Avni Arbaş’tan hayat dersleri

Atlı resmi üzerine Nazım Hikmet’in şiir yazdığı ressam Avni Arbaş, “Düşüncelerimden sapmadım. Daima hissettiğim şeyleri yaptım” diyor. Vatandaşlıktan çıkarıldığı için uzun yıllar Paris’te yaşayan Arbaş, Nazım için de “İnancından dönmedi. Hapse girdi, mücadele etti. Bir insan için en büyük mutluluk inancını kaybetmemektir” diye görüş belirtiyor. Sevgi konusunda da “hiç hesap yapmadım” diye ekliyor…

Atilla Özsever atillaozsever@gmail.com

Bu atlar, Avni’nin atları

Kuvayı Milliye atları

Titrer burun kanatları

Bu atlar Avni’nin atları

Bu mısralar, ünlü komünist şairimiz Nazım Hikmet’e ait. Nazım, “Avni’nin atları” derken arkadaşı ressam Avni Arbaş’ı kastediyordu. Nazım Hikmet, Paris’te Avni Arbaş’ın sergisinde atlı resmini çok beğenir. Sonra Moskova’ya gidip bu şiiri yazar.

Avni Arbaş’ın babası, Kurtuluş Savaşı döneminde Kuvayı Milliye’de süvari subayıydı. Arbaş’ın atlara merakı oradan geliyor. Dayısı da süvari subayıydı, onun kışlasında atlara binermiş...

Avni Arbaş, Nazım Hikmet’le Paris’teki görüşmesini şöyle anlatır:

“1958 senesiydi. Abidin Dino aradı. ‘Nazım geldi’ dedi. ‘Yarın Montparnasse'da bir kafede bulaşacağız sen de gel’. Eşimle birlikte gittik. Beni gördüğünde sanki uzun süredir görmediği bir dostuymuşum gibi kucaklaştık.

O sırada eşim Henriette'i Nazım'la tanıştırırken ona başımızdan geçen bir olayı anlattım. Picasso ile tanıştığımızda Henriette ‘Dünyada en çok tanışmak istediğim iki kişi vardı biri sizsiniz (Picasso) biri de Charlie Chaplin’ demişti. Henriette bunu söyledikten sonra Picasso ‘Ve Nazım Hikmet’ diye eklemişti.

Bunu anlatınca Nazım, kalkıp Henriette'in elini öptü ve teşekkür etti. Nazım'a ‘Niye Henriette'e teşekkür ediyorsun’ diye sorunca da ‘Beni düşündüğü için’ diye cevap verdi. Ben Nazım'a onu düşünenin Henriette değil Picasso olduğunu söyleyince de epey gülmüştük.”

BAŞKALDIRAN ATLARIN RESSAMI

Bu pazar yazısında 1919-2003 yılları arasında yaşayan ünlü Türk ressamı Avni Arbaş’ın hayatından kesitlerle birlikte yaşama dair düşüncelerini aktarmaya çalışacağım.

Bu yazı için Avni Arbaş’la ölmeden önce söyleşi yapan 68 kuşağından arkadaşım Yaşar Yılmaz’ın kitabından yararlandım. 12 Mart döneminde de hapishane arkadaşım olan Yaşar Yılmaz, 68 döneminde İTÜ Öğrenci Birliği Başkanlığı yapmış, daha sonra da tarihi eserler konusunda kitaplar yazmış, çalışmalarda bulunmuştur.

Yaşar Yılmaz’ın Avni Arbaş’la yaptığı söyleşi kitabının ismi, “Başkaldıran Atların Ressamı Avni Arbaş”tır. Kitabın ilk baskısı, 1998 tarihlidir.

Avni Arbaş’ın süvari subayı olan babası Mehmet Nuri Bey, aynı zamanda resim yapan bir kişidir. Arbaş’a sanat aşkını aşılayan ilk öğretmeni de babasıdır. Bir süre Galatasaray Lisesi’nde okuyan Avni Arbaş, okuldaki resim atölyesinde Cihat Burak, Selim Turan gibi geleceğin önemli Türk ressamları ile bir arada çalışmıştır.

1937 yılında Galatasaray Lisesi'nden ayrılıp Güzel Sanatlar Akademisi'ne girmeye karar veren Arbaş, oradaki öğrenimini 1946 yılında tamamlar. Ünlü ressam İbrahim Çallı’nın atölyesinde çalışır. 1947 yılında Fransız Hükümeti'nin verdiği bursla o yılların sanat merkezi Paris'e gider. Uzun yıllarını kapsayacak Fransa serüveni böylece başlamış olur.

1965’te Türkiye’deki askerlik görevini yapmadığı gerekçesiyle vatandaşlıktan çıkarılır. 1977 yılında ülkesine dönen ressam, vatansız damgası yer ancak uzun uğraşlar sonunda 1984’te vatandaşlık hakkını geri alabilir.

İNÖNÜ VE ÇIPLAK MODEL

Avni Arbaş, Güzel Sanatlar Akademisi’nde iken 1939’da Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün okulu ziyaretini şöyle anlatıyor:

“Atölyede resim yapıyoruz. Türkan isminde çok güzel, model bir kız, anadan doğma vaziyette. Kapı açıldı, heyet içeri girdi. İnönü, modeli karşısında görünce irkildi, bize döndü, modeli arkasına aldı, ‘merhaba arkadaşlar’ deyip çıktı gitti.

Ertesi gün okul müdürünü koridorda gördüm. Müdür, ‘Avni biliyor musun İnönü, çıplak kadının neden böyle durduğunu sordu. Ben de, ‘Efendim, bütün dünyanın akademilerinde çıplak modeller eğitimin bir parçasıdır’ dedim. İnönü de ‘Yaa, bir yaşıma daha girdim’ deyiverdi”.

Yine Avni Arbaş’tan esprili bir hikaye daha… Arbaş, ünlü tiyatro oyuncusu Bedia Muvahhit’le tanışır, elini öper ve der ki, “Hanımefendi, ben sizin eski hayranlarınızdanım. Bedia Muvahhit de, “Aramızda bir şey geçmiş miydi” diye soruverir.

Arbaş, Bedia Muvahhit’in çok esprili bir kadın olduğunu belirterek ondan da bir anıyı şöyle aktarır:

“Bedia Hanım’la tanıştırılan bir hanım demiş ki; ‘Hanımefendi, ben hep sizin hayranınızım, hep sizin gibi artist olmak istedim ama ailem orospu olursun diye izin vermedi.'

Bedia Hanım’ın cevabı, ‘Ee, sonra nasıl oldun?'”

NAZIM İÇİN…

Avni Arbaş, Nazım Hikmet’le ilgili görüşünü de şöyle ifade ediyor:

“Nazım, güzel yaşadı. Yaşamak, 100 yaşına kadar ot gibi yaşamak değil, mücadele etti. İnancından dönmedi. Hapse girdi, mücadele etti. Bir insan için en büyük mutluluk, inancını kaybetmemektir. O zaman hapı yuttuğunun resmidir. İstersen bin yaşına kadar yaşa.”

Avni Arbaş, vatandaşlıktan çıkarılma konusuna da değinerek, kendisiyle birlikte 3 bin 500 “beynin de ihraç edildiğini” söyler. Arbaş, devamla:

“Pertev Naili Boratav, dünya çapında beyin cerrahı Gazi Yaşargil dahil bir çok aydın. Asıl bu, vatana ihanettir. Sanki çok mu beyin vardı. Ben bu durumu Dışişleri Bakanlığı yapan Çağlayangil’e de söyledim:

‘Beyefendi kim vatan haini? Bizleri vatandaşlıktan atanlar mı yoksa bizler miyiz?'

Çağlayangil’in yanıtı şöyle oldu: ‘Doğru Avni Bey’ciğim, doğru ama bizler pek bir şey yapamıyoruz. Biliyor musunuz, Fevzi Çakmak’tan beri altımızı MİT oyuyor, ama engelleyemiyoruz.'

BEKLENTİSİZ SEVGİ

Avni Arbaş’ın sevgiye dair görüşleri de şöyle:

“Ben resimden para kazanmayı hiç düşünmedim. İnsan bir kadını sevse onu çalıştırıp da ondan zengin olmayı düşünebilir mi? Rahat edebilir mi? Sevgide beklenti yoktur. Seversin o kadar. Olursa olur, olmazsa olmaz. Ama karşıdan bir beklenti olmaz. Ben şimdi diyorum ki, bugün ölsem mutlu bir adamım. Çünkü hiçbir zaman hesap yapmadım sevgimden. Sevdiğimi gösterdim ama karşılığını beklemedim.”

İnsanlarla ve kendisiyle ilişkisi konusunda da şöyle diyor: “Kimseye ihanet etmedim. Ne fikirlerime, ne dostlarıma, ne de kendime. Yaşadığım kadar yaşadım. Bütün sefaletine rağmen çok güzel bir hayat yaşadım. O da güzel bir mücadeleydi. Esir olmadım. Babamın dediği gibi, ya gazi ol, ya şehit, ama esir olma. Ölürsem vicdanen rahatım, kendimle barışık bir adamım. Kendimi de kritik ederim, çünkü çok daha iyi şeyler yapmak isterim.”

Avni Arbaş, sanatçının cesur olması gerektiğini, bazı riskleri göze almasını ve sürekli devrimci bir çizgiye sahip olmasını savunur.

İNSAN OLMANIN ÖNEMİ

Avni Arbaş’ın insan hayatı ile ilgili düşünceleri de şöyle:

“İnsan hayatı, bir elmasa, bir pırlantaya benzer. Topraktan çıkarıldığı zaman bir şeye benzemez. Bütün hayat yontmakla geçiyor. Sonunda pırıl pırıl oluyor. Hayat da böyle. Bunu yapabilmek önemli. İnsana çok kıymet veriyorum. İnsan mühim şey”.

Yazımızın son sözlerini de Avni Arbaş’ın yakın arkadaşı, Paris’te uzun yıllar birlikte olan gazeteci-yazar büyüğümüz Hıfzı Topuz’a bırakalım. Hıfzı Topuz, Avni Arbaş için “Paris Sürgünü” isimli bir kitap yazmıştır. Topuz’un kitabının son bölümünde, 2003 yılında vefat eden Avni Arbaş’ın cenaze töreniyle ilgili kısım vardır:

“Bebek Camisi’nde büyük bir tören düzenlendi. Tarık Akan, Kadir İnanır, Atıf Yılmaz, Erdal İnönü ve Avni’nin İstanbul’daki bütün dostları oradaydı. Camideki törenden sonra cenaze Aşiyan Mezarlığı’na kaldırıldı. Tabut mezara indirilirken Turhan Kayaoğlu, Avni’nin şu son sözlerini hatırlatıyordu:

"Hayatım boyunca hep güzelliği ve iyiliği sevdim. Resimlerimle insanlara sevgi ve mutluluk vermek istedim. İnsanlar hep düşünsünler, hayal kursunlar dedim. Ben onlardan insan olmalarını istedim…"

Tüm yazılarını göster