İkinci tur, cihat ve cinsellik

Emekli Albay Ümit Öztürk, yeşil pasaportuyla Almanya’ya giriş yaparken durdurularak sorgulanıyor. Kendisinden önce, bir tecavüz şikâyeti nedeniyle Türkiye yeşil pasaportu taşıyan bazı kişiler aranmaktaymış. Şikâyet, bir Ezidi kadından geliyor. Yakalanan adam Özbek asıllı Türk vatandaşı ve sahte olmayan bir yeşil pasaport taşıyor. Bunun üzerine soruşturma genişletiliyor. Yüz kadar yeşil pasaportlu Asya kökenli Türk hakkında arama kararı çıkarılıyor.

Zafer Yörük yazar@gazeteduvar.com.tr

Seçimlerin birinci turunda iktidar homofobiyi bir propaganda malzemesi yaparken aşırı İslamcı partilerle kadın hakları karşıtı bir ittifak da oluşturdu. İkinci tur için ise CHP, Sinan Oğan’la ultra-milliyetçilik ve mülteci nefreti üzerinden bir ittifak kurmayı gerekli görüyor.

Oysa bugüne kadar iktidarın on yılı aşkın süredir uygulamakta olduğu mülteci politikasının teşhiri ve kapsamlı bir eleştirisi muhalefetten gelmedi. Kimler, hangi yollardan Türkiye’ye geldi? Kimlere hangi statüler verildi? Mülteciler siyasal iktidar tarafından nasıl kullanıldı? Bu kapsamda Avrupa Birliği ile hangi anlaşmalar yapıldı? Bu anlaşmaların mali portresi ve muhasebesi yapıldı mı? Mülteciler için alınan fonlar nerelerde kullanıldı? İktidarın periyodik olarak savurduğu mülteci vanasını açma tehditleri, Avrupa ülkelerinde nasıl yankı buldu? İlk elde akla gelen bu sorular yanıtlanmadan ve mülteci politikasındaki yanlışların tespiti ve teşhirinden kaçınarak oluşturulacak mülteci politikaları, milliyetçi/popülist demagojiye paralel olarak ırkçı nefret suçlarında tehlikeli bir tırmanıştan başka bir sonuca yol açmayacaktır.

Seçim öncesinin telaşı içinde basın ve medyadan hak ettiği dikkati göremeyen bir vaka, yukarıdaki soruları genel hatlarıyla yanıtlarken çok daha ciddi başka soruları da gündeme getirmesi nedeniyle önemli. Olay şöyle: Geçtiğimiz yıl ağustos ayında Emekli Albay Ümit Öztürk, yeşil pasaportuyla Almanya’ya giriş yaparken durdurularak sorgulanıyor. Sorgu nedeniyle bağlantı uçuşunu kaçıran ve işleri aksayan Öztürk, Alman makamlarına bunun nedenini sorduğunda ilginç bir yanıt alıyor. 

Kendisinden önce, bir tecavüz şikâyeti nedeniyle Türkiye yeşil pasaportu taşıyan bazı kişiler aranmaktaymış. Durumun ortaya çıkmasına neden olan şikâyet, bir Ezidi kadından geliyor. IŞİD, 2014 Ağustos’unda Irak’ın Şengal bölgesini işgal ettiğinde çocuk yaşta olan bu kadın bir IŞİD’li tarafından ‘sahipleniliyor’ ve aylarca sistematik tecavüze uğruyor. Bu, o süreçte neredeyse bütün Ezidi kız çocuklarının başına gelen bir durum. Ezidi kız çocuklarının çoğu, Musul ve sonrasında Rakka’da kurulan köle pazarlarında satılmış. Günümüzde Ankara’da benzer kadın köle ticaretinin sürdüğü iddiaları mevcut. IŞİD’in elinden kurtuluşunun ardından Almanya’da siyasi mülteci olarak yaşamaya başlayan bu kadın, Berlin’de o IŞİD’li tecavüzcüyle karşılaşıyor ve Alman makamlarına bildiriyor. Yakalanan adam Özbek asıllı Türk vatandaşı ve sahte olmayan bir yeşil pasaport taşıyor. Bunun üzerine soruşturma genişletiliyor. Onlarca kişi tutuklanıyor ve yüz kadar yeşil pasaportlu Asya kökenli Türk hakkında arama kararı çıkarılıyor.

Emekli albay öfke ve şaşkınlık içinde durumu ifşa eden bir video çekmemiş olsa hiçbir zaman bu olaydan haberdar olamayacaktık. Benzer karşılaşma vakaları daha önce Batı basınında yer almıştı ama sabık IŞİD’çilerin yeşil pasaportlu Türk vatandaşı olmaları ilk kez duyuluyordu.

‘ARTIK-ERKEK’ NÜFUS VE CİHAT OTOBANI

Yeşil pasaportlu sabık cihatçıların post-IŞİD dönemleri üzerine, bölgede ve şu an Idlib ve çevresinde kümelenmiş olan cihatçı gruplar arasındaki geçişkenlik üzerinden bir tahminde bulunulabilir. Bir dönem IŞİD olup sonra El Nusra, sonrasında ÖSO ya da SMO, ardından HTŞ vb. olmak çok rastlanır bir durum.  Muhtemelen o geçişkenlik içinde Türk vatandaşı yapılmışlar ve taşıdıkları pasaporta bakılırsa aktif devlet görevinde bulunuyorlar. Bu görevin ne olduğunu iktidara sormak gerekiyor.

Asya, Kafkasya, Balkanlar ve Avrupa'dan Suriye Irak ve Libya'ya doğru cihatçı akışı 2011 Arap baharından beri gözlenebilir bir olgu. Türkiye, bu akışta kilit coğrafya ya da ana dağıtım istasyonu olarak bilinir. Uluslararası basın ve medya yıllardır İstanbul-Antep arası bir ‘Cihat Otobanı’ndan söz etmektedir.

Bu otobandan geçenleri kısmen idealist olarak düşünebiliriz. Ama bu kişilerin aynı zamanda Asya'nın Müslüman toplumlarında birikmiş ‘fazlalık’ ya da ‘artık’ genç erkek nüfus kapsamında oldukları da bir gerçek. ‘Artık-erkek’ terimi, yaşadığı toplumda erkek çokeşliliğinin yaygınlığı nedeniyle evlenmesi mümkün olmayan bir kitleyi tanımlar. Çoğunluğu Müslüman Asya ve Afrika toplumlarında yasaklanmamış olan ya da gelenekler tarafından meşru görülen bu poligami türü, (polijini: çok-karılılık) kız çocukların küçük yaşta para ve nüfuz sahibi ileri yaştaki erkekler tarafından kendileri ya da yakınları için ‘sahiplenilmesi’ sonucunu doğurur. Bu durumda basit bir matematik hesaplamayla örneğin dört eşle evlenmenin caiz olduğu bir toplumda gerçekleşen her polijinik evlilik, üç genç erkeği ‘fazlalık’ haline getirecektir.

Bu kişilerin eş bulması, evlenmesi, hatta karşı cinsle ilişki yaşaması mümkün değildir. Bu koşullar altında Soylu’nun dilinde yer bulan hayvanlarla ilişki, pedofili ve benzeri cinsel sapmaların yaygınlaşması kaçınılmazdır. Topluluk içi ve topluluklar arası çatışma ve şiddet de tatminsiz cinsel dürtülerle ilgilidir.

Aslında, 21. yüzyıl’da artış gösteren göçlerin, hatta cihat olgusunun da bu ‘artık- erkek’ nüfusla ilintisi görülebilir. Asya ve Kafkasya’nın Müslüman toplumlarında biriken erkek nüfus fazlalığının, cinsel güdülerine dini kılıf bulmuş oldukları anlaşılıyor. Aynı kılıf, bu ‘cihat’ esnasında Şengal, Musul ve Rakka başta olmak üzere Irak ve Suriye’nin çeşitli bölgelerinde gerçekleştirilen katliamlar ve toplu tecavüzler için de kullanılmıştır. Siyasal İslam’ın IŞİD ve benzeri fanatik/köktenci kanatları içinde ‘cihat’ kavramının, cinsellik ve saldırganlık dürtülerinin tatminini mümkün kılan bir yeryüzü cenneti vaadi kapsamında anlamlandırılmış olduğu görülüyor.

YEŞİL PASAPORT SIRLARI

Şengal’deki şer’i tecavüzcüsüyle Berlin’de tekrar karşılaşan genç Ezidi kadının travması, Türkiye’deki seçim sürecinde belirleyici role sahip üç söylemi (homofobi, kadın düşmanlığı ve mülteci nefreti) birbirine bağlayan cinsellik düğümünü vurgular nitelikte. Süleyman Soylu’nun homofobik endişesi bir yana kadın kimliği, bedeni ve (kız çocuğu) cinselliği, ‘terör bağlantısı’ iddiasıyla birlikte bu seçim kampanyasının ana unsurlarını oluşturdu.

İstanbul Sözleşmesi’ne dönülmeyeceği garantisi ve 6284 sayılı kadını şiddetten koruma yasasının kaldırılması Yeniden Refah Partisi tarafından şart koşulmuştu. Parti başkanı Fatih Erbakan üç arkadaşıyla birlikte milletvekili seçilmiş bulunuyor. Diğer müttefik, Hüda Par Genel Başkanı ve yeni dönem AKP Milletvekili Zekeriya Yapıcıoğlu’nun kız çocuğu evliliği hakkındaki görüşleri de programatik değer taşımaktadır: “Kaç yaşında çocuk? Neye göre, kime göre çocuk? Bazıları 15 yaşındadır ama olgun gösterir.” Vekil bey, bekar kadınların da ‘sahiplendirilmesi’ gereğine vurgu yapıyor.

Kılıçdaroğlu’nun Sinan Oğan’a yaklaşma zorunluluğundan kaynaklanan son anti-mülteci yönelimi içinde de ‘artık-erkek’ tehlikesi kendini gösteriyor. ‘Kadın cinayetlerinde artış ve genç kızların sokakta kendi başlarına gezememesi’ tehlikeleri, aynı cümlenin başındaki ‘kaçaklar ve potansiyel suç makineleri’ olarak betimlenen mültecilere bağlanıyor. Oysa Ezidi kız çocuklarına dini nikah marifetiyle sistematik tecavüz cürmüne bulaşmış yüzden fazla yeşil pasaportlu görevlinin varlığı, çok daha yükseklerde İslamcı/Erdoğanist renklere boyanmış resmi göç siyasetine neşter atılması gereğine işaret ediyor. Böyle bir ameliyat ilk bakışta imkânsız görünüyor olsa da ülkesini seven sandığa gelsin!

Tüm yazılarını göster