Diktatörü, kapatmayı 'unuttuğu' televizyon kanalı devirdi

Kanal N o kadar küçüktü ki, Montesinos'un kadrajına girmemişti. Ve bu sayede, Peru'nun kaderini bir gecede değiştirdi. Protestolar kesilmeyince önce Montesinos, ardından da Fujimori ülkeden kaçtı. Kanal N, İngiliz tarihçi Timothy Garton Ash'in deyimiyle bir 'çağlayan etkisi (cascade effect)' yaratmış ve sistemi derinden değiştirmişti.

Beril Köseoğlu  bkoseoglu@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Yıl 2000. Peru Devlet Başkanı/diktatörü Alberto Fujimori, üçüncü kez seçilmiş. Seçimlerde hile yapıldığına, yolsuzluğun alıp başını yürüdüğüne dair iddialar yaygın. Başkanlık sarayının önünde protesto gösterileri düzenleniyor. Fakat başkanın yönetimini denetleyecek ve sonsuz yetkisini frenleyecek bir demokratik kurum kalmamış.

‘Dördüncü kuvvet’ medyaya gelince… Fujimori’nin sağ kolu, hatta bazılarınca yönetiminin beyni olan Vladimir Montestinos sistematik bir rüşvet ağıyla medyayı neredeyse tamamen kontrol altına almış: Borç içindeki Kanal 2, 4, 5,9 ve 13 ‘para karşılığı haber’ sistemiyle Montesinos’a bağlı; Kanal 10 da gizlice ordu tarafından satın alınmış. Ülkede ayakta kalmış tek bağımsız televizyon kanalı, nüfusun sadece yüzde 5’ine ulaşabilen Kanal N.

‘ÇAĞLAYAN ETKİSİ’

Kanal N o kadar küçüktü ki, Montesinos’un kadrajına girmemişti. Ve bu sayede, Peru’nun kaderini bir gecede değiştirdi. 14 Eylül 2000’de kanalda yayınlanan görüntülerde, Montesinos muhalefet lideri Alberto Kouri’ye Fujimori’nin partisine geçmesi için rüşvet veriyordu. Kasetlerin arkası kesilmedi; istihbarat şefi, sayısız medya yöneticisine, yargıca, savcıya, milletvekiline rüşvet verirken görüntülenmişti. Amaç, Fujimori’ye desteğin sürmesini temin etmekti. Görüntülerse, ileride şantaj amaçlı kullanılmak üzere bizzat Montesinos tarafından alınmıştı. Fakat bu sızıntı otoriter yönetimin sonunu getirdi.

Protestolar kesilmeyince önce Montesinos, ardından da Fujimori ülkeden kaçtı. Kanal N, İngiliz tarihçi Timothy Garton Ash’in deyimiyle bir ‘çağlayan etkisi (cascade effect)’ yaratmış ve sistemi derinden değiştirmişti.

‘İLLA DEVRİM OLMASI GEREKMİYOR’

Peru örneğini bize hatırlatan Ash, ABD’den Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün tartışıldığı bir dönemde, Bilim Akademisi’nin yıllık konferansı için geldiği İstanbul’da bir grup gazeteciyle bir sohbet toplantısında bir araya geldi. İfade özgürlüğü alanında sayısız makalesi ve bir de kitabı bulunan İngiliz akademisyenle, otoriter yönetimlerde ifade özgürlüğünün nasıl savunulabileceğini, hükümetlerin halkın talepleriyle nasıl ‘uzlaştırılabileceğini’ konuştuk.

Ash, dört parametre sıraladı: Sosyal medya; en az bir geleneksel medya kuruluşu (ideal olarak televizyon); halkın fiziksel varlığı (yani eylemler); ve iktidar yapısında ödün verme isteği gösterebilecek olan kişiler. İngiliz tarihçi, “İlla bir devrim, kökten değişim olması gerekmiyor” vurgusunu yaparak, bu dört parametrenin bileşimi sayesinde ifade özgürlüğü alanının korunabileceğini söyledi.

‘HAYIR DİYENLER 35 DERECE EĞİMDE FUTBOL OYNUYOR’

Ash’in, bir dizi medya kuruluşunun kapatıldığı, ülkenin en ünlü yazarı Orhan Pamuk’un ‘Hayır’ dediği söyleşisinin Hürriyet gazetesi tarafından yayımlanmadığı bir ortamda referandumda ‘Hayır’ı savunan kesimin propaganda koşullarını ’35 derece eğimli bir sahada futbol oynamaya’ benzetmesi de dikkat çekiciydi.

‘TÜRKİYE BİR YIL AB’DEN BİR ŞEY BEKLEMESİN’

İngiliz tarihçi, ‘milliyetçi popülizmin’ dünya çağındaki yükselişini de 1930’lara benzetti, “O dönemde de, hem kapitalim, hem demokrasi, hem de Avrupa krizdeydi. Bu açıdan bir benzerlik söz konusu” dedi. Ash, 2017’de başta Almanya ve Fransa olmak üzere bir dizi Avrupa ülkesinde seçim düzenleneceğini de hatırlatarak, Türkiye-AB ilişkilerinde kısa vadede yeni bir gelişme beklemenin gerçekçi olmayacağını söyledi.



Fujimori kimdir?

  • Fujimori, destekçilerine göre Peru’yu terör ve ekonomik çöküşten kurtarmış bir politikacı olsa da, muhaliflerinin gözünde iktidardaki gücünü sağlamlaştırmak için demokratik kurumların denetimini ortadan kaldıran, IMF politikalarıyla gelir eşitsizliğinin derinleşmesine yol açan otoriter bir tek adamdı.
  • Ziraat mühendisi olan Fujimori, 1990 seçimlerinde ünlü yazar Mario Vargas Llosa’ya rakip olarak girdiği devlet başkanlığı seçimlerini sürpriz biçimde kazandı. Radikal bir serbest piyasa ‘açılımı’ yaptı; devlet şirketleri özelleştirildi. Bu şok terapisi zengin ve yoksul kesim arasındaki gelir uçurumunu artırdı ancak 1990’ların ikinci yarısında rakamlara ekonomik büyüme olarak yansıdı.
  • Fujimori, bir yandan da Maocu ‘Aydınlık Yol’ ve Marksist-Leninist Tupac Amaru Devrimci Hareketi’ne karşı operasyonlarla destek oranını artırmaya çalışıyordu. Ancak ‘terörle mücadele’ adı altında sadece terör örgütleri değil, sol ve demokratik muhalefet üzerindeki baskıyı da giderek sıkılaştırması tepki çekiyordu.
  • 1992’ye gelindiğinde tarihe ‘Fuji-darbe’ adıyla da geçecek hamlesini yaptı: ‘Terörle mücadele’yi gerekçe gösterip ordunun da desteğini alarak bir ‘başkanlık darbesi’ yaptı; Kongre’yi feshedip yargıyı tasfiye etti.
  • Kongre’nin yeniden tesis edildiği 1995’teki seçimleri de ezici çoğunlukla kazandı. 2000’e gelindiğiyse, yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmış, ülkede özgür basın neredeyse sıfırlanmıştı. İstihbarat servislerini muhalifleri izlemek için kullanmakla suçlanıyordu. Bu yıl düzenlenen seçimleri protesto gösterilerinin ve oy sayımında hile yapıldığı iddialarının gölgesinde, kılpayı kazandı.
  • Kanal N ise işte bu seçimlerden sonra devreye girdi. Montesinos’un rüşvet görüntüleri bir bir ortaya çıkarken, Fujimori ailesinin memleketi Japonya’ya kaçmak zorunda kaldı. Faks yoluyla gönderdiği istifa mektubu Kongre tarafından kabul edilmedi; yolsuzluk ve insan hakları suçlamasıyla hakkında azil süreci başlatıldı.
  • Fujimori 2005’te Şili’de yakalandı; 2007’de iade edildiği Peru’da yargı önüne çıkarıldı. İktidarı suistimal etmekten altı yıl, insan hakları ihlallerinden 25 yıl hapis cezası aldı.