Kimin İstanbul’u?

Biz, sonuçlarını düşünmeden son imar barışından faydalananlarız; biz, her yer betona gömülürken, evi kentsel dönüşüme girdi diye sevinenleriz; biz, kirada oturan hane sayısı sürekli artarken, konutu tek yatırım biçimi olarak düşünenleriz. Aynı zamanda biz, “bu kent artık yaşanmaz oldu” diyen, trafik çilesinden, fiziksel çevrenin kalitesizliğinden, yeşil alan eksikliğinden yakınanlarız.

Hakkı Yırtıcı hyirtici@gazeteduvar.com.tr

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) yaklaşık iki yıl önce AKP’den CHP’ye geçişinin ardından “İstanbul senin” sloganı belediyenin her tür kamusal icraatının, kentsel ve mimari tasarım projelerinin sloganı oldu. “Meydanlar senin, Taksim senin, Kadıköy senin, Büyükada Fayton Meydanı senin, Mecidiyeköy senin, Kabataş senin…” ve diğerleri.

İBB’nin istanbulsenin.org internet adresini incelerseniz burada açılan yarışmalara ve halk oylaması sonuçlarına ulaşabilirsiniz. Aynı şekilde ilerlemekte olan Büyükada, Mecidiyeköy, Kabataş projelerinin anket sonuçlarını, çalıştay raporlarını, sokak röportajlarını ve çocuklarla yapılan etkinlikleri de inceleyebilir, fikir belirtebilir ya da süreçlere gönüllü olarak katılabilirsiniz.

Yapılmaya çalışılan çok belli. Bir önceki yönetimin insanlara sormadan, tepeden inme, hizmet ile tebliğin birbirine karıştığı yönetim şekline karşı katılımcı ve demokratik, aslında hep olması gereken farklı bir model geliştirmek.

Peki, İstanbul senin de, 'sen' kimsin yani biz kimiz?

Biz, sonuçlarını düşünmeden son imar barışından faydalananlarız; biz, her yer betona gömülürken, evi kentsel dönüşüme girdi diye sevinenleriz; biz, kirada oturan hane sayısı sürekli artarken, konutu tek yatırım biçimi olarak düşünenleriz. Aynı zamanda biz, “bu kent artık yaşanmaz oldu” diyen, trafik çilesinden, fiziksel çevrenin kalitesizliğinden, yeşil alan eksikliğinden yakınanlarız. Tabii başka bizleri de unutmamak lazım, başını sokacağı bir ev edinebilmek için ömür boyu çalışan, kentin bakımsız arka sokaklarında yaşayan ya da İstanbul’da olup Boğaz’ı hiç görmeyenler gibi.

O zaman soruyu tekrar soralım: İstanbul bizim de, biz kimiz?

Nüfusu 16 milyonu aşmış mega bir kentte tek bir biz olamayacağı, ancak bizlerden bahsedilebileceği açık. Belki tek ortak noktamız İstanbul’da yaşıyor olmamız ama bu bizi kentin bir parçası, İstanbullu yapmaya yetmiyor. Yine de, kentin 1950’lerde göç almasıyla başlayan modernleşme tarihine baktığımızda toplumsal ortak bir davranış kalıbından bahsedebiliriz. Herkes doğal sınırlarını çoktan aşmış, nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan İstanbul’un bir ucundan tutmuş, “taşı toprağı altın” diyerek bir parçasını kapma kavgasında. Evet, bu kavga, aslında İstanbul’u bitirme kavgası ama gündelik hayatın kargaşası içinde bunu idrak etmekten oldukça uzağız.

İşte mimar Esra Akcan’ın* “Dolgu İstanbul: Küresel Şehre Oniki Senaryo” isimli kitabı bizlere bir defa daha bu durumu güçlü bir şekilde hatırlatıyor. Çalışma yeni değil, 2004 tarihli. Ama çalışmanın gücü zaten muazzam öngörüsünde yatıyor.

Akcan, bizlere 12 farklı bakışın İstanbul’a hâkim olduğunda ortaya nasıl bir İstanbul çıkacağını anlatıyor, kendine özgü mizahi dili ile düşünüyor ve bunlara uygun görseller üretiyor.

“Müteahhidin ideal kenti” senaryosuna bakalım.

İstanbul kalabalıklaştıkça küçülüyor, toprak azalıyor. Herkes en iyi yeri kapma, kısa yoldan zengin olma derdinde. Tabii en değerli yer meşhur manzarası ile İstanbul Boğazı sırtları. Her müteahhidin hayali en önden yer kapmak, gerekirse bunun için İstanbul Boğaz’ını doldurmaya da hazırlar. Üstelik yetmiyor, küresel kente yakışır bir havalimanını Boğaz’ın ortasına yerleştirmekte de sakınca görmüyorlar.

Yalıların önünden geçen kazıklı yolları, dolgu Yenikapı miting alanını, bir önceki yönetimden kalan Kabataş Martı Projesi’nin büyük beton yüzeyini, Haliç sahiline kazıklar üstünde yapılan tramvay hattını, yine dolgu Üsküdar Meydanı’nı düşünün. Kentin su ile olan ilişkisi kalmadı, doğal diyebileceğimiz bir kıyı çizgisi yok. Bizlere bu kadarı da yetmedi, şimdi başka bir İstanbul Boğazı’nı, Kanal İstanbul’u ve İstanbul Havalimanı'nı tartışıyoruz. Ama bir yandan da bölgedeki arsa spekülasyonundan pay kapanlara hasetle bakıyoruz. Keşke bizlerin de oralarda dededen falan kalma bir arazisi olsaydı.

Denizcinin ideal kenti ise daha başka: Dev bir cruise turistik yolcu gemisi, zaten dolgularla iyice daralmış Haliç Boğaz’ının girişinde toprağa oturuyor, kimse yerinden kıpırdatamıyor. Ama hiç sorun değil. Gemi kısa sürede bir alışveriş merkezine dönüşüyor, herkes o anlığına mutlu oluyor.

Yine başarılı bir öngörü, bizleri çok öncesinden Galataport projesini haberdar etmekte. Hani şu Karaköy Rıhtımı’ndan Mimar Sinan Üniversitesi Fındıklı Kampüsü’ne kadar uzanan 1,2 kilometrelik sahil şeridini ve 400 bin metrekarelik alanı kapsayan, içinde kafelerin, restoranların, alışveriş yerlerinin olduğu ve bu uğurda tarihi Karaköy Yolcu Salonu ve PTT binasının yıkıldığı proje.

12 senaryo arasında dindarın, eğlence kralının, ekolojistin, arkeoloğun ve daha pek çok kimsenin İstanbul'u bulunuyor. Senaryoların her biri farklı İstanbul tahayyülleri sunuyor, bizleri sonuçları ile hesaplaştırıyor ve aslında bugün her birini aynı anda yaşadığımızı bizlere çarpıcı bir şekilde gösteriyor.

Sanırım sorun İstanbul için norm(lar) oluşturmamamızda, herkes için geçerli eşit normlar. Yeni yeşil alanlar, büyük parklar düzenleniyor olabilir ama en baştan her mahallenin yürüyüş mesafesinde kendi küçük bir parkı normunu koyamadıysanız yapılanlar yeterli olamıyor; tıpkı 1999 depreminden sonra her bölgenin acil toplanma alanları olacağı normunu oturtamadığınız gibi. Şimdi çoğunun yerinde lüks ofisler, rezidanslar, alışveriş merkezleri yükseliyor.

İstanbul’a geri dönüşü olmayan zararlar vermişiz, vermeye de devam ediyoruz. Normsuzluk norm olmuş. Eğer daha yaşanabilir bir kent tahayyül ediyorsak, öncelikle bizleri dışlamayan, herkese eşit uygulanan normlara sahip olmalıyız, tabii aramızdaki toprak kavgasından vazgeçip, bunun bedellerini ödemeye de hazırsak.

*Esra Akcan; Prof. Dr.; Cornell Üniversitesi Mimarlık Bölümü ve Einaudi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Avrupa Çalışmaları Direktörü

“(Landfill) İstanbul-Dolgu İstanbul: Küresel Şehre Oniki Senaryo' kitabının bir bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Tüm yazılarını göster