Altay Tankı, Albayraklar’ın şirketini niye böldü?

Albayrak Grubu’nun, Tümosan AŞ’yi ikiye bölme kararı ile şu sıralarda hararetle tartışılan Altay Tankı Projesi’nin ne alakası var? Sorunun yanıtı yakın tarihin mülkiyet değişimlerinden, siyaset-şirket simbiyozunun yerel ve küresel sonuçlarına uzanıyor.

Bahadır Özgür bozgur@gazeteduvar.com.tr

Albayrak Grubu’nun şirketi Tümosan AŞ, geçen Cuma günü, akşam saatlerinde borsaya bir açıklama gönderdi. Şirketin ikiye bölüneceği ve Ar-Ge bölümünün, Tümosan Teknoloji ve Mühendislik adıyla ayrı şirkete dönüştürüleceği duyuruldu

Görünürde olağan bir süreç. Teknoloji faaliyetlerinin bağımsız örgütlenmesi, rekabet şartları gereği yaygın bir eğilim. Açıklamada uzun uzun bundan bahsediliyordu zaten. Ancak “Bölünme Raporu”nda, bütün o cümle yığınının içine gömülmüş bir paragraf var ki, esas meseleye işaret ediyordu. Peki neydi bu gerekçe?

Kelimesi kelimesine aktaracağız ama şimdilik, Altay Tankı ile alakalı olduğunu söylemekle yetinelim. Çünkü Albayrakların kararı, yakın tarihin mülkiyet değişimlerine, siyaset-şirket simbiyozunun sonuçlarına ayna tutan verimli bir tartışma sunuyor bize.

2017’de Capital dergisinde yayınlanan röportajında Kolin İnşaat’ın sahibi Naci Koloğlu, kayırmacı ilişkilerin ileriye dönük yarattığı riski, sarih biçimde özetliyordu. “Her ne kadar parayı taahhüt işlerinden kazansak da, uzun vadede her zaman riskli. O nedenle çok devam etmemek lazım” diyordu. Koloğlu’nun siyasi ilişkilerle finansal ilişkilerin farkını ortaya koyan şu sözleri önemliydi: “Yabancı ortaklık teklifleri geliyor. Ama bunların çoğu yatırım değil ihalelere birlikte girmekle ilgili.”

Tümosan’ın bölünmesinin Koloğlu’nun bahsettiği durumla yakından bağlantısı bulunuyor işte.

***

Tümosan 1975’te kamu iştiraki olarak kurulmuş, ilk dizel motor üreticisiydi. 1985’te Konya’ya taşındı. Fiat, Mitsubishi, Alman ZDF ve Daimler Benz gibi dünya devleriyle lisans anlaşmaları yaptı. Dizel motorda rakibi olan özel şirket BMC’yi kayırmak için Tümosan’ın önünün nasıl kesildiğinden, ayrıntılı bahsetmeyelim. Dönemin hükümeti, kaynak sağlamayınca Volvo ile anlaşmanın aniden BMC’ye geçmesi, yeterince fikir veriyor. Bir tarafta kamu faaliyetinin bile isteye çökertilmesi, diğer tarafta Özallı yıllardan beri kollanmasına rağmen “zombilikten” çıkamamış BMC... İkisinin de dönüp dolaşıp memleketin sırtında kambur olması, Türkiye’deki piyasa ekonomisinin kısa ve net bir özeti.

Tümosan’ın hikayesi, her KİT’in başına gelenlerle benzer. 2003’te Sümer Holding’e devredildi. 2004’te ihaleye çıkarıldı ve Albayrak Grubu 30 milyon dolara aldı. CHP’nin iddiası, şirketin değerinin 200 milyon dolar olduğuydu. İşin doğrusu, elindeki arsalar dahi satış fiyatının üzerindeydi. Bundan sonrası, tipik kayırma işleri.

2010’da Ziraat Bankası ile anlaşma yapıp, kendisinden traktör alan çiftçilere kredi avantajı sağlandı. Asıl milat ise Altay Tankı Projesi’ydi. Bir parantez açıp, süreci kısaca özetleyelim. Zira Altay Tankı’nın neden üretilemediği tartışmalarında, Albayraklar’ın rolü perde gerisinde kalıyor.

Projenin fikri tarihi 1992’ye uzanır, fiili girişimler 2001’den sonra başlar. Öncelikli hedef, “yerli tank üretiminin altyapısının oluşturulması”dır. 2007’deki ihale 495 milyon dolar veren Otokar’ın olur. Projede işbirliği yaptığı firmalar şunlardır: Yerli ayağı MKEK, Aselsan, Roketsan; yabancı ayağı, teknoloji transferi için Hyundai Rotem, motor ve transmisyon için Alman Daimler-Chrysler’e ait MTU. Milli geminin motorunu da MTU üretmişti.

Otokar altyapı işini 2014’te teslim eder. Bu sefer 2015 yılında 250 tank üretimi için ihale açılır. Kamuoyuna yansıyan bilgilere bakılırsa, Otokar’ınkinden 3 milyar dolar fazla teklif sunan BMC ihaleyi kapar. Gerisi malum; Katarlılar, Arifiye’deki Tank Palet Fabrikası’nın verilmesi vs.

Tümosan burada devreye giriyor. Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) şirketle 17 Mart 2015’te 190 milyon dolarlık motor geliştirme anlaşması imzalar. Süre 54 aydır ve şartnamede yabancı ortak zorunluluğu vardır. Aynı yıl, Avusturyalı AVL ile lisans ve teknoloji transferi anlaşması yapar Tümosan. Suriye’deki tutumu gerekçe gösteren Avusturya hükümeti, Türkiye’ye böyle bir transfere izin vermez. 17 Ocak 2017’de Tümosan borsaya şu açıklamayı iletir:

"Sözleşme gereği 90 gün sonra hükümet onayını getirmesi gereken AVL Firması arka arkaya talep ettiği süreler sonrasında da Avusturya hükümetinin ülkemizin iç işlerine müdahale edecek şekilde şartlar içeren ihraç lisansında ısrar etmesi ve SSM tarafından bahse konu ihraç lisansının kabul edilmemesi nedeniyle taahhütlerini yerine getirmemiştir.

17 Şubat 2017 günü şirketin borsaya yaptığı bir diğer açıklamada da gerekçeler şöyle sıralanır:

* Avusturya hükümeti, Türkiye’nin egemenlik haklarına ve iç işlerine karışacak şekilde şartlar ileri sürdü. Uluslararası ortamda “milli güç unsurunun” çok önemli bir faktör olarak algılandığı ve bu nedenle Türkiye’nin söz konusu teknolojiyi kazanmaması yönünde, özellikle pazarı elinde bulunduran ülkelerin olumsuz tavrı müşahede edildi.

* Tümosan Almanya, İngiltere, Güney Kore, İspanya, ABD, Ukrayna, Rusya, Japonya ve Kanada firmalarıyla defalarca görüştü ve teknik nedenlerle Batılı firmalardan destek almanın kaçınılmaz olduğu, politik nedenlerle iş modelinin gerçekleştirilemeyeceği anlaşıldı.

* AB üyelerinin ülkemize karşı olumsuz tutumu nedeniyle firmaların çağrılara cevap vermedikleri, bir kısmının ülkemiz ile Ortadoğu’da yaşanan olaylar sonrasında işbirliğinden kaçındıkları öğrenildi.

Özetle, “Benle kimse çalışmak istemiyor” der, Tümosan.

2017’nin Ekim ayında SSM yeniden ihaleye çıkar. İhale şartnamesindeki bir detay önemlidir. “Yabancı ortak şartı” kaldırılmıştır. Bunun Tümosan’ın veya iktidara yakın başka şirketlerin ortak bulamaması ile ilgisi var mı, yorumu okuyucuya bırakalım.

Ve gelelim Cuma günkü açıklamaya…

Bakın bölünme raporunda kelimesi kelimesine ne deniliyor:

“2014 yılında Altay Tankı Güç Grubu ihalesine teklif verilmesi sonrasında Ar-Ge Müdürlüğü’nün ve akabinde Ar-Ge Hizmet Faaliyeti’nin çalışmalarında askeri projelerin ağırlığının artmış olması sonucunda oluşan maliyetler Tümosan AŞ’nin finansman yapısını ve şirketin adının savunma sanayii ile birlikte anılması nedeniyle de teknolojiye erişim ve uluslararası ticari işbirliği fırsatlarının olumsuz etkilenmesinin önüne geçmek.”

Yani diyorlar ki yegane sanayi kuruluşumuz Tümosan, bırakın savunma sanayiine dönük motor üretmeyi, traktör üretimi için bile dışarıdan teknoloji transferi ve finansal kaynak imkanı bulamıyor!

Açıklamadan farklı anlam çıkaran varsa buyursun, zihin açıcı olur. Yandaşlık ilişkileriyle, “yerli milli” söylemi arasındaki mecburiyetin harikulade bir itirafı bu.

***

Tümosan’ın bölünmesinin gerekçesi böyle. Lakin mesele Albayraklarla filan sınırlı değil.

İhalelerle kurulmuş milyarlarca dolarlık rant çarkındaki ısrar; koalisyonun sadece AKP-MHP’den oluşmadığı gerçeği; büyük sermayenin son günlerdeki itirazları; muhalefet partilerinin şu sıralar diline doladığı “üretken sermaye” açıklamaları…

Hepsini, tıpkı bir ışık huzmesinin prizmaya tutulması gibi Altay Tankı Projesi’ne yansıttığımızda, yakın tarihin silah sanayisinin vizöründen çekilmiş farklı bir fotoğrafı yansıyor duvara. 2000’lerden sonra askeri-sınai kompleksin paylaşımıyla başlayan sermaye sınıfı içindeki sert rekabet ile otoriterleşme arasındaki ilişkiyi, siyasi tablonun değişiminin sermaye gruplarının pozisyonlarında yaratacağı depremleri, buradan da okumak lazım.

Tüm yazılarını göster