Bir expat* gözüyle Güney Kore

‘Nerelisin?’ sorusuna ‘Türk’üm’ deyince içtenlikle sevinen insanların yaşadığı bir ülke. ‘Biz de Orta Asya’dan geliyoruz, Türklerle kardeş kabileyiz, siz batıya yürüdünüz biz doğuya!’

Eda Karaatlı Rentsch

Yaklaşık 4 sene kadar önce mutlu mesut bir şekilde Münih’de yaşarken, bir akşam eşim eve geldi ve ‘Güney Kore/Seul’de bir pozisyon açıldı’ dedi ve bizim Kore hikayemiz böylece başladı. Eşe dosta ‘Seul’e taşınıyoruz’ deyince de az çok Asya’yı bilenlerin ilk sorusu, ‘Tehlikeli değil mi? Kuzey Kore’ye çok yakınsınız’ oluyor ya da korkutan bir bilgiçlikle ‘Orada köpek yiyorlar!’ diyorlardı.

Kore, bana göre bizim katıldığımız savaştan, Kore gazilerimizden kalan bir isim olarak çok tanıdık bir ülke ismi idi… Hadi, Samsung cep telefonunun, LG televizyonun, Kia ve Hyundai arabaların buradan geldiğini biliyordum ama insanları, coğrafyası ve kültürü hakkında hiçbir fikrim yoktu. Henüz ‘Gangnam Style’ şarkısı da ortalığı kasıp kavurmadığı için, ne Kore’nin müziğe olan düşkünlüğünü biliyordum, ne de mucizevi Kore kozmetiklerini ya da çok büyük estetik cerrahi cenneti olduğunu…

Seul’de yaşıyoruz şimdi; burada herkes kendi zevk ve ihtiyaçlarına göre yaşadığı yeri keşfediyor. Biz de Seul’u didik didik dolaşmadan önce ülkenin farklı bölgelerine gittik. Seul’den Busan’a arabayla gitmek (trafiğe bağlı) 5-6 saat, hızlı trenle 3,5 saat, bisikletle 3 gece 4 gün… Korelilerin çok övündükleri Jeju Adası da, uçakla Seul’den 45 dakika… Güney sahilinden gemiyle de geçmek mümkün. Daha çok Çinli turistler için yapılmış farklı eğlence parklarıyla dolu bir ada… Yazları Koreli ailelerin de ve özellikle yeni evlilerin balaylarını geçirdikleri bir yer. Öyle popüler ki şu aralar, dünyanın en çok uçak trafiği olan havaalanına sahip… Biz de farklı bölgelere giderek yaşamak için Seul’u seçtik.

Jeju Adası - Bu adada volkanik bir dağ var, siyah domuzlar, ciddi tüpsüz derine dalıp midye çıkaran kadınlar, plajlar, yeni evliler için bir seks heykel parkı, yeşil çay plantajı, muhteşem doğası

Jeju Adası – Bu adada volkanik bir dağ var, siyah domuzlar, ciddi tüpsüz derine dalıp midye çıkaran kadınlar, plajlar, yeni evliler için bir seks heykel parkı, yeşil çay plantajı, muhteşem doğası

 

Bu arada Seul’un telaffuzunu doğru yapan en nadir ülkelerden biriyiz; ‘SOOL’, yani ‘SEUL’ değil! ‘Yağmurlu mevsim’ dedikleri Temmuz ayında, şehre taşındığımda gördüğüm tek şey, koskocaman ve mosmodern bir kent olduğuydu! Kuzeyden güneye 30.3 km, batıdan doğuya da 36.78 km büyüklüğü olan bir alana 15 milyon civarı insan sığdırmışlar. Kıyaslama olsun diye söylüyorum, İstanbul 2004 itibari ile bir uçtan diğerine 270 km. ve nüfusu neredeyse 18 milyon! Nüfustan dolayı Seul’un her tarafı çok katlı apartmanlarla, sokakları vızır vızır arabalarla ve insanlarla dolu. Münih’teki küçük şehir sakinliğinden sonra, gece bile uyumayan Seul’un enerjisi bambaşka… Şehrin ortasından geçen ‘Han nehri’, bu hareketlilik, sokaktaki genç insanların çokluğu İstanbul’u anımsatıyor. Bu yüzden havaalanına indiğimde ilk hissettiğim ‘Burayı tanıyorum! Evime mi geldim?’ duygusu, insanlarla tanışıp konuştukça, şehri keşfettikçe daha da pekişti. ‘Nerelisin?’ sorusuna ‘Türk’üm’ deyince, içtenlikle sevinen insanların yaşadığı bir ülke burası!… ‘Biz de Orta Asya’dan geliyoruz, Türklerle kardeş kabileyiz; siz batıya yürüdünüz, biz doğuya!’

Jeju Adası'nın siyah kayalıkları

Jeju Adası’nın siyah kayalıkları

Türkçe’nin Ural-Altay dil ailesinin Altay kolundan geldiğini biliyordum ama Korece ve Japonca’nın da Altay köküne bağlı olduğunu burada öğrendim. Korelilerin bu yarımadaya gelişleri aşağı yukarı 2 bin küsur yıllık bir süre… Buranın MÖ. 2333 yıllında ilk Kore eyaleti Gojoseon olarak, efsanevi Dan-gun tarafından kurulduğu söyleniyor. Müzelerinde Altaylardan Şaman olarak atlarıyla buraya geldiklerini gösteren belgeler var. Çok uzun zaman Çin’in etkisi altında kaldıktan sonra, 1400’lü yıllarda bir kral, ‘bu ülkede herkesin okumayı yazmayı bilmesi gerek’ düşüncesiyle kendi alfabesini yapmış; Hangul… Nasıl okunduğunu öğrenmek gerçekten çocuk işi ama konuşmaya başlayıp hele konuşulanı anlamak için oturup ciddi anlamda ders çalışmak gerekiyor.

kore-3

.

GENÇ YAŞLI HERKES YÜRÜYOR

Havaalanından çıkar çıkmaz inanılmaz bir renk cümbüşünün içine düştüm. Sonbahar burada bir harika! Kore dağlık bir ülke. Şehirler kompakt bir şekilde yukarı doğru yapıldığı için şehirlerarası yollar sonbahar ve ilkbaharda muhteşem renklerden oluşan bir seyir yerine haline geliyor. İlkbaharda kiraz çiçeklerinden hemen sonra dağ taş rengarenk açelyalarla süsleniyor. Ben bu kadar çok açelyayı bir arada başka hiçbir yerde görmedim. Sonbaharın altınsılığı ve kırmızılığı ise haftalarca sürüyor.

Ülkenin her yanına yayılmış yürüme parkurları hafta sonları pek çok kişinin şehrin stresli hayatından kaçıp nefes alabildiği yerler… Seul’un büyük lüksü ise yüksek tepelerle çevrili olmasına rağmen şehrin güney ve kuzeyi metro ile gidilebilecek mesafede… Harika yapılmış yürüyüş yolları -kar ve sağanak yağış dışında- neredeyse her gün her yaştan sportif insanla dolu. Her yaş dedim ama özellikle turp gibi 60 yaş üzerindeki amca ve teyzelerden bahsetmek istiyorum. 15-20 yıl kadar önce hükümet, televizyondan halka seslenerek ‘çıkıp dışarıda yürüyün çok sağlıklı’ demiş. O gün bugündür, bu teyze ve amcalar her gün dışardalar… İlk geldiğimizde biz oflaya puflaya yokuş yukarı yürümeye çalışırken yanımızdan koşarak geçen amcaları gördükçe nasıl utandığımızı anlatamam…

Haeundae Plajı - Busan

Haeundae Plajı – Busan

Kore mutfağı et ve pirinç ağırlıklı olmasına rağmen sebze de çok kullanıyorlar. Ekmek, süt ürünleri yeni yeni gelmiş, bu aralar moda olan yiyecekler. Zaten herkes en az 10 yaş daha genç görünüyor. Bir nedeni de tabii güneşten köşe bucak kaçmaları… Bu yüzden burası bir yarımada olmasına rağmen, pek çok Koreli yüzme bilmiyor.

Burada uzun zamandır yaşayan Alman bir arkadaşım ‘Koreliler kazanamayacakları sporları yapmaz ‘ demişti. Son yıllarda bir beysbol hastalığı başladı. Henüz uluslararası kayda değer bir şey yok ama birden bire ülkede ciddi beysbol oynayan takımlar var. Golf tamamıyla bambaşka bir durum. Hem ülke harika golf sahalarıyla dolu hem de özellikle kadınlar uluslararası yarışmalarda başarılar sağlıyorlar. Son yıllarda bisiklete olan ilgi de giderek artıyor. Seul/Busan arasında yaklaşık 600 km’lik bir bisiklet yolu var mesela, yemyeşilmiş. O turu yapan bir arkadaşım ‘Öyle bir doğadan geçiyorsun ki sanki yüzüklerin efendisinden çıkmış gibi!’ diye anlatmıştı. Tekvandoyu saymıyorum zaten, onu herkes biliyor.

kore-4

BAZILARI HRİSTİYANDAN DAHA HRİSTİYAN

Kore halkının çoğunluğu Budist ama Asya kıtasında baktığımızda yüzde 30 gibi bir oranla en çok Hristiyan’ın olduğu ülke Kore… Her taraf kilise dolu. Bunların bir kısmının adı ‘Hristiyan’ göya ama aslında uyguladıkları tamamıyla ne olduğu belirsiz bir şey… Hristiyan’dan daha Hristiyanlar ama! Koreli bir arkadaşım ‘Koreliler bir şeyi yapmaya karar verdiklerinde sonuna kadar yaparlar. Mesela daha evvel dünyada en çok tecavüzün olduğu ülkeydik. Hükümet bunun önüne geçmeye karar verdi ve hakikaten bugün Kore, kız çocukları ve genç kızlar için en güvenli ülkelerden biri…’ Cezalar çok ağır, her taraf kamera dolu. Yakalanmamak mümkün değil!

Kore ile Japonya arasında asırlardır bir düşmanlık var. Tüm ülkede çok eski tarihi eserin kalamayışının bir nedeni asırlardan beri durmadan süregelen savaşlarda her yerin yakılıp yıkılması… Japonlar en son 1910 -1945 arası Kore’yi kolonileştirmişler ve bu zaman içerisinde ülkeyi ve şehirleri sadece fiziksel olarak değiştirmemişler, bunların yanında psikolojik bir takım yaptırımları da olmuş. Mesela en önemli sarayın bahçesine yeni binalar yapıp önünden tramvay geçirmek, tramvayla geçerken herkesi ayağa kaldırtıp yeni binayı selamlatmak, insanlara Japonca adlar vermek, şehrin enerjisini değiştirmek üzere Koreliler için önemli olan tapınakları başka yerlere taşıtmak… Belki de bu yüzden Kore, Budizm’i ve Japon Zen düşüncesi birbirine yakın olduğu için insanların inat olarak Hristiyanlığa yöneldiğine dair bir teori var. Bugün hala dikkatli bakıldığında aslında günlük hayatta Şamanizm’in de çok yaygın olduğunu görüyoruz.

Gyeonghuigung Sarayı

Gyeonghuigung Sarayı

 

DÜNYANIN EN MUTSUZ ÇOCUKLARI BURADA YAŞIYOR

Bu kültürün dışardan ilk bakıldığında gerçekten anlaşılması zor ama yaşadıkça gitgide insanı rahatsız eden bir yanı, eğitime verdikleri inanılmaz ve tuhaf önem… Bir çocuğun bir aylık eğitim masrafı, etüt, özel öğretmenler vs, neredeyse 2.000 USD. Çocukları sabahtan öğlene kadar normal okula gönderiyorlar, sonra okul konularının tekrar edildiği başka bir okula… Sabah evden 6-7 civarı çıkıyorlar, eğer şanslılarsa gece yarısından önce dönüyorlar. Dünyanın en mutsuz çocukları ne yazık ki Kore’de yaşıyor. Bu kesinlikle benim fikrim değil uluslararası bir araştırmanın sonuncu… Üniversite mezunu oranı yüzde 95! Neredeyse herkes üniversite mezunu olduğu halde, burası dünyadaki en çok üniversite mezununun işsiz olduğu ülke. Zaten mesele herhangi bir üniversiteye gitmek değil, en iyisine gitmek. İlk 10’dakilere… Her anne baba çocuğunu bu okullara göndermeye çalışıyor, paralanıyor. Burada yaşayan yabancılar çocuklarını uluslararası okullara gönderebiliyor ama Korelilere yasak. O okullarda bu durum bir parça daha iyi olmasına rağmen yine de müthiş bir rekabet var. En yüksek not 100 diyelim, 96 alan çocuğa ‘daha çok çalış’ diyorlar.

Konuşulmayan tabu konulardan bir tanesi de intihar vakaları. Pek çok genç bu baskının altından ne yazık ki kalkamayıp intihar ediyor. Mali durumu müsait olanlar çocuklarını yurt dışında okumaya gönderiyor. ABD, Kanada ilk tercihler, daha hesaplı ve yakın ama 3’üncü seçenek genelde Filipinler. Bu sefer de jenerasyon arası kültür krizi yaşıyorlar. Madalyanın öbür yüzü ise, Seul Ulusal Üniversitesi’nin dünya sıralamasında 35’inci sırada yer alması… Almanya’dan sıralamaya giren ilk üniversite sadece 60’ıncı sırada… Türkiye’den ilk 200’ün içinde bile değil! Kore’nin bugün dünya ekonomisindeki başarısı Türkiye’yi çoktan kat kat geçti.

ÇOK KATI BİR KAST SİSTEMİ MEVCUT

Genel anlamda hayat yabancılar için rahat. Hong Kong ve Şangay’a giden arkadaşlarım ‘Kore’deki kolay yaşamı özlüyoruz’ diyorlar. Buna rağmen burada da büyük bir sınıf farkı durumu mevcut. Koreli bir arkadaşım buradaki sınıf bilinci ve ayırımın Hindistan’daki kast sisteminden daha katı olduğunu söyledi. Hangi aileden gelindiği, hangi üniversiteden mezun olunduğu ve yapılan meslek çoğu zaman (yeni) zengin olmaktan daha önemli. Paranın bu anlamda ilk planda olmaması farklı sistemlerde büyüyen yabancıların bu kültürü anlamasını zorlaştırıyor.

Lotte Kulesi

Lotte Tower

 

İnternet çok hızlı ve neredeyse her yerde internete bağlanılabilecek imkan var. Biraz karmaşık ama saat gibi çalışan bir metro sistemi var. Pek çok yabancı ürünü bulabilmek mümkün ama çok pahalı… Bu arada ilk kez bu yıl nisanda açtıkları 555 metre yüksekliğindeki ‘Lotte Tower’dan, yani Asya’nın 3’üncü, dünyanın 5’inci ve ülkenin en yüksek binasından bahsetmeden olmaz! Ülkenin tarihine bakınca, 1988’de sokakta yabancı marka sigara içenlerin ya da mini etek giyen kadınların tutuklandığı yerden, bugün geldikleri yer arasında fersah fersah mesafe ve fark olduğunu görüyoruz. Tabii 1988 Yaz Olimpiyatları’nın burada yapılmış olmasının da bunda çok büyük etkisi olduğu söyleniyor. Gelecek sene de Güney Kore, 2018 Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Göründüğü kadarıyla da altından başarıyla kalkacağa benziyorlar.

THY 10-11 saatte direkt uçuyor. Gezilecek yerler için şu linki tavsiye ederim:

http://english.visitkorea.or.kr/enu/index.kto


* Expat, çok uluslu şirketlerin, kendi ülkesi dışında görevlendirdikleri çalışanlar için kullanılıyor.