Alain Badiou ve olumlanan siyah

Alain Badiou’nun, 'Siyah' adlı kitabı Monokl Yayınları tarafından Nihan Çetinkaya çevirisiyle basıldı. Badiou, siyah renginin kültürel politik anlamlarını tartışırken bu rengin temsil biçimindeki sorunları görmemizi sağlıyor.

Emek Erez emekerez@gmail.com

Siyah/kara, rengin çağrışımlarına baktığımızda epey yoruma açık olduğunu fark ederiz. Kültürel belleğimizi işe koşup zihnimizdeki belirişine odaklandığımızda ise genellikle olumsuz bir anlamla karşılaşırız. Siyah, matemin rengidir, beyazın zıt anlamlısıdır. Bu karşıtlık ilişkisi siyahı bir çeşit kirlilikle ilişkilendirmemize sebep olur. Siyah, bazı kültürlerde uğursuzluğun da ifadesidir; kara kedinin ve karganın temsil edilişinde görürüz bunun yansımasını.

Aydınlanma düşüncesinde siyah, açığa çıkarılıp her şeyin bilinir hale getirilmesi amacının zıttı olarak düşünülebilir. Burada açık ve bilinir hale getirmek, gizemli bir yan bırakmamak, olabildiğince ışıklı hale getirmek esastır. Bu nedenle evrendeki her şey gizemden dolayısıyla karadan/karanlıktan kurtarılmaya çalışılır çünkü kesin bir gerçek için apaçık hale getirmek gerekir.

Alain Badiou 'Siyah' adlı kitabında bu rengin anlamını farklı şekillerde düşünüyor. Çocukluk anılarından, bilime, edebiyata, politikaya kadar rengin çağrışımlarını yorumluyor ve bana kalırsa ortaya keyifli bir metin çıkıyor. Bir renk bize ne söyleyebilir ki diye düşünebiliriz belki ama konu siyah olduğunda epey farklı çerçevelerde meseleyi tartışabiliyoruz en azından kitap bunu yapıyor.

BEYAZ SAYFA, SİYAH MÜREKKEP

Badiou, siyah ve beyaz arasındaki ilişkiyi okul günlerini hatırlatarak şöyle tahayyül ediyor: "Okul, en temel mecburiyetlerinden saydığı okuma ve yazmayla, böylece bize, diyalektiğin olmazsa olmazını, benim de bu kitapta birçok kere yorumlayacağım, siyah ve beyazın muazzam (tertiple) diyalektiğini öğretir. Sınavları düşünün. Kompozisyonları, yazılıları, ev ödevlerini; çıraklık yıllarının tüm o pusuda bekleyişlerini… Dimağımızın sefil biçimde kuraklaştığı zamanlarda 'boş kağıt’ verdik denmez mi? Ve tersine eğer ilhamla titremişsek, bu kez gururla bilmem kaç sayfayı 'karaladık' demez miyiz?"

Düşünürün burada anlatmaya çalıştığı şey -her ne kadar şimdilerde biraz nostaljik bir his bıraksa da- beyaz kağıdın üzerinde siyah mürekkeple verdiğimiz çabaya işaret etmek. Bu ayrıca beyazın siyahla mücadelesini temsil ediyor; eğer kağıdı "karalamışsak" siyahın yardımıyla beyaz sayfaya karşı zaferimizi ilan etmiş oluyoruz, "boş sayfa" verdiğimizdeyse tam tersi oluyor. Ama karalanmış sayfa her zaman zafer anlamına gelmeyebiliyor, düşünürün Mallarmé’ye atıfla söylediği gibi, "beyazlığın gardına sığınan boş kağıt" karşısında zaferimiz "kırılgan" çünkü "berbat mürekkep lekeleriyle gölge düşmemelidir üzerine; o zaman beyaza geçer zafer." Böyle bir durumda öğretmenin kırmızı kalemi işe dahil olur ve siyah mürekkebin isyan lekesi düşük notun gerekçesi haline gelir.

Sonuçta okul bir disiplin kurumudur, siyah ve beyazın mücadelesinde son söz hakkı öğretmene, dolayısıyla kırmızı kaleme geçer. Badiou, okul günlerinde beyaz sayfa ve siyah mürekkepli kalemle kurulan bu ilişkinin öğretici olduğunu düşünüyor çünkü bu ilişki yaşama yansıyor ve şöyle bir anlamı var: "Dünyada her şey, beyazın korkutucu değişmezliği üzerine fırlatılan yaratıcı ve ihtimamlı bir miktar siyahın sonucu değil midir? Kim ki bunu, hem de olan en erken zamanda deneyimlemez, hiçbir şey öğrenemez."

Beyaz başta da bahsettiğimiz gibi, saflığın, temizliğin dolayısıyla bir çeşit düzenin temsilidir. Onda oluşturacağımız lekeler, tıpkı mürekkep lekesinin okuldaki beyaz sayfada yarattığı bozma gibi yaşamda da verili düzende yaratıcı bir sapmayı simgeleyebilir. Okul günlerinde bize kötü not olarak dönen şey, hayat yolculuğunda devrimci bir anlama dönüşebilir çünkü bu "beyazın korkutucu değişmezliği üzerine fırlatılan yaratıcı" siyah dünya deneyimimizi etkiler.

KARA BAYRAK, BEYAZ BAYRAK

Bir rengin anlamlarından söz ederken bakmamız gereken yerlerden biri de bayraklardır elbette. Badiou da öyle yapıyor ve yine siyah-beyaz ikiliğinden yola çıkıyor. Ona göre beyaz bayrak mücadeleyi durdurma çağrısı içerdiği için bir çeşit teslimiyet ve uzlaşma sembolü anlamına gelebiliyor (bence barış çağrısı anlamında bu olumsuzlamayı genellememek gerekir). Badiou günümüzde ve uzun zaman önceden beri beyaz bayrak dendiğinde şöyle bir anlamı çağırdığından söz ediyor, "bir gericiden (réactionnaire), bir karşı devrimciden söz ediliyor demektir. İster Vendée Savaşı sırasında mavilere karşı, ister Rus sivil savaşında kızıllara karşı olsun."

Siyah ise ilk olarak deniz korsanları tarafından kullanılıyor, bugünlerde ise düşünürün bahsettiği gibi, "İslam Devleti"nin de bayrağının rengi burada nihilist ve ölümcül bir anlam tespit ediyor. Ama bu rengin bayrakta temsili, asıl anlamını Badiou’nun şu cümleleriyle buluyor, "Siyah bayrak aynı zamanda anarşistlerin bayrağıdır. İspanyol sivil savaşının daha hemen başında, başkaldıran Barselona üzerinde dalgalanmıştı. Mayıs 68 ve sonrasının büyük gösterilerinde, siyahın kırmızıya yoldaşlık yaptığına bizzat şahit oldum. Dünyanın tüm ülkelerinde kitlesel halk hareketlerinin disipline etmesi hep zor olan bileşenidir siyah."

Siyah, Alain Badiou, Çevirmen: Nihan Çetinkaya, 100 syf., Monokl Yayınları, 2023.

Bu nedenle Mussolini’nin "kara gömlekli milisleriyle", Nazi subaylarının "siyah üniforma hayranlığıyla" bir tutulmaması gereken bir yerde durur siyahın anlamı ki düşünür bu temsillerden bahsetse de siyahın bu ilişkiyle anılmasını reddediyor. Çünkü ona göre, "uzlaşmasız", "disipline etmesi zor" kara bayrak yani, "anarşinin siyahı, uzlaşmış bir dünyada umuda dair kısa ve öz ya da kaba ve sert ama coşkulu kardeşçe bir görüşü bir o kadar iyi temsil edebilmiştir." Badiou bu konuda örneklerine devam ediyor beyazın "uzlaşmacılığına" karşı anarşinin siyahının, "uzlaşmasızlığını" olumluyor diyebiliriz sonunda onun siyahın yanına kırmızı eklediğini belirtelim.

BİTKİLERİN İÇİNDEKİ KARA

Bitkilerin dünyasından bahsederken zihnimizde genellikle yeşil canlanır ve siyah genellikle bu dünyanın dışında kalır. Rengarenk çiçeklerin dünyasında siyahın pek işi yokmuş gibi görünür. Bu nedenle Badiou’nun da bahsettiği gibi, Alexandre Dumas’ın öyküsünde "siyah lale" imkansızın, ulaşılmazın temsiline dönüşür. Düşünür bu bahiste bizi toprağın altında süren mücadeleyi görmeye çağırıyor, kara toprak bitkilerin yeraltı dünyasındaki yaşamını simgelerken onların yeşilini görmemizi sağlayan, onları ayakta tutan, bitki dünyasının kara ülkesi şeklinde düşünülüyor.

Şöyle diyor Badiou: "Bu devasa ağaç… eğer bir gün yere düşüp çürüyen bir meyveden doğmasaydı? Büyümesinin her aşamasında, olduğu yerde dimdik kalmasını sağlayan, yerin altında en az kendisi kadar büyük, hatta daha sağlam kalınlı inceli köklerin sarıp sarmaladığı bu düğüm düğüm, damar damar ağ olmasaydı?" diye soruyor ve ekliyor, "Bu yeşil fon ve üzerindeki envaiçeşit rengin yer altına uzanan diğer yüzüdür köklerin karanlık ağı. Kara turp, bu karanlık ağın küçük bir tanığıdır sadece." "Köklerin karanlık ağı", bir ağacın yaşamının beslendiği yerdir aynı zamanda o devasa ağaçların yurdu, kara turpun tanık olduğu yeraltı dünyası bize görünen yeşilin, renkli çiçeklerin, tohumların yaşam zeminidir. Bu nedenle Badiou bitkiler dünyasının dışına itilen karanın bu konudaki hakkını teslim ediyor ve bir Hugo şiirine atıfla, "ağacı köklerinden görünür haliyle" boyamaya çağırıyor bizi. Onun burada yapmaya çalıştığı şey "siyahın insani negatif versiyonu (olan) ölüm ve acıyı" bir çeşit tersine çevirme, yaşamla bağını kurma ve "bitkilerin içinde gizlenmiş" siyahı açığa çıkarma şeklinde yorumlanabilir.

SÖMÜRGECİ BAKIŞTA SİYAH

Badiou’nun metinde siyahla ilişkili olarak ele aldığı bir konu da sömürgecilik. "Beyazların", "siyahları" aşağı ırk olarak tanımlayıp "uygarlaştırma" adı altında yürüttükleri politikalar. Düşünür bu nedenle, "beyaz adamın" siyahları nasıl "icat ettiğinden" bahsediyor. Ona göre; "Beyazlar denen Batı Avrupalıların, yeni icatlarda bulunması icap etti (cadılar, kediler, kargalar gibi siyahla ilgili icat ettikleri olumsuz anlamlara benzer şekilde): Afrika kıtası sakinlerinin çoğunluğunun tartışmasız köleliğe ve ardından sömürgeci işgalin kürek mahkûmluğuna yazgılı aşağı bir ‘ırk’a mensup olduğu icadı gibi mesela. Tüm bunlara sebep olan ne, bu muazzam halkın siyah olması. Milyonlarca insan, bu iddia edilen sözüm ona renk adına, okyanusun öbür ucundan gemilerin kalafatına zincirlenerek hayvanlar gibi taşındılar." Badiou sömürgecilerin siyah ten rengine dayanarak aşağı bir "ırk" icat ettiklerini düşünüyor elbette sömürgecilik bağlamını, yani Batı Avrupalıların siyahları köleleştirip varlıklarını gasp ettiklerini de işin içine katarak.

Burada düşünürün vardığı yer ilginç bana kalırsa o, insan bedeninin bir renge sabitlenemeyeceğini düşünüyor. Ona göre, "insanın ne tüyle, ne kılla ne de kitinden bir kabukla kaplı olması, doğal haliyle çıplak olan tek hayvan olması ve derisinin değişken renklere bürünebilip hiçbir sabit renk almaması" gibi bir yanı var. Bu nedenle insan türünü bir renkle sınıflandırmayı sorun olarak tespit ediyor düşünür.

"Siyah, Sarı, Kızıl ve Beyaz derililer…Tüm bu sıfatlar, zalimce sınıflandırmalara, şüphe götürür sembolik hesaplara, değersiz kılmaya yönelik hükümlere ya da sefilce kendi kendini tatminlere, düzenbaz ‘objektif’ dayanaklar olmaktan öteye gitmez." İnsanların sadece ten rengine göre kategorize edilmesi, buna göre birinin diğerine hiyerarşik olarak üstün kabul edilmesi elbette sorun ancak Badiou’nun buradan ulaştığı yer tartışmalı fikrimce: "İnsanlığın özlemini duyduğu evrensel düzende ne Beyaz ne de Siyahın en ufak bir varoluş hakkı yoktur. İnsanlık olduğu haliyle renksizdir."

İnsanın doğal varlığı içinde düşündüğümüzde evet ten rengi hastalık durumunda, mevsim geçişlerinde, sıcakta soğukta değişebilir, onu kesin bir şekilde tanımlayabileceğimiz tüyü, kabuğu yoktur bu nedenle rengi sabitlenemez. Ama Badiou’nun ulaştığı "renksiz insanlık" tahayyülü bana kalırsa sorunlu bir yan içeriyor çünkü buradan insanı evrensel bir kazana koyarak bütüncül bir insan yorumuna da ulaşılabilir. Böyle bir durumda rengin yani başka bir deyişle farkın kaybolduğu bir insanlıktan söz edebiliriz ki bu bakış bizi romantik bir insanlık söylemine götürebilir. Yaşadığımız zamanda hâlâ varlık ve tanınma mücadelelerinin dünya siyasetinin belirleyici yanını oluşturduğu düşünülürse bu nedenle "renksiz insanlık" tahayyülü bana kalırsa tartışmalı bir yerde duruyor çünkü bu kimlik, sınıf, cinsiyet gibi insanın politik anlamda başkalığını, aidiyetini bir toplam içinde eritmek anlamına gelebilir ki böyle evrensel bir insanlık düşüncesi bizi sorunlu bir bakışa götürebilir.

Alain Badiou’nun, 'Siyah' adlı kitabı Monokl Yayınları tarafından Nihan Çetinkaya çevirisiyle basıldı. Badiou, siyah renginin kültürel politik anlamlarını tartışırken bu rengin temsil biçimindeki sorunları görmemizi sağlıyor. Siyahın içindeki yeşili, mavi gökyüzü içindeki geceyi, matemin içindeki kara mizahı, çocukluk günlerindeki kara tahayyülümüzü, siyahla ilgili icat edilen olumsuz bakış açılarını aşındırıyor, kara kedileri, kargaları, cadıları olumlarken onlara yüklenen siyahla ilgili politik ve felsefi anlamların nasıl oluştuğunu görmemizi sağlıyor.

Tüm yazılarını göster