'Menderes’in devamıyız' diyen Erdoğan haklı çıktı!

Menderes döneminde, 1956 yılında çıkarılan yasada, kamu düzenini sarsacak nitelikte yazı yazan gazetecilere üç yıla kadar hapis cezası öngörülüyordu. Erdoğan’ın onayladığı “Sansür Yasası”nda da çok benzer bir hüküm var.

Atilla Özsever atillaozsever@gmail.com

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve partisi AKP, çeşitli vesilelerle “Bizler, Menderes’in, Özal’ın devamıyız” şeklinde açıklamalarda bulunuyorlar. Gerçekten zihniyet olarak, ideolojik olarak benzer nitelikleri var.

Resmi söylemi “Dezenformasyonla mücadele” olan, fakat basın örgütleri ve muhalefet tarafından “Sansür Yasası” olarak nitelendirilen kanun, Menderes döneminde çıkarılan yasayla çok büyük benzerlikler taşıyor.

Başbakanlığını Adnan Menderes’in yaptığı DP (Demokrat Parti) hükümeti, 7 Haziran 1956 tarihinde basın özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlayan bir yasa çıkardı. 6732 sayılı yasanın 8. maddesi aynen şöyleydi:

“Devletin siyasi ve mali itibarına dokunabilecek veya ammenin (kamunun) telaş ve heyecanını mucip olabilecek (gerektirecek) yahut amme nizamını (kamu düzenini) veya halkın devlete karşı beslediği itimat ve emniyeti sarsabilecek veya her ne suretle olursa olsun ammenin (kamunun) huzur ve sükünunun bozulmasını tevlit edebilecek (bozulması sonucunu doğurabilecek) mahiyette yalan haber ve havadisleri neşredenler …. veya bu şekilde yazı yazanlar… 1 seneden 3 seneye kadar hapis…. cezasıyla cezalandırılır”.

NERDEYSE KANUN MADDELERİ AYNI

Yine aynı maddede, “devletin veya hükümetin hariçteki (dışarıdaki) itibar veya nüfuzunu kıracak şekilde asılsız, mübalağalı (abartılı)” haber yapanların da üç yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörülüyordu.

Şimdi de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanan ve 18 Ekim 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 7418 sayılı yasaya bakalım. Kanunun çok tartışılan 29. maddesi de aynen şöyle:

“Sırf halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak saikiyle ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlık ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”.

HER İKİ DÖNEMDE GAZETECİYE 3 YIL HAPİS

Görüldüğü gibi iki yasa arasında hem içerik hem de ceza süresi açısından büyük benzerlikler var. Gerek Menderes, gerekse Erdoğan döneminde bu şekilde haber yapan, yazı yazan gazetecilerin üç yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörülüyor.

Gazeteci-yazar Hıfzı Topuz, basın tarihi ile ilgili kitabında DP dönemindeki yasaya değinerek şöyle yazıyor:

“Haberi büyütmek, genişletmek, bazen de biraz şişirmek gazetecilikte çok yaygın bir şeydir. Kaldı ki, doğru bir haber de hiç abartılmadan hükümetin dışarıdaki itibarını kırabilir. Hükümetin itibarı kırılırsa bunun sorumluları itibar kırıcı bir iş yapmış olan kişiler midir yoksa bunu dışarıya bildirenler mi?

Hükümet onur kırıcı bir karar alacak, örneğin muhalefet liderlerinden birini tutuklayacak, bir gazeteyi kapatacak, bir işkence olayını örtmeye çalışacak, gazeteci de bunu haber yaparak yabancı bir gazete veya ajansa duyurdu mu suçlu olacak!...” (1) 

DP DÖNEMİNDE HAPSE GİREN GAZETECİLER

DP döneminde bu yasayla bağlantılı olarak 867 gazeteci hüküm giydi ve konuyla ilgili 2 bin 300 dava açıldı.(2) 

Başta Metin Toker (İsmet İnönü’nün damadı) olmak üzere Cemil Sait Barlas (gazeteci-yazar Mehmet Barlas’ın babası), Oktay Verel, Erdoğan Tokatlı, Şinasi Nihat Berker, Beyhan Çenkçi, Ülkü Arman, Bedii Faik, Ahmet Yalman gibi tanınmış gazeteciler cezaevine girdi.

Ankara Cezaevi’ne o zaman “Ankara Hilton” deniyordu. Milliyet’in Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, 8 Mart 1960 tarihli yazısında, hapse giren gazetecilerle ilgili olarak “Bu liste, yürürlükteki basın rejiminin hürriyetleri ağır surette daraltan bir rejim olduğunu açıkça ortaya koymaktadır” şeklinde yazıyordu.

İNÖNÜ: İRTİCA ANSIZIN GELMEZ

DP döneminde, 1956 yılında çıkarılan ve basını baskılayan 6732 sayılı yasa, Meclis'te çok şiddetli tartışmalara yol açtı. Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri İsmet İnönü de, tarihi bir konuşma yaparak şunları söylemişti:

“İrtica rejimi ansızın gelmiyor, gözümüzün içine baka baka, adım adım, profesörler eliyle hazırlanarak geliyor. Basiretler bağlanmıştır. Mesuliyetlerin vicdanlar üzerindeki baskısı da o nispette ezici ve amansız olacaktır… Karanlıktan medet umanlar, elbette tarihimizin karanlık köşelerinde unutulacaklardır.”(3)

Günümüzün ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise, “Sansür Yasası”nın TBMM’deki görüşmeleri sırasında ABD ziyaretindeydi. Gerçi CHP yönetimi ve milletvekilleri yasaya karşı sert eleştirilerde bulundular.

KILIÇDAROĞLU, SANSÜR YASASI’NA TAKILDI

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, her ne kadar “Sansür Yasası”nın kabulü sırasında Meclis'te olmamasına rağmen yasaya takılan ilk siyasetçi oldu. Kılıçdaroğlu’nun, Türkiye’nin “uyuşturucu merkezi” olduğuna ilişkin açıklaması karşısında Emniyet Genel Müdürlüğü kendisi hakkında yasanın ünlü 29. maddesine atfen "halka yanıltıcı bilgi yayması" iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

Görüldüğü gibi yeni sansür yasası, sadece gazetecilerin değil sosyal medya kullanıcılarının, siyasetçilerin de özgürce düşünce açıklamalarını, ifade özgürlüklerini baskı ve tehdit altında bulunduruyor. AKP esas olarak “dezenformasyonla mücadeleyi” bahane edip seçim öncesi tüm muhalefeti susturmayı amaçlıyor.

Öte yandan sansür yasasının yürürlüğe girdiği günlerde 11 Kürt gazeteci de, bir şafak operasyonu ile göz altına alındı. AKP iktidarı, nerdeyse medyanın yüzde 95’ini kontrol ediyor. Ancak iktidar, geride kalan yüzde 5’lik bağımsız, muhalif medyanın gerçekleri söylemesinden, yazmasından bile son derece rahatsız oluyor.

Unutulmasın ki ve tarih göstermiştir ki, evrensel gazetecilik ilkelerine bağlı basın organları ve gazeteciler, bu görevlerini tüm baskılara karşın yerine getirmeye çalışmışlardır. Şimdi de halkın haber alma hakkını sonuna kadar savunan gazeteciler, anayasal haklarını kullanarak gerçekleri söylemeye ve yazmaya devam edeceklerdir…

1- Hıfzı Topuz, Türk Basın Tarihi, Remzi Kitapevi, 2003, s. 201.

2- Orhan Koloğlu, Osmanlı’dan 21. Yüzyıla Basın Tarihi, Pozitif Yayıncılık, 2006, s. 124.

3- Cem Eroğul, Demokrat Parti, Yordam Kitap, 2019, s. 182

Tüm yazılarını göster