YAZARLAR

Ahir zaman assolisti: Melike Şahin

Melike Şahin'i tanımlayan doğru tamlama, “ahir zaman assolisti” olsa gerek. Geçmiş zaman assolistlerini aratmayan, bugünün şartlarında çoktan o mertebeye çıkmış ama ilerleyen yıllarda da hep orada bizi bekleyecek bir isim. Gazinolar kapanmasaydı, patronların peşinde koşacağı, dinleyenlerin kapıda kuyruk oluşturacağı isim Melike Şahin olurdu.

Pandeminin birinci yılına yaklaşıyoruz. 11 Mart itibariyle memleketteki ilk vakanın birinci yılını dolduracağız, 14 Mart’ta da evlere kapanmamızın üzerinden bir yıl geçmiş olacak. Salgın tüm hızıyla sürüyor ama yapılan aşılama çalışmaları, geleceğe dair umudu içimizde yaşatmamıza sebep. Salgına yanlış ülkede, daha doğrusu yanlış iktidarda yakalandığımız muhakkak. Art arda gelen tuhaf yasaklar, insanların iş yapamaz hâle gelişleri ve sonrasında yaşanacak olası krizler, önümüzdeki günlerdeki belirsizliği cilalıyor. Böyle zamanlarda müziğe sığınıyoruz ama müzisyenler iş yapamaz durumda olduğu için onların da acısını içimizde hissediyoruz.

Geçtiğimiz bir yıl içinde konserlere gidemedik, canlı yayınlar dışında canlı müzik dinleyemedik ama kimi sanatçılar, bunu (işsizliğe ve parasızlığa rağmen) bereketli bir sürece dönüştürmeyi başardı. Melike Şahin, bunlardan biri. Evlere kapandığımız yılda durmadı; yaptığı canlı yayınlar aracılığıyla sevenleriyle buluştu ve pandemi öncesinde sözünü aldığımız albümü nihayet önümüze koydu. Albümün adı çoktan belliydi: “Merhem”.

Eski söyleşilerinden birinde, şarkılarını, “çok farklı zamanlarda, farklı hislerle yazılmış şarkılar,” diye tanımlayan Melike Şahin, cümleyi şöyle tamamlıyor: “Farklı duygu durumları, farklı hikâyelerle denkleşiyorsun, onlardan besleniyorsun ve hâliyle farklı şarkılar yapıyorsun.” Öncesinde art arda yayınladığı şarkılarla hatırı sayılır bir hayran kitlesini çevresinde toplayan Şahin, “Merhem”de hayranlarını şaşırtmıyor, hayal kırıklığına uğratmıyor.

2019 yılının sonlarında, “memleketin anason kokan şarkıları”nın hikâyelerini anlattığım kitabım “Hayat Dudaklarda Mey”i bitirirken önüme Melike Şahin”in yeni şarkısı düşmüş, “Kimin Izdırabı” adlı bu şahane şarkı, kitaba “Yeni Nesil Son Fasıl” başlıklı bir bölüm eklenmesine sebep olmuştu. O bölümün ilk maddesi “Kimin Istırabı”ydı ve bu maddeyi şu cümleyle bitirmiştim: Yazdığı şarkıları toplayacağı albümün adı belli: “Merhem”. Ancak ne zaman dinleyici karşısına çıkartacağını bilmiyor. Bize kalan, heyecanla beklemek.

Heyecanlı bekleyiş, iki gün önce nihayet son buldu ve 26 Şubat 2021 itibariyle “Merhem” kapımızı çaldı. Öyle bir çaldı ki, o günden beri sadece bu albümü dinliyorum. Şanslıyım, albümü öncesinde dinleme şansına sahip oldum. Belli ki daha uzun süre dinleyeceğim…

“Serim”le başlayan albümde toplam on şarkı var. İlk şarkı, “öncesi”ne selam çakıyor: “Al bir nefes çek göğsümden / Dökülüyor derman sesimden / Uzanmış elim seni bekler / Şimdi tutuştur (tutuştuk) beraber…” Sonrasında gelenler, yeniler. 22 Ocak”ta yayımlanan *Uykumun Boynunu Bükme”, albüm hakkında bir fikir sahibi olmamızı sağlamıştı -ki aşina olduğumuz şeylerdi bunlar: Kendine has arabeskini elektronikle buluşturan, rock’n’roll’dan uzak durmayan, duygularını şarkılarından uzak tutmayan sanatçı, şahane bir bütünü önümüze koydu.

Melike Şahin'i tanımlayan doğru tamlama, “ahir zaman assolisti” olsa gerek. Geçmiş zaman assolistlerini aratmayan, bugünün şartlarında çoktan o mertebeye çıkmış ama ilerleyen yıllarda da hep orada bizi bekleyecek bir isim. Gazinolar kapanmasaydı, patronların peşinde koşacağı, dinleyenlerin kapıda kuyruk oluşturacağı isim Melike Şahin olurdu. Rakip gazino onu kaçırdığına üzülür, Gaye Su Akyol’u, Ceylan Ertem’i ya da Sıla’yı ikna etmeye çalışırdı. Saydığım isimlerin ortak özelliği kendi şarkılarını yazıyor olmaları. Daha önemlisi, her biri farklı bir hattan geliyor ama birbirlerine benzemeden aynı noktada birleşiyor. Gazinoların canlandığı ‘50’li yıllardan son gazinonun kapandığı ‘80’li yıllara uzanan süreçte assolistler aynı şarkıları farklı tarzlarıyla söylerdi. Zeki Müren’in söyleyişi Yaşar Özel’e benzemez, Behiye Aksoy’un tavrı Nesrin Sipahi’den ayrılırdı. Ortaklaştıkları nokta şarkılardı. Günümüzde alaturkanın geri plana düşmesiyle birlikte olası gazinolarda çalışacak isimler, alaturkaya yaklaşan ama kendi şarkılarını yazan bu isimler. Elbette her biri sahnede başkalarının da şarkılarını söylüyor ama var oluşları, kendi şarkılarıyla. Melike Şahin, bu isimler arasında en “alaturka” olanı.

“Merhem”in basın bülteninde, sanatçının tarzı şöyle tanımlanmış: “Bugüne dek alıştığımız Melike Şahin estetiğine; masalsı keyboardlar, kan kaynatan elektro bağlama ve yaylıların eklendiği albümü dinlerken, kendimizi adeta bir Yeşilçam gazinosunda buluyoruz. Sahnedeyse kalp kırıklarının üzerinde korkusuzca yürüyen, direnen ve umudunu asla yitirmeyen vakur bir kadın var. ‘Akdeniz arabesk pop’ olarak tanımladığı bu deneyim, hem yorumculukta yeni keşiflerinden; hem de Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Selda Bağcan, Ümmü Gülsüm ve Fairouz gibi sanatçıya ilham olmuş ustalardan izler taşıyor.” Şüphesiz, “Akdeniz arabesk pop” biraz kafası karışık bir tanımlama olmuş. Şahin’in müziğini tam anlamıyla karşıladığı söylenemez. Yine de, daha iyisi bulunana kadar yerinde bir tanım -ki bu müziği tanımlamaya gerek yok esasen çünkü Melike Şahin, kendi tarzını çoktan yarattı, tavrını ortaya koydu ve bizzat yarattığı bu tavırla çoktan kalplerimize kuruldu.

Şarkılarında bir yanda ‘70’li yılların naifliği var, diğer yanda ‘80’li yılların “sentetik” sound’u. ‘90’lı yılları hatırlatan şarkılar da var albümde; “Öpmem Lâzım”, bunlardan biri. Nazan Öncel’in cüreti ve Sezen Aksu’nun açık sözlülüğü, bizi yekten ‘90’lı yılların naif aşklarına ışınlayan bu şeker gibi şarkıda buluşmuş. Melike Şahin, bu dönemlerden beslenmiş, onlara saygılı selamlar çakmış ama yaptığı, bugünün müziği. Dahası, 2020’li yılların müziğini hazırlayan albümlerden biri olmuş bu. İlerleyen yıllarda dönüp baktığımızda başlama vuruşlarından biri olarak “Merhem”i anacağız. Daha ilk albümüyle bu noktada duran kaç kişi sayabiliriz ki?

Albümdeki bütün şarkılar güzel ama ilk dinleyişte beni çarpan iki şarkı, “Gönlüm Durur Orda” ve “Bedelini Ödedim”. Bunların yanına, daha adıyla aklımı alan “Samatya’da İlk Rakı”yı koyayım ve “ilk üç”ümü açık edeyim. Bunlar, “az zaman var, hadi bir şarkı dinleyelim” dediğimizde uzanacaklarım ama albümü tamamen dinlemeyi tercih ediyorum zira adlı adınca albüm, “Merhem”. Eskiler gibi üzerinde düşünülmüş, kotarılmış ve dinleyiciye bir bütün olarak sunulmuş. Melike Şahin, prodüktörlüğü ve sanat yönetmenliğini üstlenirken yanına şahane bir ekip almış: Mabel Matiz, Emre Malikler, Sabi Saltiel, Uri Brauner Kinrot, Can Güngör, Elif Dikeç, Dijf Sanders, Ahmet Ali Arslan, Alican İpek, Can Aydemir ve Ahmet Gökhan Coşkun, farklı aşamalarda albüme katkıda bulunan isimler. Diva Bebe Records ve Gülbaba Records işbirliğiyle yayımlanan albümün kapağında Oğuzcan Pelit’in, fotoğraflarında Civan Özkanoğlu’nun inzası var.

 Yine basın bültenine döneyim ve şu cümlelerin altını çizeyim: “Melike Şahin içimizdeki melankoliyi aynalayan sesi ve büyülü yorumculuğuyla, bizi kör kuyularımızın ucundaki güneşi fark etmeye, bir iyileşme ihtimalini araştırmaya davet ediyor. Yaralarımızın üzerine örtülen adıyla müsemma bu albüm, ilhamını her şeye rağmen hayatta ve ayakta kalabilme niyetinden alıyor.” Umut, şu anda bize en gerekli olan ve Melike Şahin, “Merhem”le tam da bunu önümüze koyuyor.

Yazının sonuna doğru kitabımdaki maddeye ışınlanayım, orada yazdığım kimi cümleleri buraya alayım. Melike Şahin’in yolunu o dönem kendimce tarif etmiştim; bugüne de uyuyor: Kendi deyimiyle kulağına, kalbine dolmuş seslerden besleniyor Melike Şahin. Babasından yadigâr türküler, çocukluğundan kalan seslerin bir kısmı. Sonrasında iki albümün adını anıyor: Sezen Aksu’nun “Işık Doğudan Yükselir”i ve “Salkım Söğüt” başlıklı toplama. Hikâyesinin klasik olmadığını belirtiyor ve müziğe “beş yaşındayken hediye edilen orgla” başlamadığını söylüyor. Belirleyebildiği bir başlangıç noktası yok. Lise yıllarında Çağdaş Müzik Merkezi’ne devam etmiş, Timur Selçuk’tan şan dersleri almış. Arkadaşlarıyla farklı gruplarda buluşmuş ama bunlar uzun soluklu olamamış. BaBa ZuLa macerası altı yıl sürmüş, sonrasında kendi yolunu çizmiş. Melike Şahin’le yolumun kesişmesi BaBa ZuLa vasıtasıyla. Melik Şah adıyla topluluğun bir üyesi olarak sahne aldığı dönemde birlikte çıktığımız yollar ve çaldığımız konserler, onu tanımama yetti. Heyecanı, “sonrası”na dair bir ipucu veriyordu, yanıltmadı. Attığı adımları uzaktan ama hep heyecanla takip ettim. Bir dönem Kamuran Kolçak adıyla yaptıklarını özellikle… Canlı dinleyemedim ama önüme düşen kayıtlardan neyi kaçırdığımı çok iyi gördüm. Sonrasında kendi adıyla müzik piyasasına çıktı, emin adımlarla ilerliyor. Bir yandan üzerinde bir ürkeklik var. 5 Haziran 2018 tarihli BirGün’de yayımlanan Burak Abatay imzalı söyleşide bunu söylüyor zaten: “Kendi ismimle, kendi yaptığım şarkıları paylaşacak cesareti bulamamışım uzun süredir.”

“Merhem”, önümüzdeki yılları güzelleştirecek albüm. Melike Şahin, çıtayı daha da yükseğe koydu. Bundan sonrasında yapacaklarını heyecanla bekleyeceğiz ama yeni şarkılara kadar bu albümdekilerin tadını çıkartacağız. Ben öyle yapacağım. Kocaman teşekkürlerimi içten bir “hoş geldin”le süsleyeyim, en kısa zamanda konserlerde buluşmak dileğiyle Melike Şahin’e selamlarımı göndereyim.


Murat Meriç Kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. Çanakkale - İstanbul arasında yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı, radyo programları başta TRT, pek çok radyoda yayımlandı; kimi televizyon programlarının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında TRT için Kırkbeşlik adlı televizyon programını hazırladı ve sundu. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006), 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016), Yerli Müzik (bi'bak Berlin, 2018) ve Hayat Dudaklarda Mey / Memleketin Anason Kokan Şarkıları (Anason İşleri Kitapları, 2019) adlı dört kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar'da, arada bir Kafa’da yazıyor; Açık Radyo için hazırladığı Harici Bellek başlıklı program salı günleri 19.30'da yayımlanıyor.