Dinin Güncellenmesi (5): Türkiye solu ve güncellenme

Solun iktidar konusunda isteksizliğinin altında sadece uzun dönem muhalefette olmak gerçeği yanında bu durumun derinden hissedilmesi de yatıyor olabilir. Türkiye solu bunun teşhisini ancak kendi iç yolculuğu, iç hesaplaşması üzerinden kendisi koyabilir.

Cihangir İslam cihangirislam@gmail.com

Dinin güncellenmesi konusunun Türkiye solunun güncellenmesiyle nasıl bir alakası olabilir sorusu şeyler arasındaki ilişkiyi ıskalayan bir soru şeklinde tezahür ediyor olabilir. Kuvvetle muhtemel ki böyledir. Dini güncelleyerek ortalığı yukarıdan aşağıya bir yöntemle tesviye etmek düşüncesi ve girişimi toplum olarak yaşadığımız sıkıntıları aşmakta bizlere yardımcı olmayacaktır. Sorun geneldir. Bünyeyi sarmıştır. Hem dindar kesimlerin hem de diğer kesimlerin büyük bir kısmını ilgilendiren yaygın bir zihin durumudur. Zihinlerde bir kilitlenme halidir. Karşılıklı önyargılardan, bilgisizlikten, yanlış geri beslemelerden oluşan tam bir kısır döngü. Yok sayma, içine kapanma, kadim insanlık değerlerinin terki, mantığın genel işleyişini kaybederek durumsal bir mantık geliştirme kolaycılığı, indirgemecilik, reçetecilik, anakronizm gibi hastalıklar iyi bir gözlemle toplumun bütün kesimlerinde tespit edilebilir. Böyle bir zamanda yapılması gereken toplumumuzu el birliği ile bu atıl hatta kendini yok edebilecek durumdan çıkartmak ve ortak insani değerlerden yola çıkarak zihinleri düşünceye davet etmektir. Eğer Türkiye solu mevcut yapısıyla iktidarda olsaydı sorunlarımız, tezahürleri farklı olsa da, amaçlarının meşruiyetinde çok mu farklı olurdu?

Hayır demek için elimizde yeterli karine yok.

Solun iktidar konusunda isteksizliğinin altında sadece uzun dönem muhalefette olmak gerçeği yanında bu durumun derinden hissedilmesi de yatıyor olabilir. Türkiye solu bunun teşhisini ancak kendi iç yolculuğu, iç hesaplaşması üzerinden kendisi koyabilir.

EKSİK BAŞLANGIÇ

İçeriye baktığımızda her şeye rağmen AK Parti’nin açık ara birinci parti durumunda olması, bütün kitlelerle temasa geçebilmesi, her kesimden ve coğrafyadan oy alabilmesi bilinen ve on beş yıldır tekrarlanan bir gerçek. Bunların yanında AK Parti’nin bir taraftan dünya sistemiyle en yakın ilişkiyi kurabilen ve en ağırlıklı siyasi parti olması gerçeği muhalefetin aynı zamanda solun işini daha da zorlaştırıyor. Tam bir sıkışmışlık hali. Böyle bir tabloda içeride farklı kitlelere nüfuz edebilme kabiliyetlerini güçlendirmesi gereken muhalefet partilerinin her biri için girilmez bölgeler mevcut. Örneğin CHP’nin AK Parti hakimiyetindeki alanlardan uzak kalması muhatap alabildiği kitleyi dolayısıyla performansını henüz işin başındayken yarıya düşürmeye yetiyor.

CHP sadece dindar kesimlerde değil Kürt bölgelerinde de ciddi bir varlık gösteremiyor.

REFLEKS DÜZEYİ

CHP’nin 1920’lerdeki kuruluş felsefesi ve dogmaları Türkiye’nin iki büyük kesimiyle (yani dindar kitlelerle ve Kürtlerle) sağlıklı ve eşit ilişki kurabilmesinin önünü işin başında kesiyor. Son CHP Büyük Kongresi’nde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun listesinde yer almalarına rağmen dindar kesimden gelen Mehmet Bekaroğlu ve Kürt kimlikli Sezgin Tanrıkulu’nun Parti Meclisi’ne girmelerinin delege tarafından engellenmesinin verdiği mesaj anlamlıdır. CHP’deki dindarlara ve Kürtlere olan karşı-tutumun bir beceriksizlik veya yetersizlikten veya düşüncesizlikten ziyade aktif ve güçlü bir refleks olduğu söylenebilir. Yüz yıllık CHP paradigması dindarların dinle irtibatlarının zayıflamasını, Kürtlerin de Türk olmasını buyuruyor.

Refleksler otomatik, gayrı iradi tepkilerdir; düşünceyle, muhakemeyle, duyguyla alakaları yoktur.

METAFİZİK SOL

Halbuki sadece istatistiğin verileriyle işe bakarsak Türkiye’de iktidara aday bir partinin dindar ve Kürt seçmen nezdinde en iddialı partilerden biri olması gerekiyor. Bunun anlamı CHP’nin bu kitlelerin tercih ettiği birinci veya ikinci parti olabilmesidir. Bu tespitler sol partilerin hemen hemen tamamı için geçerlidir. Ancak büyük bir çoğunluğu böyle bir veriyi bir gerçeklik mesabesinde ele almaktan dahi kaçınıyor. Gerçeklikle irtibatı kopmuş metafizik bir sol ortaya çıkıyor. Kurtarıcı bile beklediği oluyor. Halbuki felsefi düzlemde bir yönüyle sol düşüncenin diğer akımlar tarafından en fazla eleştirildiği konu gerçekliğe haddinden fazla bir anlam yüklemesi olmuştur. Solun saplandığı metafizik, şeyler arasındaki hakiki ilişkiyi aramak yönünde tezahür etmiyor; şeylerin inkârına, reddine bazen de düşmanlığına kadar uzanıyor. Din ve Kürtlük bir çırpıda sayabileceğimiz iki kalem. Dini ve Kürtlüğü güncellemek solun elinde değildir ama bunlar karşısında alınacak tutum, daha önemlisi kendi zihinlerinde ve dünyaya bakışlarında bunların hakiki konumlarını tespit edebilmek bütünüyle solun elindedir.

Türkiye solu İslam ve Kürtlük konularında ciddi bir iç hesaplaşmaya girmek zorundadır.

Türkiye solu dindarlarla ve Kürtlerle yüzleşmeye mecburdur.

SORUN PARADİGMATİK

CHP siyaset üreterek taraftar toplamak yerine ancak AK Parti’nin başarısızlığı üzerine ufak tefek kıpırdanmalar gösterebiliyor. Siyasi bir tanımla yüzde 24 civarında minimal oy düzeyine sahip olan CHP en müsait şartlarda yüzde 26 düzeyine çıkabiliyor. Tabir caiz ise bu kadar büyük bir sermaye üzerinden ancak bu kadar küçük bir kâr elde edebilmek CHP’nin çok avantajlı olmakla birlikte siyaseten tıkanmışlığını gözümüze sokuyor. CHP zaman zaman bu sorunu bir genel başkanlık sorunu gibi algılıyor ama aynı tablo farklı genel başkanlar döneminde de yaşandı. Sorun başkanda, tüzükte, kişilerde, araçlarda vesairede değildir.

CHP’nin sorunu paradigmatiktir.

CHP gerçeklik dünyası ile barışmalıdır.

Bir de AK Parti’ye bakalım. Kapatılan Fazilet Partisi oyları 2002 seçimlerinde Saadet Partisi’ne yüzde 2.5, AK Parti’ye yüzde 13.5 şeklinde yönlenmişti. Girdiği ilk seçimde yüzde 34 civarında oy alan AK Parti oy sermayesini adeta iki buçuğa katlamıştı. Daha sonra üç buçuğa katlayarak 45-50 bandına demirledi. CHP’nin zamana yayılan krizi 1950’den beri devam etmektedir. 1974 seçimlerinde sağın parçalanması sonucu CHP’nin birinci parti olması ama daha önemlisi Bülent Ecevit’in toplumla daha iyi ilişkiler kurmak üzerinden 1977 seçimlerinde CHP oylarını yüzde 42 düzeyine çıkartabilmesi dikkatli bir incelemeyi zorunlu kılar.

Ecevit’in o dönemde en çok üzerinde durduğu nokta seçkinci bir tavırdan uzak durmak, mürebbi tutumdan uzaklaşmak, ve halkın cebini ilgilendiren gerçek ekonomik sorunlara, reel meselelere değinmekti. Sosyal demokrat bir çizgiye oturmaktı. Ecevit CHP’sinin yetmişli yıllarda icradaki başarısı tartışmaya son derece açıktır ancak geriye baktığımızda Soğuk Savaş'ın etkisiyle özellikle o dönemde büyük sermayenin marifetiyle çok büyük engellemelere muhatap olduğu bugün daha iyi görülmektedir.

CHP Soğuk Savaş siyasetlerinden kalma bir özellik olan kimlik dayatmaktan vazgeçmedikçe kitlelerle temasa geçmesi zordur. Her vatandaşa siyaseten açık olmanın yolu sosyal demokrat bir çatı altında bütün kimlikleri bünyesinde toplayabilme hünerini göstermekten geçiyor.

CHP siyaseten kısır sıfatları üzerinden atarak ilkelerden müteşekkil bir çatı inşa etmelidir.

CHP sosyal demokrasiye evrilmeli; çıplak bir sosyal demokrat parti haline gelmelidir.

Tüm yazılarını göster