'Fiş almasam fiyat ne olur?'

Ekonomi yönetiminin radikal kararlar alması gerekiyor. Öyle KDV, ÖTV ve diğer dolaylı vergilerin oranlarında acımasız artırımlar yaparak değil, zenginlere yönelerek. Söz gelimi tüm dünya servet vergisini ciddi ciddi tartışırken, bizde bu kriz ortamında niye bir servet vergisini gündeme getiremiyor bu iktidar?

Süleyman Karan karan.suleyman@gmail.com

2021 Eylülü’nden bugüne başımıza gelenler, ne dış güçlerin oyunu, ne pandeminin etkisi ne de küresel ekonomik dalgalanmanın bir sonucu... Bu etmenlerden dış güçlerin oyunu kısmını zaten koyun bir köşeye, zira küresel sermaye sırtlan gibidir ve siyasi ve ekonomik zayıflıkları affetmez, saldırır. Hele ki, döviz rezervi yetersiz ülkelerin para piyasalarında boyundan büyük spekülasyonlara kalkışmasını hiç affetmez. 128 milyar dolarınız, bir bakmışsınız buhar olmuş! Piyasa, ikinci kez bunu denemek gafletinde bulunanı ise canlı canlı yer. İşte geçmiş ekonomi yönetimlerinin yaptığı akıldışı hamlelerden bir tanesi de budur. Planlı bir hikaye, komplo falan yoktur ortada, sistemin bizatihi kendisi böyle işler.

Gelelim Covid-19 etkisine... Pandemi sürecinde, pek çok Avrupa Birliği üyesi halkına müthiş yardımlar yaparken, elini cebine atmayan bir devletle yüzleşen milletlerden biriydik. Salgın sürecinde yapılan yardımlar ve harcamalar, ‘arka kapı politikası’ ile yapılan döviz satışlarının kamburu dikkate alındığında devede kulak kalır. Ve hatta başta Çin ve Doğu Asya ülkelerinin üretimde yaşadığı sorunlar sayesinde, Türkiye’nin ihracatının ciddi bir biçimde arttığını da eklersek, pandeminin etkileri Türkiye ekonomisi açısından negatif değil pozitif bile sayılır. Türkiye için geçici bir fırsat olan o etkinin son bir yıldır azalmasının, cari denge üzerindekini olumsuz etkilerini görüyoruz bugünlerde.

KÜRESEL KONJONKTÜR ETKİSİ DEĞİL DİBİNE KADAR YAPISAL SORUNLAR

Demek ki bu iki bahane içi boş beceriksizlikleri kamufle etmek içinmiş. Peki ya küresel ekonomideki yapısal bunalım? Evet bu bir gerçek, ama şu an yaşadıklarımızın ne ölçüde sorumlusu? Bir-iki kıyaslama yapalım... Küresel ölçekte gıda enflasyonu son iki yıldır sürekli geriliyor. Bu yaz ise dip noktasında... Ya bizde? Çarşıya pazara çıkan herkes görüyor ki, TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarıyla domates, biber dalga geçiyor! Kırmızı et fiyatlarındaki artışları takip etmek ise artık neredeyse imkansız. ENAG verilerine göre, yıllık enflasyon yüzde 108. Et yemezsek de yaşarız, peki ama hububat ve bakliyattaki zamlar da dikkate alınırsa, nasıl sağlıklı beslenebileceğiz? Beslenemeyeceğiz! Çünkü sorun salt konjonktürel ya da küresel bir meselenin çok ötesinde, ulusal ekonominin ve özellikle de stratejik sektörlerin kangrenleşen yapısal sorunlarının artık zirve noktasına gelmesiyle ilişkili... Ve içinde bulunduğumuz kriz, işte bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana yaşanan, bütün zamanların en büyük krizi...

‘İRRASYONEL’DEN ‘YAMALI BOHÇA’ POLİTİKALARINA

Şimdi, hesapta şizofrenik bir ekonomi politikasından rasyonel politikalara geçtiğimizi iddia eden bir ekonomi yönetimi var. Gerçekten öyle mi? Biraz öyle, biraz değil. Görünen o ki, yerel seçimler sonuçlanana kadar da bu ‘yamalı bohça’ programıyla devam edecekler. 

Kısaca göstergelere bir göz atalım. Dış dengede ciddi sorunlar yaşıyoruz. TL bu kadar ucuzlamışken üstelik. Yani Türk malları çok ucuz, ama ihracatın ithalatı karşılama oranı düştükçe düşüyor. Avrupa Birliği’ndeki PMI verilerini de dikkate alırsak, ihracatta bir duraklamayla karşı karşıya kalacağımızı da hesaba katarsak, işler pek iyi gitmeyecek. Bütçe disiplini, sağ popülist iktidarın kriz sürecindeki ‘para saçma’ politikaları nedeniyle yerlerde. Döviz kurlarının ucu açık, nereye kadar gider bilinmez. Bankacılık sektörü çok yönlü bir belirsizliğe direnmeye çalışıyor. Makro ihtiyati tedbirlerin hayata geçirilmesi konusundaki yavaşlık ve tedirginlik sebebiyle, kredi mekanizması donmuş durumda. Altına hücum ise sürüyor! Bildiğiniz üzere altın fırtınalarda sığınacak limandır, ama millet kasırga bekliyor. Küresel ekonomik veriler bir öyle bir böyle, hani içerdeki sorunları bir parça çözebilsek dahi, küresel gelişmeleri öngörmek pek mümkün değil. Üstüne üstlük bir de dış politikada U dönüşleriyle başımız dönüyor ve hemen Karadeniz’in ötesinde bir savaş var. Bir anda Balkanlar ya da Kafkasya’ya sıçrama ihtimali de hiç az değil!

PANİK İÇİNDE ALINAN KARARLAR

Kabaca durum bu! Peki şimdi panik içinde alınan önlemlere gelelim... Dış dengeyi biraz toparlamak için dövizin zirvelerde dolanmasına bel bağlanmış durumda. Bu bir ölçüde ithalatı düşürecektir. Ama ihracat yapmak için hammadde ve yarı mamul madde ithalatı yapmak durumundayız. Bu da ihracatta rekabetçi konumumuzu olumsuz etkileyecek. Yani yan etkileri fazla bir ilaç...

İç piyasada tüketimi kısmaya yönelik önlemler acımasızca alınmaya çalışılıyor. Hazine ve Maliye Bakanı’nın neo-liberal yaklaşımı işte burada çok açık biçimde ortaya çıkıyor. Krizin faturasını halka kesmek ne demektir görmeye başlıyoruz. KDV oranlarındaki artış bunun en açık göstergesi. Otomobillerden alınan KDV, yüzde 18'den yüzde 20'ye yükseldi. Böylece yüzde 80 ÖTV'li otomobillerdeki vergi yükü yüzde 112'den yüzde 116'ya çıktı. Bu gıda enflasyonu varken, otomobili düşünmek lüks tabii... Otomobildeki vergi yükü artışını koyun bir köşeye, can alıcı olan bu değil. Ama ya gerisi?.. Mobilya, beyaz eşya, elektronik ürünler, otomobil, sigara ve alkol gibi pek çok kategoride KDV yüzde 18 olarak uygulanıyordu, bu oran artık yüzde 20 oldu. Temel gıda ürünlerindeki KDV ise geçen yıl yüzde 8'den yüzde 1'e düşürülmüştü. Bu ürünlerde vergi artışı olmadı.

TEMİZLİK ÜRÜNLERİNE YÜZDE 20 KDV!

İyi güzel de, buna mı şükredeceğiz? Bakın temizlik ürünlerine... Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında daha önce yüzde 8’lik KDV uygulanan sabun, şampuan, deterjan, dezenfektan, ıslak mendil, tuvalet kağıdı, kağıt havlu, kağıt mendil ve peçetenin vergi oranı yüzde 20’lik dilime girdi. Temizlik ürünlerinin yüzde 20’lik KDV diliminde yer alması, iktidarın bu millete ne kadar değer verdiğinin bir göstergesi olsa gerek!

Dolaylı vergilere yüklenen her iktidar zengin dostu bir iktidar olduğunu her kararında ortaya koyuyor. Ücretlere yapılan zamlar, daha zam kararı açıklanmadan erimiş oluyor. Satınalma gücü paritesi yerle bir oluyor. Enflasyon bir yandan, vergi oranlarındaki artış öbür yandan satınalma gücünü kemiriyor. Herkes bilir ki, krizin faturasını orta ve düşük gelir grubuna yıkmanın en basit yöntemidir dolaylı vergiler. Zaten görevi devralır almaz Hazine ve Maliye Bakanı “Vergiyi tabana yayacağız” demişti. İşte yayıyorlar ve yaymaya devam edecekler.

TÜKETİMİ KISMAK HEDEFİYLE HALKIN NEFESİNİ KESMEK

KDV oranlarının artırımından hemen sonra, 15 Temmuz’da ÖTV oranlarındaki amansız artış da bu eğilimin bir diğer göstergesi. 2023 yılı Bütçe Kanunu’nda beklenen vergi geliri hedefi 3 trilyon 674 milyar TL ve aynı bütçede ÖTV’den beklenen gelir ise 512 milyar 643 milyon TL idi. Bütçe disiplini diye bir şey kalmadığı için, ek bütçe çıkarıldı. Ek bütçeyle beklenen gelir hedefi 1 trilyon 150 milyar 496 milyon TL, ÖTV tahsilatı ise 307 milyar 567 milyon TL daha hedeflendi. Yani 2023 yılı bütçesinde hedeflenen 3 trilyon 674 milyar TL’lik vergi tahsilatımız artık 4 trilyon 824 milyar TL, hedeflenen 307 milyar 567 milyon TL’lik ÖTV tahsilatı ise 820 milyar 120 milyon TL’ye çıkmış oldu. İşte bu hedefleri karşılamak üzere ÖTV artışları yapılıyor. Akaryakıtta ve doğalgazda artırımlarla bu hedefi yakalamak için bir adım atıldı. Benzin için litrede 2.52 TL olan ÖTV, 7.52 TL’ye; motorinde ise 2.05 TL’den 7.05 TL’ye çıkarıldı. LPG’de ise litrede 1.77 TL olan ÖTV 5.77 TL’ye yükseltildi. Motorin ve benzinin litresinde yeni KDV oranıyla (yüzde 20) birlikte ortalama 6 TL kadar artış oldu. Gerisi de gelecek...

AKARYAKITTAKİ ÖTV’NİN ETKİSİNİ DOMATESTE GÖRÜRÜZ

Mesele özel bir arabanın deposunun dolması değil, hani toplu taşımayı kullanırsınız çözersiniz. Ama başta nakliye ve ulaşıma bu ÖTV artışının yansıması, enflasyonist ortamı biraz daha zehirleyecek. Sonuçta domates de, et de, mobilya da kamyonla taşınıyor. Ve nakliye bedelleri doğrudan ürün ve hizmetlere yansıyacak. Ulaşımdaki fiyatların ne olacağını varın siz tahmin edin!

İşte karşınızda Türkiye ekonomisinin temel yapısal sorunlarından biri daha, vergi sistemi... Tahsilat ve tahakkuk başta olmak üzere, vergi sisteminde sorunlar artarak sürüyor. Gelir ve kurum kârlarıyla mülkiyetten alınan doğrudan vergilerde tahsilat geçen yıla göre yüzde 18 düşüşle 149.1 milyar lira oldu. KDV, ÖTV gibi tüketimden alınan dolaylı vergiler ise yüzde 76.3 artarak 481.9 milyara ulaştı. Dolaylı vergilerin vergi pastasındaki payı yüzde 76.4 ile tüm zamanların en yüksek düzeyine çıktı. Ki bu son KDV ve ÖTV artırımlarından çok öncesinde böyleydi.

DOĞRUDAN VERGİLERDE TAHSİLAT VE TAHAKKUKU BECEREMEZSEN

Ocak-mart döneminde, başlıca dolaylı vergi kalemi olan ÖTV tahsilatı geçen yılın eş dönemine göre yüzde 105.5 artışla 135.3 milyar liraya ulaştı. Bunun da 61.8 milyar lirası sıfır motorlu taşıt satın alanlarca ödendi. Sigara, tütün ürünleri tüketenler fiyatın içinde olmak üzere üç ayda 30.9 milyar, akaryakıt ve doğalgaz tüketenler 18.6 milyar, alkollü içki tüketenler 11.1 milyar, kolalı gazoz tüketenler 1.4 milyar, dayanıklı tüketim malları ve diğer ürünleri satın alanlar da toplamda 11.4 milyar lira ÖTV ödedi.
Peki niye? Çünkü gelir, mülk ve rant üzerinden vergi almak yerine, tahsilatı çok kolay olan dolaylı vergileri almak, 12 Eylül sonrasında bir devlet refleksi haline geldi. İş dünyasını ürkütmeyeceksin ki, yatırım yapsın! Mülk sahibini ürkütmeyelim, daha çok mülk satılsın, beton ekonomisi sürebilsin. Rantiyeyi aman kaçırmayalım, parasını sistem içinde tutsun! Kafa bu, hesap bu!

ZENGİNLERİ KORUYAN BİR VERGİ SİSTEMİ MÜLKÜN TEMELİ OLAMAZ

Oysaki, çok ciddi bir kriz içinden geçiyoruz ve ekonomi yönetiminin radikal kararlar alması gerekiyor. Öyle KDV, ÖTV ve diğer dolaylı vergilerin oranlarında acımasız artırımlar yaparak değil, zenginlere yönelerek. Söz gelimi tüm dünya servet vergisini ciddi ciddi tartışırken, bizde bu kriz ortamında niye bir servet vergisini gündeme getiremiyor bu iktidar? Bir kereye mahsus, belki de gerekirse bir kere daha... Kimden mi? Söz gelimi bir evi kendine ait, bir evi kirada olanlar haricinde, daha fazla mülke sahip her yurttaştan... Belli bir hacmin üzerinde döviz ve TL mevduatı olanlardan... Bu mu iş dünyasını ve yatırımları etkileyecek? Bunlar zaten üretime ve kalkınmaya katkıda bulunmuyor ki...  Servetin birazı yurtdışına kaçar mı? Zaten kaçırıyorlar! Devletin işi bunu engellemek değil mi? Yok, devletin işi faturayı orta ve alt gelir grubuna kesmek. Zira dolaylı vergileri ancak “Fiş almasam fiyat ne olur?” diye kaçırabilirsiniz ancak. O da markette olmuyor, olsa olsa esnafla pazarlıkta... 

Tüm yazılarını göster