Bu sergide 'Oyun Serbest'

Ecem Yüksel ve Burak Ata'nın "Oyun Serbest" adlı sergisi 6 Mayıs’a kadar tarihi Cordova Apartmanı’ndaki sanat mekanı KENDİ'de görülebilir. İkili, Johan Huizinga’nın 1938’de kaleme aldığı 'Homo Ludens' kitabından aldıkları referansla, çalışmalarını mekana harika uyan fikirlerle oyun kavramları etrafında bir araya getiriyorlar. 

Irmak Özer heyirmako@gmail.com

Oyun dahil eder ve serbest bırakır. Özümler. Yakalar, başka bir ifadeyle, cezbeder.

Johan Huizinga

Dijital sanat, NFT, yapay zekâ... Herkes bunları konuşuyor, bunları araştırıyor. Sanat üretimi olarak yeni bir şey yapmak, yeni bir deneyim sunmak sanki artık sadece bu alanlara mahsusmuş gibi bir algı doğdu. Diğer yandan 20. yüzyılın son dönemlerinden sanat tarihine kalanlara bakıyorum, dönemin “yeni” trendlerini reddederek kendi yolundan devam edip bugüne kalan sanatçıların sayısı da bir hayli fazla. Alice Neel figüratifte ısrar etmeyip soyut çalışsaydı, Grayson Perry seramikte ısrar etmeseydi belki bugün isimlerini bilmeyecektik... Durup durup dijital sanat, NFT’ler üzerine yazı yazma önerisi geliyor mesela farklı yerlerden. Israrla tutunuyorum resme, heykele, önümde asılı gördüğüm fotoğraflara... Yeniyi reddetmiyorum ama sadece “yeni” algılananı konuşmayı reddediyorum. 

Bu sebeplerden dolayı resimlerle hem günün ruhunu, fikrini yakalayan yeni bir fikir ve düzenekle karşımıza çıkan "Oyun Serbest" sergisi, ruhuma bir ferahlık getirdi. Koleksiyoner Zeynep ve Can Kendi tarafından, kâr amacı gütmeyen bir sanat mekanı olarak tasarlanan, yaklaşık 8 bin parçadan oluşan teneke oyuncak koleksiyonundan bir seçkiyi sunan KENDİ'de 14 yıldır aynı atölyede üretim yapan, birlikte çalışan Ecem Yüksel ve Burak Ata, Tuna Pektaş küratörlüğünde kendi aralarında bir oyun kuruyorlar. Ecem Yüksel ve Burak Ata, Johan Huizinga’nın 1938’de kaleme aldığı 'Homo Ludens' kitabından aldıkları referansla, çalışmalarını mekana harika uyan fikirlerle, oyun kavramları etrafında bir araya getiriyorlar. 

OYUN, BERABER OYNANINCA GÜZEL

Üç bölümden oluşan serginin ilk bölümünü "KENDİ"nin oyuncak koleksiyonunun arasına yerleştirilmiş suluboyalar oluşturuyor. 

İki sanatçının 2019’da Finlandiya’da Sanatçı Residansı’nda yaptıkları resimler 'Päivä' isimli kitapta toplanmış ve 2020’de border_less ARTBOOK DAYS’de sergilenmiş. İki kişinin birlikteliğinden doğan bu kitap kurgusunda, serginin tümünü kaplayan iki kişi olma hali, beraber olma hali görülüyor. (Kitap, sergi alanında da yer alıyor.) İki kişi evden çıkıp yürüyüş yapıyorlar, kaldıkları yerin kolektif bir aktivitesi oyun izleniyor. Hem oyunun, hem izlemenin birlikteliği söz konusu kitapta ve bugün serginin ilk bölümünde duvarlarda yer alan resimlerde. Bu sanatçı ikilinin bir nevi oyuncak müzesi olan KENDİ'de sergi yapması fikri, kitabın tanıtıldığı bu etkinlikte böylece oluşmuş. Sonra mekanın odalarının da kullanılabileceği söylenince, daha büyük bir proje fikri yaratmak üzere küratör Tuna Pektaş ekibe katılmış. Pektaş, suluboyalarla ikilinin oyun kurgularını birleştirmiş.

Böylece geliyoruz, serginin "ÇİNO Takas Kartları"nın sergilendiği ikinci kısma... Ecem Yüksel’in bir süredir aklında olan flipbook yapma fikri, serginin oyun teması ile güzel birleşmiş. 80’ler 90’larda çocuk olan sanatçılar, o dönem oynadığımız oyunlardaki takas kültüründen referans olarak yeni bir flipbook fikri geliştirmişler. Serginin "bütünün iki yarısı" fikrine uygun olarak iki farklı kart kutusu yapmışlar. Ecem’in flipbook oluşturan suluboya resimlerinin yarısı bir kutuda, yarısı diğer kutuda. Burak’ın da aynı şekilde. Yani ikisinin resimlerinin bir kutuda ancak yarıları var. Resimleri tamamlamak için, aynı çocukluğumuzda Taso’lar ve Pokemon kartları takas ettiğimiz gibi, arkadaşımızla sergide bulunan iki kutudaki kartları takas etmemiz gerekiyor. O dönemde sanki daha saftık, bugünkü çocuklar kadar materyalist değildik, o saflığa, yardımlaşmaya öykünme bir nevi bu takas kart kutuları, diyor sanatçılar. Saflık hissine uygun olarak kartların adı, en büyük kedilerinin adı ÇİNO, kartların kutuları için kitsch bir tasarım yapılmış ve kutuların üzerinde yine eski zamanlara özgü basit, masum ve eğlenceli mesajlar var (Oynayan Defter + Yapboz; Eğlenceli Sürpriz İçinde!) Sergiyi gezenlerin takas yapıp resimleri tamamlamaları, onlara fotoğraflarını atmaları hoşlarına gitmiş sanatçıların. Serginin yaratmayı amaçladığı birlikte oyun oynama hali, serginin dışına taşmış oluyor böylece. Diğer bir kolektif düşünce ise, sanatçı objelerini kolay ulaşılabilir hale getirmek; sergiyi gezenler oyun fikri altında aslında evlerine 40 küçük suluboyayı götürmüş oluyorlar. 

Kitapla başladık, flipbook-takas kartları ile devam ettik, fikir geliştire geliştire serginin üçüncü, son ve asıl fantastik bölümüne geldik. Burak Ata, 2022'de border_less ARTBOOK DAYS'in dördüncü edisyonuna izleyici ile kolektif bir oyun yapma tecrübesini paylaşmak düşüncesi üzerinden kurgulayıp sınırlı sayıda ürettiği ilk oyunu ''Pushkin'' ile katılmış. Bu sergide iki sanatçı, kendilerine verilen mekanın sağladığı alan sayesinde bu fikri iyice geliştirip dev bir oyun tahtası (board game) yaratmışlar. Bu benzersiz oyunu kurgulamak için çok fazla oyun oynamış, farklı oyunların mekaniklerini öğrenmiş ve atölyede beraber çalıştıkları diğer sanatçı arkadaşlarıyla defalarca kurguyu denemişler. KENDİ'nin salonuna bildiğimiz oyun tahtasını dev boyutlara getirerek kendi oyunlarını kurmuş Ecem Yüksel ve Burak Ata. Bu oyunda ortada küçük bir karton tahta ve plastik piyonlar yok. Bu oyunda, odaya yayılan iki sanatçının yaptığı 28 resim ve kartondan heykeller var. 

Birlikte hareket etme düşüncesi ile kooperatif bir oyun ortaya çıkarmışlar; iki kişi oyunu oynarken birbirlerine karşı değil, oyuna karşı kazanmaya çalışıyorlar. Dört mevsimden geçerken, kışa en hazırlıklı olarak girmeye çalışıyorlar. Oyun materyal ve teknik olarak birçok medyum içerdiği gibi, kurgusuna göre kazanan bir kişi olmaması da oyunu sanat gibi soyutlaştırıyor. Oyunun sonucunu belirleyen şey soyut ve duyumsal; aynı sanat gibi... Ayrıca oyunda oyuncuların verdiği kararların da aynen sanatçı üretim yaparken olduğu gibi duyumsal olmasını kurgulamış sanatçılar. Oyunun önünde, sanatçıların oyunu oynadığı bir video da mevcut. Bu da aslında bir performans videosu, diyorum sanatçılara. Onlar da asıl performansın gezenler tarafından yapıldığına dikkat çekiyorlar. Birileri oyunu oynadığında eserimiz tam olarak sergilenmiş oluyor, diyorlar. 

Sergide odaları dolaştıkça gelişen fikirleri, onların sanat üretimi ile “oynadıkları oyunları”, her adımda düşünülmüş detayları çok sevdim. Özellikle sanat eserleri ile board game yaratma fikri, bu dönemle çok uyuşmuş. İzleyiciler, sanat eserinin içinde bir oyun oynuyor, eserlere dokunuyor, eserin bir parçası oluyor ve kendileri de bizzat kolektif bir ortam yaratmış oluyorlar. Size yukarıdan bakan, “aman dokunmayın” diyen, ulaşamayacağınız bir sanat üretimi fikrinden çok ayrı bir yerde duruyor bu üretimler. Bunun yanı sıra, geleneksel pentür ile gelenekselin dışına da çıkılıyor. İşte başta bahsettiğim, yenilik illa ki dijitalle gelecek diye bir şey yok, argümanı burada doğrulanıyor. Günün devinimlerine, beklentilerine uygun, izleyiciyle konuşan ve onlara yeni bir şeyler sunan bir sergi "Oyun Serbest". Üstelik Kairos Gallery’de “Sıcak Bir Karşılama” bir karşılama sergisi geçen ay sona ermiş Ecem Yüksel ve Martch Art Project’te “Ateşi yaktık, denizi içtik” sergisi geçen hafta açılmış Burak Ata gibi iki çok yoğun ve revaçta sanatçının fikirlerinden, ellerinden çıkıyor. Siz de Meşrutiyet Caddesi üzerindeki tarihi Cordova Apartmanı’ndaki KENDİ'yi 6 Mayıs’a kadar ziyaret edin, oyunu oynamaya zaman ayırın ve hem hep beraber oynadığımız, bu kolektif oyun fikrinin hem de eserin bizzat kendisinin parçası olun!

Tüm yazılarını göster