Bizim ölümcül ters perendemiz

Böyle bitmesin diyenler için ise son düzlük önümüzdeki HAYIR kampanyasıdır. Şuna hep birlikte asılalım. OHAL’de kampanya ve elde sadece sosyal medya varken. Mümkün.

Aydın Selcen yazar@gazeteduvar.com.tr

İster Ankara ister İstanbul olsun, çarşı pazar şöyle bir dolaşın. Otobüse, dolmuşa binin. O mahalle, bu mahalle gezin. Hayat devam ediyor değil mi? Ekonomi yavaşladı filan ayrı mevzu. İnsanlar, yurttaşlarımız sohbetlerini ediyor, yürüyor, çocuklarını okuldan alıyor, dizi izliyor, çay içiyor vs. Mikrofon uzatsak, “ne düşünüyorsunuz” diye sorsak, o açıklıkta almasak da ezici çoğunluk “umurumda değil” yanıtını verecek. Diyor zaten davranış biçimiyle, umursamıyor. Bilmiyor da.

Oysa tarihte ters perende atmaktayız an itibarıyla. Film bitiyor demek yeterli değil, sinema salonunu da başımıza yıkıyorlar. Molozlardan eli kolu kırık kurtulan kaldırımda dayak yiyor. Öylesine kan revan içinde perperişan bir haldeyiz. Velhasıl ölmüşüz ağlayanımız yok. Filmin sonunu kim çevirebilir? Şu ortamda tek parti de değil tek kişi: Kemal Kılıçdaroğlu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sürekli sahada, sürekli konuşuyor, sürekli kitlesiyle birlikte alanda olması beklenir. Öyle mi? Değil. O daha ziyade salonda. Alana çıkmaya karşı olduğu da biliniyor. Halbuki zaman re-aksiyon zamanı.

Gelen nedir, anlatalım o zaman. Gelen kimi Orta Asya Türk cumhuriyetlerindeki gibi siz kaldırımda yürürken başyüce makam aracıyla oradan geçiyorsa polisin yüzünüzü duvara doğru çevirdiği sistemdir. Gelen Irak’taki gibi petrol denizi üzerinde yüzerken halkın elektrik sıkıntısı çektiği kleptokrasidir. Gelen Rusya’daki gibi muhalif seslerin can ve mal derdine düşmesidir. Gelen yakın çevremizdekilere benzer biçimde kilit taşı gibi yapıyı tutan tek kişi oradan çekildiğinde topyekun yıkılacak devlettir.

Neden böyledir? Böyledir çünkü insanın doğası budur. Burada konu hiç kimsenin kişisel olarak yetersiz veya ahlaksız olması değildir. Kim gelse bu sistemle sonuç değişmeyecektir. Tarihte de değişmemiştir. Bölgemizde de örnekleri pek çoktur. Anlatabilir miyiz? Zor ama olanaksız değil. Gerçek şu ki çoğunluk, efsunlanmış gibi kavalın nağmesini dinleyerek uçuruma yönelmiştir. Bir marjinal azınlık da suçlarını örtme derdinde onların peşinde veya önündedir. Teslim edilmesi gereken mevcut sistemin bu gidişata demokratik panzehir üretememiş oluşudur.

Franco öldüğü gün İspanya demokrasi olmuş-muş, böyle bir laf var. Güzel de, o Franco o İspanya’yı 36 sene idare etti. Düşünün Avrupa’nın göbeği İspanya’nın komşusu Fransa’da Mayıs 68 olmuş, De Gaulle ondan bir yıl sonra referandumu kaybedip istifa etmiş, Franco’ya İspanya bir demokratik çare üretememiş, ancak adamcağız yatağında eceliyle ölünce İspanya demokrasiye dönmüş. Ama o zamanlar sosyal medya, internet yokmuş da... Sosyal medya bizde zaten daha ziyade takoz, çekme halatı değil.

Diyeceksiniz ki o zaman sana ne? Hiç biri için olmasa önce yakından tanıdığım, hep saygı duyduğum, sevdiğim, beğendiğim Kadri Gürsel, sonra daha yakın zamanda tanıştığım bir o derece beyniyle, yüreğiyle saygı uyandıran Ahmet Şık için bir ses çıkarmak zorundayız. Bu iki müstesna yurttaşını içeride iddianamesiz bekleten bir cumhuriyete belki işte yakında oylamamız için önümüze getirilecek anayasa yakışacaktır. Böyle bitmesin diyenler için ise son düzlük önümüzdeki HAYIR kampanyasıdır. Şuna hep birlikte asılalım. OHAL’de kampanya ve elde sadece sosyal medya varken. Mümkün.

Cumhuriyet rejimi bitiyor, istibdat rejimi başlıyor. Bunu böylece bilelim, söyleyelim. Sonra sorduklarında sarı öküzü nerede yitirmiştik diye düşünmeyelim. Bütün göstergeler olumsuzda. Siyasi istikrar, asayiş, iktisat, tamamı. Her şey 2017’de 2016’dan daha kötü olacak, bu şimdiden belli. Referandumdan burun farkıyla da olsa çıkacak bir HAYIR sonucu, ülkeye bir nefes aldırır. Laikliğe, demokrasiye, hak ve özgürlüklere, bunların hepsini geçtim hukuka bir dayanak hattı yaratır. Buradan öteye yol yok. Şehitlik, kurbanlık, direniş edebiyatını bırakıp, metodik bir HAYIR kampanyasını başlatma zamanı.

Tüm yazılarını göster