YAZARLAR

Yoksulun ekmeğini yemek

Hemen bütün 20. yüzyıl boyunca sermaye, iş, iktidar sahipleri, aşağıdakilerden gelen ya da onlara yönelik her tür itirazı, hak talebini düzen bozucu olarak değerlendirdiler. “İstismarcı, tembel, aylak, bedavacı, huysuz – haset takım” diyerek parmak salladılar kendilerine karşı çıkanlara: Yoksulluk edebiyatı yapmayın! 21. yüzyılda, yoksulluk edebiyatını zenginler ve iktidar sahipleri yapıyor. Yoksullara seslenen, onlara yaslananlar hem iktidar, hem servet sahibi oluyor.

Sakarya Türküsü’nden mülhem bir türkü söylenip duruyor memlekette yıllardır. İş görüyor. Daha ne kadar görür meçhul ama buradan dünyanın dört bir yanına yayıldığı apaçık bir gerçek.

Denebilir ki Türkiye’nin 21. yüzyıldaki gerçek anlamda tek küresel ihraç ürünüdür Sakarya Türküsü.

İngiltere’de de, eski sömürgesi Hindistan’da da alıcısı var. Her iki ülkede söyleyeni de, seveni de, dinleyeni de çok, çoğunlukta. Amerika Birleşik Devletleri’nde de, “arka bahçe” –yani sömürge- Brezilya’da da öyle. Polonya’da, Macaristan’da da…

Bu kadar yaygın, bu kadar etkili olsa da türkünün ne yazık ki memlekete tek kuruşluk getirisi yok. Yeni nesil bir avuç muktedir dışında dünyaya da bir yararı yok. Zararı çok. Çünkü tahrif ediliyor türkü, tek bir dizesi sloganlaştırılıyor burada ve her yerde:

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

Necip Fazıl Kısakürek’in 1949’da yazdığı Sakarya Türküsü’nün yukarıdaki dizesi, ondan asla ve kat’a haberi olmayan Arlie Russell Hochschild’in 2016’da yayımlanan kitabının da adıydı: Öz Yurdunda Yabancı.

Yurdum Gerçeğini Keşfedenler

Önemli bir sosyolog Hochschild. Duygular sosyolojisi alanında çalışmalarıyla tanınıyor, “duygusal emek” kavramını literatüre kazandırmış. Yetmiş yaşında Amerika’nın önde gelen üniversitelerinden UC Berkeley’den emekli olduktan sonra ülkedeki siyasal, ekonomik, toplumsal kamplaşmayı anlamak için sahaya çıkmış.

Yüksek öğrenimli, çevreye duyarlı, organik beslenen üst tabakadan, elitlerden ve Demokratlar’dan tiksinen; siyahiler, Latinolar, Çinliler, Ortadoğulular, Müslümanlardan daha da tiksinen; düşük eğitimli, obez, kürtaj karşıtı, silahı ve İncil’i elinden bırakmayan, çevre ve hava kirliliğinden kaynaklanan hastalıklarla boğuşan asıl Amerika’ya yolculuk yapmış Hochschild. Beş yıl boyunca onlarla oturup kalkmış, yaşamış.

2016’da yayımladığı kitap onların gerçekliğini, hissiyatını taşıyor: Öz Yurdunda Yabancı.

Çevresindekiler, hatta kendisi dahil çoğunluk pek de ihtimal vermezken Trump Amerikan başkanı seçildi o yıl. Sürprizin kaynaklarını konu edinen Hochschild’in kitabı best – seller oldu.

Bizde 1990’lardan itibaren yerelde, 2000’ler itibarıyla hem yerel, hem “totalde” iktidarı getiren damarı keşfetmişti Trump. Kelimenin gerçek anlamıyla “avam” denenlere sesleniyor, onlara yaslanıyordu.

“Yoksulsunuz, niye olduğunu biliyorsunuz: Onlar yüzünden. Çok iyi tanıyorsunuz onları: Memleketin kaymak tabakası... Onlar tepede, viskilerini yudumluyor, aşağıdasınız ve aşağı görüyorlar sizi. Öz yurdunuzda garip, öz vatanınızda paryasınız” diyordu Trump.

Kaymak tabaka seçkinlerden başlayan haklanacaklar listesi, memleketi işgal eden Meksikalılara, dünyayı saran, sanayiyi mahveden Çinlilere, terörist Ortadoğulu ve Müslümanlardan, dünya sermayesinin komplocusu Yahudi Soros’a dek uzanıyordu.

Yoksullar için duygu edebiyatı

Trump ve onunla aynı yoldan giden, vatan, millet, din, devlet söylemlerini öne çıkartarak iktidar sahibi olanlar siyasal literatürde “sağ popülist liderler” olarak adlandırılıyor. Pek doğru, yeterli bir tanım değil bu. Popülizmin ötesi; avamın yeniden inşası, çoğaltılıp sırtının sıvazlanması var işin içinde. 1970’lerin popüler ve popülist şarkısı Tamirci Çırağı’nın deforme edilmiş nakaratı yürürlükte. Cem Karaca’nın şarkısında düzen gerçekliğinin keder ve çaresizliğiyle sesleniyordu usta uzaktan:

İşçisin sen işçi kal

Şimdi tüm aşağıdakilere, dünya ahalisine yerelde ve genelde Sakarya Türküsü söyleniyor.

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

***

Hemen bütün 20. yüzyıl boyunca sermaye, iş, iktidar sahipleri, aşağıdakilerden gelen ya da onlara yönelik her tür itirazı, hak talebini düzen bozucu olarak değerlendirdiler. “İstismarcı, tembel, aylak, bedavacı, huysuz – haset takım” diyerek parmak salladılar kendilerine karşı çıkanlara: Yoksulluk edebiyatı yapmayın!

21. yüzyılda, yoksulluk edebiyatını zenginler ve iktidar sahipleri yapıyor. Yoksullara seslenen, onlara yaslananlar hem iktidar, hem servet sahibi oluyor. İngiliz gazeteci George Monbiot’un deyişiyle aşırı zenginler yoksulların oylarını alma yolunu keşfetti. 

Zenginler ve onların profesyonel sözcüleri, yoksullara yeni tür bir yoksulluk edebiyatı yapıyor 21. yüzyılda. Ekonomiyi değil, sonuçlarını, yarattığı hissiyatı işaret ediyorlar. Hochschild’in saptadığı üzere yoksulluktan daha yakıcı olarak yaşanan yoksunluklar, duygu dünyaları, oraya seslenenlere, oraya yaslananlara iktidar getiriyor.

Dünyanın “hit” listesinde Sakarya Türküsü. Boşuna değil. Üstadın muhteşem deyişi bütün zamanlarda, dünyanın her yerinde geçerli:

Vicdan azabına eş, …

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

***

Değişmesi için evet, vicdan lazım bize.

 

 

 


Zeki Coşkun Kimdir?

Uluslararası İlişkiler dalında yüksek lisans ve doktora yaptı. Uzun yıllar yayın ve iletişim sektöründe çalıştı. Cumhuriyet ve Radikal’de köşe yazarlığı yaptı. Kültür, sanat, edebiyat alanlarında eleştiri, inceleme ve araştırmalar yayımladı. Radyo programları hazırladı, sergiler düzenledi. MSGSÜ Fen Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi. Bilgi Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi’nde ve özel eğitim kurumlarında dersler, seminerler verdi. Uluslararası Pen Yazarlar Derneği ve Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği (AICA) üyesidir. Yayınlanmış kitapları: Öteki Sivas (1995), Kılıç Artığı (2000), Ay Olsun Aynam (2004).