Fransa’da darbeci muhtıra ve sessizlik 

Türkiye emekli amirallerin Montrö bildirisinin darbecilik özlemi olup olmadığını tartışırken Fransa’da askerler “demokrasi nereye gidiyor” sorusunu sordurtacak sertlikte bir muhtıra yayımladı.

Fehim Taştekin ftastekin@gazeteduvar.com.tr

“Eğer bir şey yapılmazsa, gevşeklik toplumda amansız bir şekilde yayılmaya devam edecek ve sonuçta bir patlamayı ve aktif görevdeki yoldaşlarımızın tehlikeli bir misyonla ulusal topraklardaki yurttaşlarımızı ve uygarlık değerlerimizi korumaya yönelik müdahalesini tetikleyecek.”
Sivil iktidara darbe muhtırası. Telaşlanmayın, Türk ordusundan değil. Türkiye emekli amirallerin Montrö bildirisinin darbecilik özlemi olup olmadığını tartışırken Fransa’da askerler, “demokrasi nereye gidiyor” sorusunu sordurtacak sertlikte ve tuhaflıkta bir muhtıra yayımladı.

***

Fransa içinde barındırdığı göçmen ve Afrika kökenli nüfusun egemen kültürle uyuşmazlığını önleyemiyor. 2005’teki banliyö isyanı kırılmanın işaretlerinden biriydi, ondan sonra ayrışmaya ‘İslamcı şiddet’ sorunu eklendi. Gelinen noktada Fransa hâlâ çıkmazda. Hükümetler açısından basitçe görev başarısız.
Cezayirlilerin çoğunlukta olduğu Afrika kökenli nüfusun yanı sıra diğer coğrafyalardan Müslüman kesimlerle ilgili sorunlar gettolaşma ivmesini büyütüyor. Charlie Hebdo cinayetleri ve öğretmen Samuel Paty’nin başının kesilmesi gibi radikal İslamcı şiddetin gölgesinde Fransız siyaseti ‘Müslüman ayrılıkçılık’ diye kavramsallaştırılan paralel yaşam alanlarını ve radikalleşmeyi önleyecek yasal önlemleri tartışıyor.
Göçmen ve Müslüman karşıtı his ya da kanaatlerin Fransız toplumuna sirayeti 10-20 yıl sonra varacağı yere bakıldığında bugünden ciddiyet arz ediyor. İlk gelen nesillerin uyum sağlamış olmasına rağmen bir şekilde sömürülmüş dedelerinin hıncını da barındıran yeni kuşakların bir sürü faktöre bağlı kızgınlığı, asiliğin bin bir tonuyla kendini gösteriyor. Bu durum çoğu Fransız için toplumsal düzeni terörize eden bir ‘kuralsızlık’ ifade ediyor. Çözülmesi gereken meseleler ırkçılık ve karşı-ırkçılık tartışmaları arasında boğuluyor. Fakat İslamcı dönüşümün etkisiyle kültürel kodlar ve yaşam formları arasında inatçı bir uyumsuzluk da büyüyor. Bu durum kural dışılıktan şiddete varan suçlar da üretiyor. Siyaset bu uyumsuzluğu ne doğru düzgün yönetebildi ne de radikal çözümler üretebildi. Bu durumun kamu otoritesinde tuhaf bigâneliklere yol açtığı da söylenebilir. Banliyölerdeki herhangi bir sorun ya da münakaşa için çağrılan polis olay mahalline bile gitmeyebiliyor. Polisler ya belaya bulaşmak istemiyor ya da sorumlularla ilgili etkili bir cezai kovuşturma olmadığı gerekçesiyle umursamazlığa veriyor. Bir süredir Macron’un ekibi dogmatik ve tek tipçi çağrışımlar yapan çözüm arayışlarıyla gündemi işgal ediyor. Bu minvalde Macron’un, 2022 seçimine doğru yelkenlerini şişiren Ulusal Birlik Partisi'nin lideri Marine Le Pen’in önünü kesmek için sağcılık yarışına kapıldığı da söylenebilir.

*** 

“Fransa İslamı” ve teröre karşı yeni yasal düzenlemelerin konuşulduğu böylesine bir ortamda sağın sağında kalan Valeurs Actuelles dergisinin internet sitesinde 20 emekli general, emekli ya da muvazzaf 100 subay ve 1000 kadar askerin imzasıyla bir bildiri yayımlandı.
“Fransa tehlikede… Emeklilikte bile Fransa'nın askerleri olarak bizler ülkemizin kaderine kayıtsız kalamayız” diyen askerlerin bildirisine göre; 

- İslamcılık ve ‘banliyö sürüleri’ ayrımcılık ve bölünmeye yol açıyor.
- ‘Irkçılık karşıtı’ bir ayrımcılık vatan topraklarında huzursuzluk ve topluluklar arasında nefreti artırıyor.
- Irkçılık ve dekolonizasyon gibi terimlerle ırkçı bir savaş isteniyor.
- Bu terimleri kullananlar, Fransa’nın gelenek ve kültürünü hor görüyor; ülkenin geçmişi ve tarihini elinden alarak dağıldığını görmek istiyorlar. 

- İktidar, Sarı Yelekliler’in gösterilerini bastırmak için polisleri paravan ve günah keçisi olarak kullanıyor.
"Tehlikeler büyüyor, her geçen gün şiddet artıyor" diyen askerler, girişte aktardığım alıntıyla birlikte noktayı şöyle koyuyor: 

“Artık ağırdan almanın zamanı değil. Yoksa yarın bu büyüyen kaosu bir iç savaş sonlandıracak ve sizin sorumlu olacağınız ölü sayıları binlerle ifade edilecek."
Bu bildiri sehven, aceleye getirilmiş ya da sızdırılmış falan değil. İmzacıların başı sayılan emekli Jandarma Komutanı General Jean-Pierre Fabre-Bernabac, bir TV kanalında “İnsanlar siyasetçilere değil bize güveniyor” demekle kalmayıp darbe tehdidini yineledi: “Bu şekilde devam ederse ordu müdahale etmek durumunda kalacak. Ya sivillerin yönetimde olduğu acil durum çerçevesinde ya gücün orduda olduğu sıkıyönetim çerçevesinde." Bildiriye imza atanların sayısı birkaç gün içinde 8 bini geçti.

***

Bildirinin tarihi 21 Nisan 2021. Askerler bildiriyi, Cezayir’in bağımsızlığına karşı çıkan generallerin Charles de Gaulle’e karşı darbe girişiminin 60’ıncı yıldönümüne denk getirdi. Askerler her yerde zamanlamayı manidar kılmayı seviyor.
Bildiri Macron’un Cezayir’i kesinlikle tatmin etmese de sömürgecilik tarihiyle yüzleşme girişimini hedef alıyor. Ki Le Pen de bu çabayı tarihi yeniden yazmak olarak niteleyip yerden yere vuruyor.
Bildiri, “Siyah Yaşamlar Değerlidir” dalgasıyla Fransızların da sömürgeciliği mahkum eden, bu geçmişle özdeş isimlerin heykellerini yıkmaya çalışan eylemlerden duyulan öfkeyi yansıtıyor. Gerçi Macron bu heykellere dokunulmasına karşı çıkıyor.
Ve tabii ‘banliyö sürüleri’ ifadesiyle Afrika kökenliler, Orta Doğulular ve yerleşik, ikinci, üçüncü nesil göçmen çocuklarını yekûnen kriminalize eden bir bakışı da yansıtıyor.
Ulusal birlik hükümeti kurma sözüyle cumhurbaşkanlığına yeniden aday olacağını duyuran Le Pen kendisine gün doğmuşçasına askerlere şu çağrıyı yaptı: “Gelin gelecek savaşta bize katılın, Fransa’nın savaşına.” Liberation, Le Pen’in sözlerini “Fitne çağrısı” olarak niteledi. Le Pen güya Charles de Gaulle’ü devirmeye kalkışan generallere sevgisiyle bilinen babası Jean-Marie le Pen’in çizgisinden ayrışarak partiyi biraz daha merkeze taşımaya çalışıyordu. İkinci tura kalan seçimlerde aşırı sağa geçit vermeyen Fransız refleksini aşabilmek için bunu yapıyordu. Şimdi sağdan da insanlar “Le Pen ne yapıyor” diye soruyor. Seçildiği takdirde başkomutan olacak Le Pen’in bu çıkışı orduyu bölen, siyasallaştıran ve Fransa’yı zayıflatan bir tutum olarak da eleştiriliyor.
Sarı Yelekliler yeni bir silkinmeyle vergi kesintileri, ücretler, özlük haklarına dair gündemle siyasetin tellerine vuramazsa muhtemelen ‘radikal İslam’, ‘terör saldırıları’, ‘İslamcı ayrılıkçılık’ ve göçmenler 2022 seçiminin gündemini keskin sağın lehine çalacak. Journal du Dimanche’da yayımlanan Ifop anketine göre şu anda seçmenlerin öncelikleri terör, güvenlik vs. Çünkü terör saldırıları bitmiyor. 2017’de bütçe konusunda Macron’la ters düşüp emekliye ayrılan eski Genelkurmay Başkanı General Pierre de Villiers cumhurbaşkanı adayı olmazsa Le Pen askerlerin ekmeğinden payını alır. Pierre de Villiers, Samuel Paty’nin öldürülmesinden sonra sağcı Le Figaro’daki demecinde ‘İslamcı camiler’ dediği radikallerin kontrolündeki camilerin kapatılması, radikal imamların sınır dışı edilmesi ve ulusal sınırların kontrol altına alınması önerilerine destek vermişti. Le Figaro’ya göre Pierre de Villiers olası cumhurbaşkanı adayları arasında yer alıyor.


***


Savunma Bakanı Florence Parly aktif görevde olan imzacıların cezalandırılması için Genelkurmay Başkanı’na talimat verip çizgiyi çekti: "Ordu mensuplarının siyasete dair eylemlerine iki değişmez ilke rehberlik eder: Tarafsızlık ve sadakat."
Fransa’da yedek ve aktif görevdeki askerlerin kamuoyuna görüş bildirmelerinin yasak olduğu iki alan var: Din ve siyaset. (Savunma Yasası, Madde L4121-2) Emekli generaller de ihtiyat ödeneği alıp ayrıcalıklardan faydalanırken bazı yükümlülüklerini sürdürüyor.
Önde gelen imzacılardan eski ‘Yabancı Lejyon’ Komutanı Christian Piquemal, 2016’da Calais'de göçmenlere karşı gösteri çağrısı yapınca sadakat ve yedek asker yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle üniforma giymesi yasaklanmış ve subaylık kartı geri alınmıştı. Rütbesi geri alınmamıştı. İtibardan azcık tenzil, çok değil!

***

Savunma Bakanı orduda ezici çoğunluğun prensiplere bağlı olduğunu da vurgulama gereği duyuyor. Siyasi yorumcu Jean-Yves Camus’ya göre imzacıların orduda ağırlığı yok. Basın bu olayın üzerine fazla gitmedi. Belli ki hükümet de bunun büyütülmesini istemedi. Yani hop oturup hop kalkan yok. Bir bakıma demokrasinin oturduğu bir ülkede zaten siyasi-askeri vesayetten azade bağımsız mahkemeler ya da kurumlar gereğini yapar demeye getiriyorlar.
Özetle binlerce emekli generalin bulunduğu Fransa’da muhtıraya 20 generalin imza atması marjinal bir durum olarak algılanıyor ya da öyle algılanması tercih ediliyor. Yine de Batı demokrasileri açısından sıra dışı bir kırılmaya işaret ediyor. Yani aşırı sağın yükseldiği alana askerler giriyor. Bu endişe vermesi gereken bir başlangıç. Şimdi söz muhtıradan açıldı ve yarın biraz daha belirsizleşti. Ekonomik bozulma, değerler krizi, egemen kültürün üstünlüğünü yitirme kaygısı aşırı sağı beslerken kimsenin aklında askerler yoktu.
Fransız siyaseti ve halkın algısında ordunun bir diğer ismi ‘büyük dilsiz’. Cezayir’in bağımsızlığının tanınmasındaki restleşme ve Charles de Gaulle’ün darbecileri bastırmasından beri bu böyle. Ya da artık böyleydi mi demeli? Sahi telaşa mahal yok mu? Şimdilik Fransızlar kurumsal demokrasinin gücünden emin! 

Tüm yazılarını göster