Bizi gururlandırdın Rusya!

Dünya Kupası'nın ev sahibi Rusya, Hırvatistan'a penaltı atışlarında elendi. Mücadeleyi Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği'nin ruhunu damarlarınıza kadar hissettiren mekanda ilk yarı sonunda 2 potansiyel kavgacı Rus yüzünden maçın sonunu evde getirdik. Rusya elense de ev ahalisi olarak kadehler ülkesini gururlandıran Rusya için havadaydı!

Volkan Ağır vagir@gazeteduvar.com.tr

Cuma gecesi eve dönerken, evinde kaldığım arkadaşlarım cumartesi akşamki Rusya-Hırvatistan maçını nerede izlemek istediğimi sordular? Ben onlarla birlikte izleyeceğimi düşünüyordum aslında şehirdeki taraftar alanında, fakat onların planı başkaydı. Ev arkadaşlarımdan Evgeny fotoğrafçı ve video editördü. Para, her yerde olduğu gibi düğün fotoğrafçılığındaydı. Pazar günü ise iki düğünde çalışacaktı arkadaşım. Çalışacağı yer ise memleketi olan Sosnovy Bor'du. Maçı da arkadaşlarıyla birlikte her yerinden Sovyet Rusya fışkıran bir barda izlemeye karar vermişlerdi. Davetleri aklımı fazlasıyla karıştırdı. Önümde artık 2 seçenek vardı. Rusya-Hırvatistan'ı da yenerse önce taraftar alanında sonra da St. Petersburg sokaklarında çılgınca yaşanacak eğlence sırasında şehirde olmak ya da Rus arkadaşlarımla Dünya Kupası'nda bir Rusya maçı izleyerek özel bir akşam geçirmek. Rusya yenerse iki maç daha yapacaktı. Ama diğer iki maçı Sosnovy Bor'da izleyeceğime dair bir kesinlik yoktu. Hem şehir merkezindeki coşkuyu, herkes bir kaç hashtag ile atılan videodan izleyebilirdi. Son kararı bu konuda fikrine danışılabilecek mentörüm olarak gördüğüm Aslı Pelit'e (sonuçta bu işlerin Contessa'sı o!) de sorduktan sonra verdim!

DOSTOYEVSKİ GÜNÜ

Cumartesi sabahı uyanıp, yerel bir berber bularak Uruguay'a feda ettiğim sakallarımı, iletişim kurmakta zorlandığım ancak bir şekilde anlaşabildiğim Rus teyzenin şefkatli elleriyle kesmesine izin verdikten, sonra çantamı alıp şehir merkezine uğradım. 7 Temmuz St. Petersburg'da Dostoyevski günü olarak kutlanıyordu. Rus Edebiyatı'nın en önemli yazarı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'nin Rus Habercisi Dergisi'nde yayınlanan 12 ay boyunca yayınlanan Suç ve Ceza 'romanı' St. Petersburg sokaklarında geçiyordu. Romanda anlatılan sokaklar, evler, binalar, caddeler gerçek mekanlardı. Dostoyeski gününde, Suç ve Ceza romanında geçen 6 farklı noktada bulunan rehberler ücretsiz olarak yapılan turlara katılanlara gönüllü olarak, bulundukları yerin romanla olan bağlantısını anlatıyordu. Bunlardan biri de diğer ev arkadaşım, Nadia'ydı. Raskolnikov'un suçlarını işlediği sokaklarda gezintiyi tamamlayıp Nadia, Evgeny ve ben arabaya atlayıp Sosnovy Bor'a gittik.

HER YER LENİN, HER YER STALİN!

Sosnovy Bor, St. Petersburg'a 1-1.5 saat uzaktlıkta, Baltık Denizi'nin oluşturduğu ve Finlandiya Körfezi olarak isimlendirilen körfezin diğer yakasında Finlandiya ile deniz kıyısı olan ve Leningrad Nükleer Santrali'nin olduğu bir şehir. St. Petersburg'dan Sosnovy Bor'a gitmek için 2 yol var. Biri, 2 köprü sayesinde karayla bağlantısı olan KronStadt'tan geçerek ulaşım sağlamak. Gemi işçilerinin iş koşullarında iyileştirme ve ifade özgürlüğü talepleriyle, 1921'de Bolşevik Hükümeti'ne başkaldırının merkezi olan, İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyet Rusya donanmasının tatbikatlarını gerçekleştirdiği bu küçük ama yüz ölçümünden büyük bir tarihe sahip adadan geçtikten sonra Leningrad Nükleer Santrali'nin yer aldığı Sosnovy Bor'a vardık. Maç öncesi, Kvas çorbası, kırmızı etli salata ve suşi yiyerek maça hazırlandık. Sonrasında ise maçı izleyeceğimiz mekana, Bar Sovyetski'ye geçtik.

.

İçeriye girmeden evvel Sovyet Rusya'yı damarlarınıza kadar hissedebiliyorsunuz. Girişin hemen üstünde Lenin'in yüzünün ve orak çekiç resminin yer aldığı bir logo var. Karşısında ise Lenin'in resmedildiği bir duvar. Kapıdan içeri girer girmez ise sizi Lenin karşılıyor. 2 metre yükseliğindeki gümüş renkli büstü görünce ideolojiniz neyse o an orada onu dışarıda bırakıp içeri girmeniz gerekiyor(!). Barın etrafında mümkün olan her rafta ve boşlukta Lenin dışında, Marx, Stalin, Brejniyev, Mao ve Sovyet Rusya'nın önemli figürlerinin çeşitli heykelleri vardı. Yanlarında fabrikasyon Amerikan cipslerin olması ortamda bir ideoloji karmaşası yaşatıyordu tabii. O cipsler komünist fabrikalarda üretilmiş olsaydı gıkımı çıkarmazdım. Mutfağın hemen yan tarafındaki açık alanda da aslında döner de diyebileceğimiz ama mönülerde şıvarma olarak yer alan kesilmeye hazır et bekliyordu. Duvarlardaki fayanslara belli aralıklarla Sovyet Rusya döneminin posterleri yapıştırılmıştı. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde kullanılan ülke bayrakları da tek tek yerini almıştı mekanda. Sonuçta sahaya da kökleri Azerbaycan, Tataristan gibi yerlere dayanan futbolcular çıkıyordu. Maça az kalmıştı. Yaroslav, Maxim, Nadia, Evgeny, Andrei, Kristina yerimizi alıp maçı izlemeye başladık.

İKİ RUS HOLİGAN

İlk yarının başlamasıyla bar dolmaya başlamıştı. Beyaz ışığın ve naylon masa örtülerin kapladığı alüminyum masalar ve alüminyum sandalyeler dolmaya başlamıştı. Arkama dönüp baktığımda şantiyeden çıkıp tulum ve kasklarıyla maç izlemeye gelmiş insanları gördüğümde, içimden bir enternasyonal marşı yükselmeye başladı. O sırada Cherysev, Rusya takımının en iyisi olarak turnuvada akıllarda kalacak nefis bir gol attı. Tüm bar ayağa kalkmıştık ve şaşkındık! Komünizmin ilkeleriyle paralellik kurabileceğimiz takımdaşlık, birliktelik ve dayanışmaya bağlı oyunları sayesinden son 8'e çıkan Rusya takımı son 4'e doğru ilk adımlarını atmaya başlamıştı bu golle. Fakat Kramaric'in golü geldiğinde, Yaroslav “Tipik Rusya Milli Takımı. Gayet normal bu golü yememiz" diyerek durumu açıklamaya çalışıyordu. İlk yarı biterken yemeklerimiz ve içkilerimiz de bitmeye yüz tutmuştu. Yeni gelenler de vardı mekana ve oturacak yer aradıkları her hallerinden belliydi. Önümüzde boş duran iki sandalyeyi 'yoldaş'lara neden vermediğimizi sormaya hazırlanırken ikinci yarıyı izlemek için eve gitmeye karar verilmişti çoktan. Benim sandalye teklif ettiğimi düşündüğüm kişi 'yoldaş'ın yolu bizimkiyle aynı değilmiş meğerse. Sosnovy Bor'un yerlileri olan arkadaşlarım o iki kişinin kavga arayan tipik iki Rus olduğunu ve gözün üzerinde kaşın var diyerek kavga çıkaran tipler olduğunu söylediler. Eve gitmenin en iyi karar olduğuna ikna oldum bu şekilde. Zaten oldukça küçük olan bu şehirde bir yerden bir yere gitmek kısa sürüyordu ve maçı kaçırmayacağımız bir saatte eve varmıştık.

Asansörü olsa da çalışmayan ve sıvaların döküldüğü duvarların olduğu apartmanın katlarını tırmanıp sonradan bir 'kumaş sanatçısı' olduğunu öğrendiğim Yulia'nın evine girer girmez bir dikiş makinasıyla karşılaştım. Hemen yanındaki sandalyeyi kaptım. Ancak hemen ilk görevi vermişti bana. İçerideki odadan iki sallanan sandalyeyi hemen salonun maç izlemek için en uygun yerine koydum. Ekip toparlandı ve maça odaklandık. Dakikalar ilerledikçe maça odaklanma ve gerginlik oranı artıyordu ortamda. Cherchesov'un saha kenarında sürekli sağa sola oyunculara taraftarlara bağırması bizim de gündemimize oturdu. Evdeki hiç kimse onu böyle görmediği için şaşkındı.

KOMÜNİST BALIK

Atıştırmalık olarak tütsülenmiş balık geldi masaya. İlk benim tadına bakmamı istediler elbette. Denizden babam çıksa yiyeceğimi bilmediklerinden olsa gerek ki meraklı bakışlar altında izlediler tepkimi. Beğenmiştim. Hepsini bitiremezdim, paylaşmamız lazımdı. Komünist balığımızdı o bizim ve tadına bakan yanındakine veriyordu balığı. 90 dakikanın sonu yaklaşırken Rusya'nın yaptığı ataklarda topla ilerleyen futbolcuyu övmek için “Kızıl Makina!" diye bağırıyordu Yaro. Kaleci Igor Akinfeev ne zaman kurtarış yapsa da aynı söz çıkıyordu ağzından. Ancak bunu çok ciddi bir yaklaşımla söylemediğini de iletti. "Sovyet dönemine şakacı bir gönderme yapmak için" diyordu.

Karşılaşmanın uzatmalara gitmesi biz ev ahalisi tarafından rahatlamayla karşılandı. Sadece stresten olmasa da cam kenarına gidip sigara içenlerin sayısı ve hızı artmıştı. İlk 90 dakika içinde takımın en iyi hücumcuları, Cherysev, Dzyuba ve Samedov'u çıkarmıştı Rus teknik direktör Stanislav Cherchesov. Uzatma dakikalarında Golovin de buna eklenince, Yaro “İşte böyle yeneceğiz Hırvatistan'ı. Karşılarında kim olduğunu bilmedikleri için ne yapacaklarını bilemeyecekler ve o sırada biz de onlara golü atacağız. İspanya'ya da aynısını yaptık" diyordu. Yine alaycı yaklaşımı ön saftaydı. Yalan da değildi? Vida'nın golünden sonra evde tek gol isteyen ve bekleyen benmişim gibi geçen 13 dakikanın ardından Rusça konuşmayan Brezilyalı sağ bek Mario Fernandes sahneye çıktı ve skoru 2-2 yaparak maçı penaltılara taşıdı. İnanılmaz bir coşkuydu evi kaplayan!

RUSYA GURURLANDIRDI

Evgeny de video kaydını açmıştı. Ben de başka bir açıdan başlamıştım kayda almaya. Kayda değer bir an yaşanacaktı. Fakat Smolov'un kaçırdığı ilk penaltı hayal kırıklığı yarattı evde. Ancak oyuna girdiğinde "Yeni Modric" seslerinin yükselmesine neden olan Kovacic'in şutunu Akınfeev kurtarınca umutlar tazelendi. Maçı uzatmalara götüren golün sahibi Mario Fernandes'in topu ağlarla buluşturamaması yine başka bir yıkıma yol açtı. Yarı finale kimin çıkacağını ya da penaltı atışlarının uzayıp uzamayacağını belirlemek üzere topun başına Rakitic geçmişti. Akınfeev'e güven tamdı, fakat penaltı ve duran top işinin ustası Rakitic takımını bir sonraki tura taşıyan golü attı. Evin salonuna bir an sessizlik çöktü. Bende bile bir an üzüntü yarattı Rusya'nın elenmesi! Hak edip hak etmedikleri tartışmalıydı, 'şüphe' yaratmıştı takımın performansı ancak yüzlerce şüphe hiçbir şeyi kanıtlamamıştı...

Turnuva boyunca umudun bıyıkları olarak anılan Cherchesov'un bıyıklarına destek olmak için bıraktığım bıyıklarımın desteği de yetmedi. Rusya yarı finali göremeden elenmişti. Ancak kimsenin umurunda değildi, herkesin içinde bulunulan durumla ilgili tek ortak söz vardı: “Kimsenin bizim bile beklemediğimiz bir şeyi yaptık. Buraya kadar gelebilmemiz bile bizim için çok önemli. Takımımız bu başarıyla bizi gururlandırdı!" Toparlandığımızda kadehlerimiz Rusya için havaya kalktı: “Spasibo Rusya!"

Tüm yazılarını göster