Kültürel değerler sınıfsal değerlerden daha baskın

14 Mayıs seçimleri, din, mezhep, milliyetçilik, etnik köken gibi kültürel değerlerin sınıfsal değerlerden daha baskın olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Ülkemizdeki istihdamın yüzde 72’sini ücretliler oluşturmasına rağmen muhafazakar değerleri savunan Erdoğan yüzde 49 oy alırken daha birleştirici, uzlaştırıcı aday Kılıçdaroğlu ise, yüzde 45’te kaldı.

Atilla Özsever atillaozsever@gmail.com

14 Mayıs 2023 seçimleri, sosyolojik yönden araştırmaya değer konuları içeriyor. Seçimler öncesi yapılan son anketler, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha önde olduğu, hatta ilk turda seçimleri kazanabileceği yönünde işaretleri barındırıyordu.

Kemal Kılıçdaroğlu, beşi sağda olmak üzere altı partinin desteklediği bir adaydı. Keza Kürt seçmenlerin ağırlıklı olduğu ve sosyalist partilerin de içinde bulunduğu Emek ve Özgürlük İttifakı da Kılıçdaroğlu’na açıktan destek verdi. Dördüncü bir ittifak olan Sosyalist Güç Birliği de Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanlığı seçiminde destekleyeceğini ifade etti.

Tüm bu koşullara rağmen Cumhur İttifakı’nın adayı ve halen cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Tayyip Erdoğan, ilk turda yüzde 49,5 oy aldı. Kemal Kılıçdaroğlu ise, yüzde 44,9 oyda kaldı. Üçüncü aday ve milliyetçi eğilimli Sinan Oğan da yüzde 5,2’lik bir oya ulaştı.

Seçim propagandaları sırasında Tayyip Erdoğan, her zamanki gibi ayrıştırıcı bir dil kullanırken Kılıçdaroğlu ise daha birleştirici ve uzlaşmacı bir politika sürdürdü. Erdoğan’ın söylemlerinde dinsel ve milliyetçi öğeler ağır basıyordu.

TOPLUMUN ÜÇTE İKİSİ ÜCRETLİ

2022 yılı itibariyle ülkemizdeki istihdamın, yani aktif işgücünün yüzde 71,6’sı ücret ve maaşı ile geçinen bir kesimden oluşuyor. Görüldüğü gibi nüfusun üçte ikisinden fazlası ücretiyle geçinen insanlardan meydana geliyor.

İster istemez ücretli nüfusun geçim koşullarına, ekonomik durumuna göre bir değerlendirme yapması beklenir. Keza AKP döneminde ve özellikle son yıllarda ücretli kesimin ciddi biçimde yoksullaştığı, hayat pahalılığının tavan yaptığı, gelir adaletsizliğinin büyük boyutlara ulaştığı dikkate alındığında Erdoğan’ın yüzde 50’ye yaklaşan oyu almaması gerektiği hesaplanabilir.

Keza DİSK’nin 2002 – 2023 yıllarını kapsayan “AKP Döneminde ve Başkanlık Rejiminde İşçiler Neler Kaybetti” başlıklı araştırmasında da, bu kayıplar somut verilerle ortaya konmaktadır.

KAYIPLARA RAĞMEN ERDOĞAN

DİSK’in bu araştırmasına göre, milli gelir içindeki emeğin payı başkanlık rejimi öncesinde yüzde 35,3 iken günümüzde yüzde 25,2’ye gerilemiştir. Sermayenin payı ise, yüzde 48’den yüzde 56,7’ye yükselmiştir.

Gıda fiyatları endeksi, farklı iki dönemde 363’ten 1.921’e fırlamıştır. İşsizlik oranı, yüzde 16’dan yüzde 22’ye çıkmıştır. Kuşkusuz ücretiyle geçinenler açısından daha birçok olumsuzluklar söz konusudur.

Tüm bu koşullara rağmen Erdoğan’ın 21 yıllık iktidarı döneminde oyunu yine yüzde 49,5 oranında tutabilmesi, olayın sadece ekonomik faktörlerle değil kültürel değerlerle de açıklanmasına yol açmaktadır, denebilir.

Bu durumda çalışanların sınıfsal özelliklerinden ziyade din, mezhep, milliyetçilik, etnik köken gibi kültürel ve geleneksel kodlarıyla hareket ettiği düşünülmekte ve varsayılmaktadır.

Örneğin 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçiminde, çalışan kesimin epey ağırlıkta olduğu İstanbul’da Erdoğan yüzde 47 alırken Kılıçdaroğlu yüzde 48,5 oy almıştır. Arada yüzde 1.5’luk gibi küçük bir fark vardır. Yine bir sanayi kenti olan Kocaeli’nde ise, Erdoğan yüzde 54,3’lük bir oyla yüzde 38,7 oy alan Kılıçdaroğlu’na önemli bir fark atmıştır.

KÜLTÜREL DEĞERLERİN ETKİSİ

Aslında işçi kesiminin sınıfsal özelliklerinde ziyade kültürel ve geleneksel değerlere daha fazla önem verdiği araştırmalarda da ortaya çıkmaktadır. Yine DİSK’in 2021 yılında yaptığı “Türkiye İşçi Sınıfının Görünümü” isimli araştırmada, “Kendinizi hangi toplumsal sınıfa ait hissediyorsunuz?” yönündeki açık uçlu soruya işçilerin verdiği yanıtlar şöyle olmuştur:

İşçilerin yüzde 61,3’ü herhangi bir toplumsal sınıfa ait hissetmediklerini ifade etmiş, yüzde 13,4’ü ise fikrinin olmadığını söylemiştir. Katılımcıların yüzde 10,7’si işçi sınıfı, yüzde 5,7’si orta sınıf, yüzde 3,2’si ise alt sınıf olarak hissettiğini belirtmiştir. Üst sınıf olarak hissedenlerin oranı ise yüzde 3’tür.

Yine aynı araştırmada, “Peki okuyacaklarım arasından seçmeniz gerekseydi hangi toplumsal sınıfa ait olduğunuzu söylerdiniz” şeklindeki soruya da işçilerin yüzde 45,7’si işçi sınıfı derken geri kalanları ise orta sınıf, alt sınıf, üst sınıf, fikrim yok gibi cevaplar vermişlerdir.

Bu 2021 araştırmasında, işçilerin ancak yüzde 44,5’i başkanlık sistemini olumsuz bulurken yüzde 26,9’u olumlu bulmuş, geri kalanları ise olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapmamıştır.

SINIF BİLİNCİ ZAYIF

DİSK’in 2019 yılında yaptığı ayni nitelikteki araştırmasında da benzer sonuçlar çıkmıştır. Bu araştırmada, şöyle bir değerlendirme yapılmıştır:

“Bu durum işçi sınıfının sınıf aidiyeti ve bilincinin düşük olduğunu göstermektedir. Sınıf kimliğinin zayıflığı, doğuştan edinilen diğer kimliklerin daha baskın olmasından da kaynaklanıyor olabilir.”

Son olarak da DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’nın 2017 yılındaki üye anketinden söz edelim. Bu anket araştırmasında “Kendinizi hangi kimlikle tanımlıyorsunuz?” sorusuna işçilerin yüzde 47’si dini, yüzde 19’u milliyet, yüzde 15’i bölge, yüzde 14’ü sosyal sınıf ve geri kalan yüzde 5’i de diğer kimlik tanımlarını ifade etmiştir.

Kuşkusuz seçim verilerini dikkate alan daha detaylı örneklemlerle de yeni sosyolojik değerlendirmeler yapmak gerekiyor. Ancak söz ettiğimiz genel eğilimin değişmeyeceği gözlemlenmektedir.

Bu veriler ışığı altında sol kesimin mücadeleyi bırakmaksızın ücretliler ve işçi kesimi üzerinde daha örgütsel bir güçle sınıfsal ve siyasal bilinci geliştirecek düzeyde çalışmasının gerekli olduğu gözükmektedir…

Tüm yazılarını göster