Her inşaat bir hırsızlık mıdır? 2- Kentsel dönüşüm

Kentsel dönüşüm ciddi bir hırsızlık ve mülk transferi kılıfı. Gerekçe olarak depremin gösterilmesine bakmayın. İşin aslı o değil.

Önder Algedik oalgedik@gazeteduvar.com.tr

Ülkede akıl almaz bir inşaat çılgınlığı sürüyor. Sokağa çıktığımızda artık gülen yüzler değil, oyun oynayan çocuklar asla değil, hafriyat kamyonu veya beton mikseri görüyoruz. Bırakın sokağa çıkmayı, doğaya çıkmak bile bir kâbus haline geldi.

Geçen hafta İkizdere’de açılmak istenen taş ocağını, onun arkasındaki asıl tezgâhı ortaya dökmüş ve bu girişimin de tıpkı İyidere Limanı ve diğer tüm mega-projeler gibi kamunun dolandırılması anlamına geldiğini aktarmıştık. Oradaki inşaatın hizmet ettiği tek şey sermaye ve mülk transferi. Yine bütün mega projelerde olduğu gibi. Her inşaat bir hırsızlık, her inşaat bir yalan! Tek bir gerçek var. Bu tür projelerle doğaya ve topluma ait ne varsa talan ediliyor.

Kentlerdeki konut inşaatları ve kentsel dönüşüm projelerinin yaygınlığı bu hırsızlığın ne denli büyük bir ölçeğe ulaştığının göstergesi. Üstelik alabildiğine kurumsallaşmış bir hırsızlıktan söz ediyoruz. İzmir Depremi’nden sonra 80 bin konutun dönüşümünde yapılan suiistimal ortaya çıkmış ve hep beraber utanca ve dehşete boğulmuştuk. Dönüşüm alanları, insanların müteahhitlere ve onların kazanç hırslarına ve banka kredilerine tutsak edildikleri tuzaklar. Üstelik depremin kentsel alanda yaratacağı hasar riskini de azaltmıyor, artırıyorlar. Bu tür projelerde amaç depreme dayanıklı konut yapmak olsaydı, tasarlanacak iyi bir modelle şimdi olduğunun yarı fiyatına ve hatta sıfır enerjili konutlar yapılabilirdi.

Kentlerdeki konut inşaatların nasıl bir hırsızlık olduğunu anlamak için şu üç göstergeye bakmayı öneriyorum: (i) kentsel dönüşüm ve konut inşaatları kimin arazisine, hangi kaynakla yapılıyor, (ii) pandemide kentsel dönüşüm projeleri ne yönde evrildi, (iii) son olarak kentsel dönüşümden kazançlı çıkan aktörler kim?

BOŞKENT BAŞKENT KADAR BÜYÜK!

2019 yılı son çeyreği itibariyle bir milyon üç yüz binden fazla boş konut olduğu tahmin ediliyordu. Bu boş konutlardan oluşan kente Boşkent dersek nüfusu İzmir’den fazla, Ankara ile hemen hemen aynı.

Ortada 1,3 milyondan fazla boş konut var ve üstüne 2020’de bir salgın patlamışken neden inşaat yapılsın, değil mi? Ama dert inşaat değil, mülk transferi, birilerinin elinden bir şey çalmak olunca işin rengi değişiyor.

HER KENTSEL DÖNÜŞÜM KİMDEN NE ÇALAR?

Kentsel dönüşüm ciddi bir hırsızlık ve mülk transferi kılıfı. Gerekçe olarak depremin gösterilmesine bakmayın. İşin aslı o değil. Mesela Ankara deprem riski düşük bir kent olduğu halde bakanlık ve belediyeler deli gibi kentsel dönüşüm uyguluyor. Ankara’da depremden yıkılan ev yok ama kentsel dönüşüm yüzünden bir hafta ara ile iki büyük toprak kayması oldu ve binalar yıkıldı.

Onca inşaatın sebebi şehri depreme hazırlamak değil, iktidar yanlısı müteahhitlere sermaye ve mülk transfer etmekti. Boş alan kalmayınca eski yapılar yıkılıp yerlerine daha kötü yeni binalar yapmaya başladılar. Bu apaçık hırsızlığı beş kalemde özetleyebiliriz!

Kentsel dönüşümde ilk hırsızlık arsa payınızdan. Müteahhit arsa payınıza ortak oluyor. Örneğin 500 metrekare bir arsada on daire varsa ve müteahhit buraya 4 daire ekleyip kazancını arttırıyorsa size arsa payınız 50 metrekareden 36 metrekareye düşüyor. Böylece her bir dairenin arsa payından çalmış, mülkünüze ortak olmuş oluyor.

İkincisi, malzemeden ve işçilikten çalıyor. Çünkü tek motivasyon kâr ve o yüzden en iyi şey işçilikten ve malzemeden çalıyor. Yeni konutlar arasında pek çoğunun beş yıl içinde hurdaya çıktığını görüyoruz.

Apartman bahçenizden çalıyor. Çünkü müteahhittin konut yapmak gibi bir derdi yok. Tek derdi inşaat metrekaresini arttırmak. O yüzden yaptığı evler döküntü ve mimarî açıdan facia. Asıl önemlisi müteahhit para derdi ile sadece eski konutları değil, yaşamı da yok eder. Ankara Bahçelievler’de 2009-2020 karşılaştırması yapan bölge sakinlerinin derneği (i) arka bahçelerinin yok edildiğini, (ii) ön bahçelerinin yok edilip çim ve peyzaja indirgendiğini ve (iii) civardaki yetişkin ağaçların katledildiğini anlatıyor. Semtte 2 bin 800’den fazla yetişkin ağacın kesildiğini, kurutulduğunu tespit etmişler.

Burası Emek mahallesi Çankaya’da bir bölge. Yukarıda 2009, burada ise 2020’deki hali. 11 yılda ortaya çıkan 11 değişikliği bulunuz!

Dördüncüsü, kentsel dönüşümle geleceğinizden çalarlar. Bu evlerin hiçbiri ömürlük değildir. Ömürlük ferforjeler konmaz, parlak pirinçler konur ki 3-5 yıl sonra eskisin. Öyle ki devlet geleceğimizden çalsın diye binalarda enerji verimliliği mevzuatını bile erteledi. Yeni konutların enerji sistemlerinin iklim değişikliğine katkısı yıkılanlardan daha fazla.

Nihayet ve elbette cebinizden çalar kentsel dönüşüm. Koca bir apartmana 150 bin TL’ye bakım yaptırınca binanın ömrünü 20-30 yıl daha uzatmak, yakıt maliyetini yarıya indirmek mümkün. Bunun yerine daire başına 150-200 bin TL ödeyerek sizleri daha az arsa payına ve daha kalitesiz binalara mahkûm eder. Dahası, deprem konutlarına para bulamayan, enerji verimliliğine kaynak aktarmayan devlet kentsel dönüşüm müteahhitlerine yıktıkları/yaptıkları bina başına komisyon/ucuz kredi verir. Parasını da bizden alır!

Bu beş kalem aslında meselenin inşaat olmadığını, doğadan ve toplumdan varlık transfer etmek olduğunu çok güzel ortaya koyuyor.

PANDEMİDE İNŞAAT AŞKI!

2019 seçimleri ile AKP çok sayıda büyükşehiri kaybetti. Peki inşaat konusunda en hırslı partinin koruyuculuğunu kaybetmek, inşaat sektörünün hız kesmesini sağladı mı? 2020 Mart’ında başlayan salgından inşaat sektörünün etkileneceğini de düşünebiliriz. Hem ortada 1,3 milyondan fazla boş konut varken neden inşaat yapılsın ki? 1,3 milyon boş konut, AK Parti’nin kaybettiği belediyeler ve salgın yan yana gelince konut sektöründe ciddi bir daralma bekleyebiliriz.

Ama beklentimiz boşa çıkar. Çünkü bütün bu olumsuz koşullara rağmen konut inşaatlarında neredeyse bir patlama yaşandı.

2020 yılı çimento üretimi, 2019 yılına göre yaklaşık yüzde 27 gibi büyük bir artışla 76,5 milyon tona ulaştı. Yeni yapı ruhsatı ve yapı kullanım ruhsatı alan daire sayısı 2019’da 323 bin iken 2020’de buna 545 bin daha eklendi. 2019’da 51 milyon metrekare yeni bina ruhsat alırken 2020’de tam 87 milyon metrekare konut ruhsat aldı.

Yani Salda Gölü’ne yapılan inşaatın tam 600 katı inşaata ruhsat ve izin verildi. Bu ruhsat ve izinler Salda Gölü’nün tam iki katı alanın betonla kaplanmasına neden oldu!

SORUMLUSU KİM?

2019 yılında dökülen beton ağırlıkla AKP politikasının sonucuydu. 2020’de ise kaybettiği belediyeler sayesinde AKP’nin payı azaldı. Ama ortada bu kadar boş bina varken ve salgın söz konusu iken 2019’dan fazla inşaata boğulmamızın asli sorumlusu AKP değil. Ankara ve İstanbul’u aldıktan sonra CHP’li üç büyükşehir belediyesinin meclislerinden geçirdikleri 4 bin 395 karardan 2 bin 295’inin konusu imar. Aynı dönemde alınan kadın sığınma evi ve yayalaştırma kararı sayısı ise toplam bir. Özetle CHP’li belediyeler betona AKP’den daha çok abanmışlar.

2020’de satılan yeni konut sayısı 470 bin. Konut stoklarımız kabaca 75 bin daha artmış. Bu kadar fazladan konut varken daha çok insan ev sahibi olmuştur diye düşünebilirsiniz. Hem de çok ciddi artmasını bekleriz. Ama veriler bırakın ciddi bir artışı, hatta bırakın artışı, azaldığını söylüyor. TÜİK’e göre 2014’de halkın yüzde 61,1’i kendi konutuna sahipken, 2019’da bu oran yüzde 58,8’e düşmüş!

Sulukule’den Sur’a kentsel dönüşümün ne demek olduğunu biliyorduk. 31 Mart 2019 seçimleri ile bir şey daha öğrendik, sadece AKP değil CHP de kentsel dönüşümcüymüş. 2020’de salgına ve AKP’nin önemli büyükşehir belediyelerini kaybetmesine rağmen çimento üretimi yüzde 27, konut inşaat izni alınan alan yüzölçümü yüzde 70 artmış. Böylece insanlar arsa paylarını, apartmanların bahçelerini ve paralarını birilerine kaptırmışlar. Sonuç olarak Salda Gölü’nün iki katı kadar, orada yapılan ucube inşaatın 600 katı kadar yeni konut inşaatı olmuş. Böylece kazanan belediye meclis üyeleri, belediye başkanları, çimento fabrikaları ve müteahhitler olurken, kaybeden doğa ve toplum olmuş.

Tüm yazılarını göster