‘Kolombiya’da ılımlı sol politikaların sigortası taban ve devrimciler’

Nottingham Üniversitesi’nden Oliver Dodd, "Petro'nun seçim zaferi solun ve işçi hareketinin ilerlemesi için alan açma potansiyelini içerisinde taşıyor" dedi.

Abone ol

DUVAR - Kolombiya’daki seçim sonuçları başta Latin Amerika olmak üzere tüm dünyada sol-sosyal demokrat kesimlerce coşkuyla karşılandı. Gustavo Petro’nun önemli bir farkla ülkenin ilk sol kanat cumhurbaşkanı oluşu Kolombiya’da yeni bir barış süreci ve toprak reformunu da gündeme getirdi. 

Geçen haftalarda Gazete Duvar’a konuşan ELN’nin böylesi bir sürece oldukça sıcak baktığını biliyoruz. Ancak Petro cephesinde söylenenleri değerlendirirken kendimizi tek bir soru etrafında dönerken buluyoruz: Yetki alanı ne kadar? Daha önce kendisine yönelik bir suikast girişiminin olduğunu, ordunun açıkça rahatsızlığını belirttiği bir liderden bahsettiğimize göre bu soruyu iyice detaylandırmak gerekiyor. 

İşte bu yüzden Petro’nun elinin ne kadar bağlı olduğunu, Nottingham Üniversitesi’nde ‘Kolombiya’da savaşın ve barışın siyasi ekonomisi’ üzerine çalışan araştırmacı Oliver Dodd ile konuştuk. 

‘DEVLETİN VE ELİTLERİN ‘BALTALAMA’ GÜCÜ VAR’

Kolombiya’daki seçim sonuçlarının ardından hâlâ sonuçları konuşulmaya, analiz edilmeye devam ediyor. Gustavo Petro’nun cumhurbaşkanlığına seçilmesinin bu denli ses getirmesini neye bağlayabiliriz? Ne ölçüde ‘tarihsel’ bir süreç yaşanıyor?

Kolombiya cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Gustavo Petro’nun kazandığı zafere dair iyimser olmamızı gerektiren çok fazla neden var. Ülkede zafere doğru yürürken iktidara yaklaşan diğer tüm sol kanat adaylar işçilere-köylülere karşı yönlendirilen devlet destekli terörizmin tarafından suikasta uğradı. Senatoda ‘Kolombiya devletinin paramiliter ölüm mangalarını desteklediğini’ dile getirerek kendisine bir isim yapan eski M-19 gerillası Petro, bizzat bir suikast girişiminden sağ kurtuldu. 

Devlet ve kapitalistlerce desteklenen paramiliterler tarafından sürdürülen devamlı şiddete rağmen, Kolombiya hâlâ dünyanın en dişli sol hareketlerinden birini sürdürüyor. Petro'nun cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferi, ılımlı sol için bile bir ilk ve kutlanmaya değer bir şey, çünkü solun ve işçi hareketinin ilerlemesi için alan açma potansiyelini içerisinde taşıyor. 

Bununla birlikte, Kolombiya'nın demokratiklikten son derece uzak politik ekonomisinin gerçekliğini, yani gücün ekonomik seçkinlerin elinde nasıl yoğunlaştığı ve yanı sıra bölgesel-yerel güçlerin dinamiklerini de gözden kaçırmamalıyız. Petro'nun zaferi siyaset kurumu içinde sol için ileriye doğru bir adımı temsil ediyor. Ancak sol kanat bir hükümet takviminin uygulanması halinde yönetici sınıfın (ordu, polis, istihbarat ve toplumun ciddi bir kesimini içeriyor) ve Kolombiya devletinin böylesi bir süreci yıkıma uğratma, baltalama ve engelleme gücüne sahip olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Bahsettiğiniz engelleme gücünü biraz daha açmak gerekirse, henüz daha Petro seçilmeden ordunun içerisinden homurdanmalar başlamıştı. Ya da sizin de bahsettiğiniz gibi suikast tehditlerine maruz kaldı. Tüm bu engellere bir de Petro’nun parlamenter çoğunluğa sahip olmadığını eklemek gerekirse darbe ya da suikast gibi olasılıkların daha gerçekçi olduğunu düşünebilir miyiz?

Petro’nun tavrına tehdit oluşturan bir askeri darbe ile ilgili endişeler ilk bakışta abartılı görünüyor. Eğer Petro hükümeti ABD emperyalizmi hakimiyetindeki siyasi ekonomi modeline ya da kapitalist birikime ciddi bir tehdit oluşturursa savunmasız kalabilir: Kolombiya’nın siyasi ve ekonomik sistemi onu koruyabilecek kadar demokratik ya da güçlü değil. Sola düşmanlık siyaseti temelinde kurumsallaşmış ve ideolojik olarak emperyalizmle aynı safta yer alan bir devlette Petro'nun zaferinden ordunun ‘doğal korkuları’ olacaktır.

Kolombiya, solcu hareketlere karşı sıkı bir şekilde konumlanmış ulusal güvenlik devleti olarak kavramsallaştırılabilir. Bu gerçeğe dayanarak böylesi korkuların gerçekçi olmadığını söylemeliyiz. Sadece Kolombiya devleti değil, sivil toplumun ciddi bir kısmı da silahlandırıldı ve sola karşı ‘anti-isyan’ enstrümanına dönüştürüldü. Bu nedenle, dört yıllık bir Petro dönemi, geleneksel siyasi ve ekonomik elitin etkisini tehdit edebilecek dönüştürücü bir takvimi yaratma gibi bir siyasi güce sahip değildir. Petro döneminde yapılabilecek en iyi şey, kurumsallaşmamış sol için (yani tabandaki ve devrimci sol için) ılımlı ilerici politikalarla ek siyaset alanı açmak olacaktır. En ılımlı düzeyde girişilecek ilerici politikalar bile kuşkusuz Petro'ya karşı egemen sınıf çıkarlarının direnişini kışkırtacaktır. Ancak tabandan ve devrimci soldan gerçek bir ‘tehdit’ doğmadıkça askeri darbeyi kışkırtmaları olasıdır.

TOPRAK REFORMU AÇMAZI

Tüm bu bahsettiğiniz kısıtlı hareket alanına rağmen Petro’nun seçim vaatlerinde Kolombiya için oldukça radikal sayabileceğimiz kimi bölümlere rastlıyoruz. Mesela ülkenin en büyük sorunlarından biri olan toprak reformu? Sizce böylesi büyük işlere girişmek için yeterli hareket alanı yaratabilecek mi? 

Oliver Dood

Geçtiğimiz yüzyılda merkezi hükümet tarafından çeşitli toprak reformları yapıldı. Bunların hepsi, bölgesel ve yerelleşmiş siyasi-ekonomik seçkinlerin bir araya gelmesiyle yerel düzeyde hüsrana uğradı. Bunlardan bir tanesi de Juan Manuel Santos’un neoliberal hükümetince geçirilen Kurbanlar ve Toprak Restorasyonu Kanunu 2011 (Kanun 1448) idi. Ancak Kolombiya’nın yerel elitleri tarafından çokça ‘sulandırıldı’ ve etkisi azaltıldı. 

Yine, Kolombiya anayasası ve ülkenin siyasi ve ekonomik sisteminin (demokratik olmayan bir şekilde) yapılanma şekli, işçi ve köylü kitleleri lehine politikaları etkili bir şekilde uygulamayı son derece zorlaştırıyor. Kolombiya'da toprak reformu gerçekleştirmek için Petro'nun parlamentoda ve senatoda koalisyonlar kurması gerekecek; geleneksel siyasetin ve ekonominin seçkinleriyle müzakere ve uzlaşmayı içerecek şekilde… Kolombiya’nın müstakbel merkezi hükümeti toprak reformuna müsaade etmeye ve yasallaştırmaya kalkması halinde bile -1148 sayılı Kanunda ve tüm diğer ardıllarında olduğu gibi- ekonomik ve siyasi yerel güçlerin bir araya gelmesiyle birlikte karşılık bulmayabilir. 

Benim görüşüme göre köylüleri destekleyen sol kanat bir perspektifte yasalı aşan (devrimci) bir toprak reformu, Kolombiya’da çok daha etkili olduğunu kanıtladı: Yerel siyasi seçkinlere ve merkezi hükümete sırt dayamaktansa toprak istilaları, işgaller ve koloni kurma gibi yöntemler daha geçerli sonuçlar verdi. Yasalı aşan toprak reformu, Kolombiya’nın kayırmacı ve demokratik olmayan siyasi sisteminin etrafından dolaşarak onu devre dışı bırakır. Ancak tabanda sınıf mücadelesinin yoğunlaşmasına da sebep olur.

MERKEZİ OLMAYAN DEVLETİN MERKEZİ HÜKÜMETİ

Bir diğer önemli konu ise Petro’nun ‘Barış’ gündemi. FARC ile yapılan barışın usulünce uygulanma ve ELN ile yeniden barış masasına oturma seçim gündemleri arasındaydı, nitekim seçildikten sonra da bunu teyit eden haberlere rastladı. Fakat sizin de yinelediğiniz nedenlerden dolayı Kolombiya gibi merkezi devletin sınırlı yetkiye sahip olduğu bir ülkede gerçek anlamda bir barışa ulaşılabilir mi? Çünkü geriye baktığımızda 1980’lerde (FARC ve M-19 gibi örgütlerle) ve 2010’larda tekrarlanan başarısız barış girişimlerini görüyoruz. O halde geleceğe dair iyimser olmayı nasıl sağlayabiliriz? Demokratik olarak seçilmiş bir cumhurbaşkanı ya da bir hükümetin bunu başarmak için ne kadar yetki alanı var?

Gustavo Petro’nun Kolombiya’da sosyal adaletle barışı sağlamak için neler yapabileceği hakkında çok fazla şey söyleniyor. Petro ve Tarihsel Pakt’ın iktidar gücünü kazanmadığını hatırlamamız gerekiyor: Kazandıkları, merkezilikten ve demokratiklikten oldukça uzak bir ülkede gelecek dört yıl için merkez hükümet olma fırsatıdır. Petro, sadece başkan olmanın ona dönüştürücü kararlar alma gücü vermediğini biliyor.

Bu sadece Senato'ya, Kongre'ye değil, bölgesel ve yerel dinamiklere de bağlı. 2016 barış anlaşmasının uygulanmamasındaki tek nedeninin Ivan Duque'nin sağcı hükümeti olduğu yaygın bir efsanedir. Tıpkı toprak reformlarında olduğu gibi 2016 barış anlaşmasının uygulanmasına da yerel düzeyde karşı çıkılmıştır. En azından 2016 anlaşmasının içerisindeki ilerici unsurlar için bunu söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, 2016 barış anlaşmasının gerektiği gibi uygulanmamasının tek nedeni Ivan Duque'nin sağcı Cumhurbaşkanlığı değil. Kolombiya sistemine aşinalık, ülkedeki siyasi gücün cumhurbaşkanlığı ve merkezi hükümetin çok ötesine geçtiğini gösteriyor. Bu gerçeklik, yeni gelen Gustavo Petro hükümeti tarafından aranan herhangi bir barış projesinin uygulanmasına kaçınılmaz olarak meydan okuyacak ve tehdit edecektir.

MADEN ŞİRKETLERİNİN ‘BARIŞ’ İLGİSİ

Yine de Petro’nun bir barış sürecine egemen sınıftan biraz destek alması için iyi nedenleri var. Örneğin 2016 barış anlaşmasında Kolombiya’daki iş kuruluşlarının büyük bir çoğunluğunun desteği alındı. Petro, özellikle bu sektörle boy ölçüşmek istese de 2016’da giderek daha önemli bir hale gelen maden işleme sektörünün barış sektörüne ciddi bir ilgisi vardı. Barış, egemen sınıflar için istikrar ve fırsatlar yarattığı için iş dünyası için ‘iyi’ olarak algılanır. Kolombiya'daki ABD Devleti tarafından desteklenen maden çıkarma sektörü, 2016 barış anlaşması konusunda oldukça iyimserdi, kısmen gerilla kontrolündeki bölgelerin içine dalıp kullanılmayan kaynaklara erişim potansiyelini gördükleri için. 

Bu söylediklerimizin yanı sıra, iş dünyasının ‘silahlı çatışmanın olmaması’ anlamında anladığı barışa egemen sınıfların istekli olmadığını belirtmeliyiz. Egemen sınıflar barışı, Petro’dan, ELN’den ve FARC’dan çok farklı bir şekilde anlıyor. Sosyalist bir barış, kapitalist bir barıştan hep daha farklıdır.