesi çok önemli. Biz çocuklar geleceğe umutla bakmak istiyoruz ve bu umudun elinden tutacak duyarlı insanların olması çok önemli bizler için. Yetkililerden maddi imkânları olmayan çocuk müzisyenler için destek vermelerini çok isterim.

Kendine dair hayallerin nedir Jinda? Eğitimini nasıl sürdürmek istiyorsun?

Müzikle başladı her şey ve müzikle devam eden bir hayatım olsun isterim. Kendi bestelerim ve eserlerim olsun isterim. Müzikle yaşamak ve yaşlanmak isterim. İlerde müzik alanında ülkemi temsil edecek iyi bir piyanist olmak benim en büyük hayalim.

**

Berjin Kaplan'a geldik... "Bazen söz anlatmaz hissedileni" diyerek flütüyle klasik müzikten halk müziğine yüreğindeki her şeyi notaya dökmeye çalışan yetenekli müzisyen gencimize... Sosyal medya hesabı üzerinden koyun sürüsünün içinde flütüyle seslendirdiği Lo Şivano, on binlerin beğenisini toplayan bir performans olmuştu.

Müzik kariyerine özel yetenek sınavıyla kazandığı Van Güzel Sanatlar Lisesi’nde başlayan Berjin, öğretmeninin yönlendirmesi ile yan flüt üflemeye başladı, beraberinde piyano çaldı. Ancak enstrümanlara yalnızca okulda ulaşabiliyordu. Bu sırada koro ve şan dersleri aldı. Ardından birçok orkestrada flütist olarak yer aldı. 2020 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı'na giren Berjin, burada flüt ve piyano eğitimi ile birlikte keman eğitimi almaya başladı.

Halihazırda müzik kariyerine, ona birkaç aydır kariyer patikasını çizen Pervin Çakar'dan opera dersi alarak devam ediyor ve özel yetenek sınavını geçip burslu olarak girdiği Bahçeşehir Üniversitesi’nde duayen flüt sanatçısı Bülent Evcil'den flüt eğitimi alıyor.

Berjin, birçok açıdan sınırlarını zorlayarak, Van’dan İstanbul’a dek uzanarak imkânsızdan imkân yaratan, doğru yerde doğru kişilere erişen bir genç müzisyen. Onu ve sarsılmaz azmini de tanımanızı isterim:

Berjin Kaplan

Müzik seni Van’dan İstanbul’a dek taşıdı. İstanbul bir flüt konçertosu olsa hangisi olurdu sevgili Berjin?

İstanbul benim için bir flüt konçertosu olsaydı eğer, bu kesinlikle Mozart’ın re majör flüt konçertosu olurdu çünkü aşırı hareketli durumu, çok kalabalık oluşu ve renkliliği benim için tamamen bu eseri anımsatıyor.

Yeni bir enstrümana ilk dokunuşunda neler hissediyorsun? Bir hedef mi, çözülecek bir bilmece mi?

Birçok enstrümanı çalabiliyorum ve onlara dokunmadığım bir gün bile hastalanıyorum. Ben köyde doğup büyümüş bir kadınım. Köyde yaşadığım her an doğayla iç içeyim ve bulunduğum coğrafya dağı, taşı, toprağı, koyunu, kuzusu ile var olan bir atmosfere sahip olmasından dolayı, bir koyun kuzusuna baktığı sırada hangi duyguyu yaşıyorsa ben de enstrümanıma her dokunuşumda aynı duyguyu hissediyorum.

Her zaman daha fazlası var ve benim için öncelikle çözülecek bir bilmecedir yeni bir enstrüman. Onu anlamak, anlamlandırmak, ona dokunmak ve onu çözümledikten sonra hislerimle yoğurmak aynı zamanda bir hedeftir.

Peki flütü seçmedeki motivasyonların ne oldu?

Flütümün bana vermiş olduğu en büyük motivasyonlarından biri onunla konuşarak yola devam etmemdir. O benim her şeyime ortak olan ve paha biçilmez bir yol arkadaşı. Onun sayesinde Batı Müziği’ni tanıdım ve yaşadığım bütün duygularımın en büyük tercümanı olduğu için benim en büyük motivasyon kaynağım oldu. Onunla geçirmediğim tek bir gün bile yok çünkü her anımın, her duygumun şahidi...

Memleketinde keşfedilip Batı’da eğitim alarak yaşıtın hemşerilerine bir rol model olma hedefin var mı?

Memleketimde keşfedildim ama aynı zamanda da keşfedilen bu sanatsal değerleri yok etmeye yönelik yaklaşımlar var. Bunun bilincinde olan bir genç kadın olarak söylüyorum: Batı müziği eğitimimi en profesyonel anlamda gördükten sonra, Kürt müziği başta olmak üzere dünyadaki ulaşabildiğim her halkın müziğini harmanlayarak dünyevi, sanatsal üretimler oluşturmak istiyorum. Sanatsal girişimlerim sonucunda aldığım olumlu geri dönüşlerden dolayı beni örnek alan birçok insanın olduğunu düşünüyorum.

Hayatta nasıl mücadelelerin oldu bu hayaline kilitlenirken?

Ortadoğu’da yaşayan bir kadın olarak hayatımdaki her günüm bir mücadeledir ve müzik sadece bunlardan bir tanesi. Benim için mücadele kavramı, engellere karşı bir direniş niteliğindedir; bu yüzden karşılaştığım her engeli aştım.

Değerli soprano Pervin Çakar’ın hayatındaki rolü ve katkısı nedir? İleride opera ile ilgili hayallerin var mı?

Pervin Çakar benim sanat dünyasındaki idolümdür çünkü sanatsal bakış açımı, ufkumu, sanatın ne olduğunu bana gösteren tek sanatçı olduğunu söyleyebilirim. Yaptığım her sanatsal etkinliği birebir takip etti; yeri geldiğinde eleştirilerle, yeri geldiğinde ise övgülerle dolu aktarımlarıyla sanat hayatıma çok büyük renk kattı ve katmaya da devam ediyor. Bütün sanat türlerini çok seviyorum fakat opera benim için çok daha farklı bir yerde. Onunla ilgili belli başlı hedeflerim var tabii ki.

İleride Müzikten Sorumlu Bakan olduğunu hayal et. Doğuda müziğe ve genel anlamda sanata yetenekli öğrencilerin hayallerini gerçekleştirmeleri için neler yapardın?

Doğuda her halkın ve her sınıfın ulaşabileceği bir müzik altyapısı inşa ederdim. Bununla beraber doğunun bütün kültürel ve sanatsal değerlerine sahip çıkardım ve sanat yapmaları için özgür alanlar yaratırdım.

Son olarak kendine dair hayallerin nedir Berjin?

Ortadoğu’da bir kadın olmak zaten çok zor ve hayallerimden en büyüğü başta sanatımla, hayata karşı duruşumla, düşüncelerimle, mücadelemle bulunduğum coğrafyadaki kadınlar olmak üzere dünyadaki bütün kadınlara bir ışık tutmaktır. Kültürel geleneklerime âşık olan bir kadın olarak beni yok sayan düşüncelere karşı, kendimi geliştirip üniversitede yeterli eğitimimi aldıktan sonra gerekli tecrübeyi kazanıp yurt dışında alacağım lisans eğitimi sonrası çok iyi, donanımlı bir flüt sanatçısı olmak ve bunun yanında kendi kültürümün stranlarını, var olduğum sürece yaşatmaktır.

**

Miraç Toprak Akyüz ise, 4 Ağustos 2011 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Bebeklikten itibaren müziğe olan ilgisi anaokulunda, henüz 5 yaşında iken piyano ile tanışmasıyla tutkuya dönüştü.

Diyarbakır’da piyano ve solfej eğitimi almaya başlayan Miraç Toprak, ilkokul yıllarında Diyarbakır’da çeşitli oda konserleri ve festivallerde sahne aldı.

Pandemi sürecinde balkon konserleri vererek yerel basının ve müzik otoritelerinin dikkatini çekti. İlkokul 2. sınıfta üstün zekâlı ve yetenekli öğrenciler için yapılan sınavı kazanarak Bilim ve Sanat Merkezi’nin (BİLSEM) genel kültür ve genel yetenek alanında eğitim almaya başladı.

İlkokul 4.sınıfta uluslararası kanguru matematik olimpiyatlarında kendi yaş grubunda finale kalan Miraç, aynı yıl Diyarbakır’da özel bir kolejin sınavını tam burslu olarak kazandıysa da müzik kariyerini devam ettirmek için Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı yetenek sınavını kazanıp, ailesi ile birlikte Eskişehir’e yerleşerek 2021 yılında burada eğitim almaya başladı.

Halen Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzik ve Bale Ortaokulu’nda Doç. Dr. Eren Yahşi’den piyano eğitimi ile müzik yolculuğuna devam eden Miraç, aynı zamanda BİLSEM bünyesindeki eğitimini de sürdürüyor.

Diyarbakır’dan Eskişehir’e dek ailesinin imkânlarını zorlamasıyla okula gelen Miraç, başlı başına bir azim öyküsü.

Miraç Toprak Akyüz

Piyanoyla beş yaşında tanışmışsın. O günleri nasıl anımsıyorsun Miraç?

Beş yaşında anaokuluna gidiyordum. Orada önce melodika ile notaları öğrenip sesler çıkarıyorduk. Bu sesler benim çok ilgimi çekmiş ve hiç elimden bırakmıyordum. Ailem de benim ilgimi fark ederek bana bir org aldılar. Bu şekilde başladığımı hatırlıyorum. Zaten nasıl unutabilirim ki, çok seviyordum!

Bach’tan Mozart’a, Erik Satie’ye dek birçok bestecinin eserlerini icra ettin. Peki piyano çalarken neler hissediyorsun?

Piyano çalarken sanki başka bir dünyaya ışınlanıyorum. Sadece ben ve doğa varmış gibi... Notalara her bastığımda doğadaki sesleri taklit ediyormuşum gibi hissediyorum. Ben en çok Bach’ın Invention no.8 adlı eserini seviyorum, biliyor musunuz?

Pandemi sürecinde “balkon konserleri” verdin. İtalya’dan Almanya’ya birçok ülkede birçok müzisyen bu yöntemle pandemide milyonlara ulaştı. Peki senin mahallende nasıl bir tepkiyle karşılaştın?

Pandemi zamanı Diyarbakır’da herkes sıkıntıdan balkonlarda oturuyordu. Benim de aklıma TV’de gördüğüm balkon konserleri gelmişti. Aileme söyledim. Onlar da destek verdiler bana. Ben de üç eser icra ettim. Eserler bitince avuç içleri acıyana dek alkışladı komşularımız ve bol bol ıslıklar çaldılar. Tam o anda orada olmalıydınız. Çok mutlu olmuştum.

Piyano çaldığımı komşularımız öğrenince, hemen anneme ulaşıp “nasıl öğrendi biz de çocuklarımızı kursa gönderelim” diye sordular. Herhalde beğenmişler ki böyle sordular. Mahalleden üç arkadaşım da piyano kursuna başladı benden ilham alarak... Balkondan Erik Satie’nin Gnossienne No:1, Ay Dilbere, Beethoven’in Für Elise adlı parçalarını seslendirdim.

Balkon konserimden sonra yerel gazetelerde haberim çıkmıştı. Bu haberleri Almanya’da Pervin Çakar bile okumuş ve babama ulaşıp benimle bir konserinde düet yapacağını söylemiş. Pandemi uzayınca bunu henüz gerçekleştiremedik. Ayrıca konservatuar sınavlarına hazırlanmam için yönlendirmelerde bulundu. Hatta küçük yaşta konservatuvara girilebildiğini bile bilmiyorduk; onun sayesinde öğrendik. Çalışma videolarımı devamlı çekip gönderiyordum. O da bize yorum yazıyor ve eksiklerimizi hatırlatıyor. Beni takip etmeyi hiç bırakmadı.

Diyarbakır ve çevresinde Bilsem gibi eğitim kurumlarının olması, fırsat eşitliği sağlamada sence ne kadar faydalı? Sanata yetenekli yaşıtların yeterince eğitim fırsatına ve enstrümana erişebiliyor mu?

Evet bütün ailem Diyarbakır’da. Bir Diyarbakırlı olarak orayı çok özlüyorum. En büyük hayalim Diyarbakır’da dedeme verdiğim sözü tutarak onun söylediği klamları (Kurmanci ve Zazaca dengbej şiiri) notaya döküp yeniden yorumlayarak klasik eserlere dönüştürmek... BİLSEM’in Diyarbakır’da da olması çok güzel bir duygu. Müzik aleti olmayan çocuklar da var. Bunun için büyüklerin bu arkadaşlarımıza destek olması gerekiyor.

Eskişehir’de müzik alanında kendini geliştirmek adına neler yapıyorsun?

Okul sonrası senfoni orkestrası konserleri oluyor. Zaman buldukça babamla bu konserleri dinlemeye gidiyoruz. Okul çıkışında genelde çalışmak için akşam 6’ya kadar okulda boş piyano bulursam devamlı çalışıyorum, çünkü evdeki piyanom dijital ve bu piyanoda sesler daha farklı çıkıyor. Koro, solfej ve çalgı derslerimiz var; yani çok yoğun geçiyor. 28 Aralık’ta Anadolu Üniversitesi Koral Çalgan salonunda konserim olacak, ona hazırlanıyorum.

Matematik ve fen alanında çalışmalar yapıyorum. TÜBİTAK için proje hazırlıyorum. İngilizce eğitimi alıyorum çünkü Pervin abla gibi yurtdışına giderek kendimi geliştirmek istiyorum ve bunun için de çok çalışıyorum.

Müzik alanında bir otorite olsan ilk üç icraatın ne olurdu Miraç?

Tüm çocuklara müzik aletleri dağıtırdım. Çocuklara parasız müzik kursları verdirirdim. Dersleri sınıfta değil de doğanın içinde yapmalarını sağlar, bir sürü konser düzenlerdim.

Gelecekten beklentilerin nedir?

Eğitimimi iyi bir şekilde tamamlayıp, tüm dünyada konserler vermek, dedeme verdiğim sözü yerine getirmek...

**

Dört farklı yaşam öyküsü, dört somut kariyer yönelimi üzerinden bir kez daha sanat dünyasında fırsat eşitliğine dair mevcut koşulları, bu koşulların nereye kadar zorlanabileceğini ve gençlerin ilgili mercilerden beklentilerine ışık tutmak istedik. Ve her şehirde bir Oxford kurulmasa da, yetenekli her gencin potansiyelini gerçekleştirmek için yeterli imkânlara erişimin sağlanması gerek yasal uyum, gerekse insan hakları açısından bir zorunluluk...

Tüm yazılarını göster