Aşkın ve devrimin dişi kartalı: Rosa

Polonyalı Marksist, Alman Komünist Partisi’nin kurucusu Rosa Luxemburg, 20'nci yüzyılda yaşamını sosyalist mücadeleye adayan devrimci bir kadın. Aynı zamanda fırtınalı bir aşk hayatı var. 48 yaşında paramiliter güçlerce katlediliyor. Tiyatro sanatçısı Jülide Kural, “Ben Rosa Luxemburg” oyunuyla bu devrimci kadının hayatını sahneye koydu ve oynadı…

Atilla Özsever atillaozsever@gmail.com

1871 yılında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Polonya’da doğan Rosa Luxemburg, 48 yıllık kısa yaşamına çok şey sığdırmış bir insan. Daha 15 yaşında iken Varşova’da Sosyalist Parti Proleterya’ya katılıyor.

Üniversite eğitimi almak için 19 yaşında İsviçre’nin Zürih kentine gidiyor. Ve burada 15 yıl sürecek hayatının büyük aşkı Leo Jogiches ile tanışıyor. Felsefe, hukuk, siyaset bilimi ve ekonomi okuduktan sonra doktorasını tamamlayıp 27 yaşında Berlin’e taşınıyor.

Orada Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin aktif bir üyesi ve milletvekili olduktan sonra partinin savaş yanlısı tutumu nedeniyle anlaşmazlığı düşüyor. 1914’te başlayan 1. Dünya Savaşı’na açıktan karşı çıkıyor ve yine ünlü sosyalist politikacı Karl Liebknecht ile birlikte Alman Komünist Partisi’ni kuruyor.

Bu arada yoldaşı Leo ile inişli çıkışlı, fırtınalı bir aşk hayatı yaşıyor. Rosa, devrimci mücadelede olduğu kadar aşk yaşamında da tutkulu bir kadın. Siyasi faaliyetleri ve düşünceleri nedeniyle defalarca hapse giriyor. Nihayetinde 15 Ocak 1919’da Alman paramiliter güçlerince katlediliyor.

İşte tiyatro sanatçısı Jülide Kural, Rosa Luxemburg’un katledilişiyle başlayan “Ben Rosa Luxemburg” isimli oyununu bu andan itibaren sahneye koyuyor. Jülide Kural, tek başına oynadığı bu oyunda, gerçekten çok etkileyici bir performans sergiliyor. Rosa’nın yaşamını seyirciye geçiren, birebir hissettiren oyunuyla alkışı hak ediyor…

ALMAN BASININ YALANLARI

Rosa Luxemburg, 15 Ocak 1919’da tutuklanıp bir otel odasında hapsediliyor. Rosa, o sırada Goethe’nin Faust isimli eserini okuyordu. Alman Yüzbaşı Pabst, Rosa’yı otel odasından çıkardıktan sonra hapishaneye sevk edileceğini söylüyor.

Rosa, otelden çıkar çıkmaz bir askerin dipçiğiyle çenesi dağıtılıyor, yarı baygın bir vaziyette otomobile bindiriliyor. Ardından Alman subay Vogel’in kurşunuyla hayatına son veriliyor, cesedi bir taşa bağlanıp su kanalına atılıyor.

Jülide Kural, bu sahneden itibaren Rosa’nın hayatını işliyor. Kural, o sırada Alman basınında çıkan yalan haberleri bir, bir sıralıyor. Aslında o gece komünist yoldaşı Karl Liebknecht de katlediliyor. 16 Ocak 1919 günü bazı Alman gazeteleri ise, olayı şöyle yansıtıyor:

“Karl Liebknecht, kaçmaya teşebbüs ettiği sırada vuruldu, Rosa Luxemburg da hapishaneye nakledildiği sırada gözü dönmüş bir kalabalık tarafından öldürüldü, cesedinin nereye atıldığı da bilinmiyor”.

TUTKULU MEKTUP USTASI

Jülide Kural’ın anlatımıyla Rosa’nın kirpi gibi saçları var ve 5 yaşında iken geçirdiği bir hastalık nedeniyle ayağı sakat kalıyor. Kural, tüm oyun boyunca Rosa’nın bu aksayan ayağıyla yürüyüşünü doğal bir biçimde sergiliyor.

Rosa, daha küçük yaşta iken ailesine yazdığı mektuplarla “bir mektup ustası” olduğunu belli ediyor. Zürih’te tanışacağı büyük aşkı Leo’ya yazdığı mektuplarla da bu ustalığını ortaya koyacaktır.

Rosa, 5 Nisan 1894 günü Leo’ya Paris’ten yazdığı bir mektupta, “Varlığım, Birtanem, Sevgilim” diye hitap ediyor. Ardından ekliyor; “Otel odasında oturmuş, 1 Mayıs için bir çağrı metni yazıyorum. Ancak senin yanında olmak istiyorum, dayanamıyorum. Seni görmeyi öyle arzuluyorum ki birazcık görebilsem hüngür, hüngür ağlayacağım. Kendimi avutmak için tren düdüğünü düşlüyorum.

Tren hareket ediyor, aşkıma doğru yol alıyorum. Ah bu Alpler kadar yüksek sıra dağların beni senden ayırdığını düşünüyorum. Zürih’e yaklaştığımı düşlüyorum. Vagondan iniyorum, uçarcasına sana koşuyorum. Sen bariyerlerin arkasında duruyorsun, sana doğru atılıyorum. İşte böyle, seni bir an önce görmek istiyorum. Minik burnuna bir öpücük kondurmama izin ver…” (Gilbert Badia: Bir Mektup Ustası Rosa Lüxemburg, Pencere yayınları, 1999)

ZIT KARAKTERLERİN 15 YIL SÜREN AŞKI

1867 yılında Litvanya’da doğan Leo Jogiches, varlıklı bir ailenin çocuğu olmasına rağmen bu hayatı bırakıp devrimci mücadeleye atılan bir insandır. Zürih’te hayatının akışını değiştirecek olan Rosa ile tanışır ve fırtınalı aşkları başlar.

Bu büyük aşkın en büyük sorunu da farklı, zıt karakterlere sahip olmalarıdır. Rosa, duygusal, romantik, sevecen, hayata bağlı, küçük ayrıntılardan kocaman sevinçler çıkartabilen, aşkını göstermekten utanmayan, inandığı dünya görüşüne önem verdiği kadar aşkına da önem veren bir kadındır.

Leo ise, ev, aile, mal mülk kurumlarından nefret eden, yalnızlığı seven, iç dünyasını gizleyen, duygularını, aşkını açıkça ifade etmekten sakınan, sevdiği kadına sürekli akıl veren, hayatının temeline aşkı değil, özgürlük kavgasını koyan bir adamdır. İşte bu zıt karakterler, ilişkinin belli bir aşamasından sonra daha görünür hale gelir ve uyuşmazlıklar başlar.

Rosa’nın ısrarları sonucu Almanya’da birlikte aynı evde otururlar ama zıt karakterlerin kavgası bitmez. Rosa’nın siyaset sahnesinde de daha önde olması, Leo’nun bu anlamda “Rosa’nın gölgesinde” yaşaması, kendisini bunalıma sürükler. Aslında Rosa, Leo’yu büyük bir aşkla sever ama Logiches, gururuna yenik düşer. (Mehmet İnanç Turan: Tarihin Silinmez Mürekkepli Aşkları, Kalkedon yayınları, 2010)

Mizaç ve karakterlerinin çelişmesine rağmen bu ilişkinin 15 yıl sürmesindeki temel faktör, devrime ve sosyalizme olan inançları, 1917 Bolşevik Devrimi’nin başarıya ulaşmasından sonra Almanya’da da devrimin başarısı için ortak çalışmalarıdır.

KURAL, HEM OYUNCU HEM FELSEFECİ

Jülide Kural, Rosa’nın Leo ile ilişkisini anlatmakla birlikte olayların tarihsel gelişimini, 1. Dünya Savaşı ve 1917 Devrimi’nin hangi koşullarda oluştuğunu Lüxemburg’un ağzından çok iyi ortaya koymaktadır. Tarihsel süreç, gayet iyi yorumlanmıştır.

Oyunun metni, Jülide tarafından yazılmıştır. Kural, hem metni yazmış, hem oynamış ve sahneye aktarmıştır. Jülide Kural’ın İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro bölümünden mezun olmasının yanı sıra aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünden de mezun olmasının etkisi, oyuna ciddi bir biçimde yansımıştır. Kuşkusuz Jülide'nin sosyalist dünya görüşüne sahip olması da metnin oluşturulmasında belirleyici bir faktördür.

Gelelim, Rosa ile Leo’nun aşkının sonuna… Rosa, henüz 48 yaşında iken Alman paramiliter güçlerince katledildikten sonra Leo da aynı yıl, 1919 Mart’ında tutuklanır ve Rosa’dan iki ay sonra hapishanede öldürülür.

Rosa ile Sovyet Devrimi’nin lideri Lenin arasında farklı siyasi görüşler nedeniyle zaman zaman anlaşmazlıklar çıkacaktır. Ama Lenin, Rosa’nın ölümünden sonra şunları söyler:

O bir kartaldı, hala da kartaldır. Rosa Lüxemburg, bütün dünya devrimcilerinin anısında aziz olmakla kalmayacak, eserleri birçok devrimci kuşağın eğitimi için çok faydalı bir ders olacaktır”.

Jülide Kural’ın “Ben Rosa Lüxemburg” oyununu görmeniz dileğiyle iyi pazarlar…

Tüm yazılarını göster