Yoğun bakım hemşireleri anlatıyor: Bir yatak en fazla yarım saat boş kalıyor

Covid–19 ile mücadelede yoğun bakım çalışanları büyük mücadele veriyor. Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneği Başkan Yardımcısı Aycan Kelez Yayık, yoğun bakımlarda ölüm oranının yüzde 50’lere çıktığını anlatırken “Nisan ayından daha kötü durumdayız. Bir hemşire 4-5 hastaya bakıyor” dedi. Ankara’da çalışan bir yoğun bakım hemşiresi bir yatağın en fazla yarım saat boş kaldığını anlatırken bir diğer hemşire, “Yoğun bakıma 10 hasta geliyorsa birini çıkardığımız zaman mucize hissediyoruz” dedi.

Google Haberlere Abone ol

ANKARA - Türkiye’de ilk korona virüsü vakasının tespit edildiği 11 Mart’tan bu yana yaklaşık 8.5 ay geçti. Bu süreçte 14 binin üzerinde kişi hayatını kaybederken hasta sayısı 500’i bini aştı. Covid–19 ile mücadelede en ön safta görev yapan sağlık çalışanları, ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgide insanları hayatta tutmak için yoğun bir mücadele veriyor.

Özellikle son dönemde artan vaka sayıları ve ölüm oranlarındaki yükseliş, gözleri yeniden yoğun bakım ünitelerine çevirdi. Sağlık Bakanlığı’nın korona virüsü tablosuna göre yoğun bakım servisleri yüzde 71 oranında doluluk gösterirken, Türk Tabipleri Birliği ve sağlık çalışanlarına göre bu oran yüzde 100’e yaklaştı. Bu dönemin en ağır yükünü taşıyan sağlık çalışanları, yoğun bakım ünitelerinin durumunu ve bu süreçte yaşadıkları zorlukları anlattı.


'YOĞUN BAKIMLARDA YÜZDE 100’ÜN ÜZERİNDE BİR KAPASİTEYLE MÜCADELE VERİYORUZ'


Ameliyathanelerin yoğun bakım ünitelerine dönüştürülmesinden bu yana tam kapasitenin üzerinde çalıştıklarını ifade eden Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneği Başkan Yardımcısı Aycan Kelez Yayık, “Yoğun bakım doluluk oranları yüzde 71 olarak gösteriliyor ama İstanbul için bu oranın üzerinde bir kapasite ile çalışıyoruz. Biz mevcut Covid–19 hastaları için ayırdığımız yoğun bakımları doldurduk ve üzerine ek yataklar açtık. Yatak kapasitesinin artırılmasına rağmen hala yetemiyorsak yüzde 100’ün üzerinde kapasite ile mücadele veriyor demektir” diyor.


'YOĞUN BAKIMDAKİ KORONA VİRÜSÜ HASTALARININ YÜZDE 50’Sİ ÖLÜYOR'


İstanbul’da korona virüsü salgınındaki tırmanışı “Mart-nisan ayından daha kötü durumdayız” sözleriyle anlatan Aycan Kelez Yayık şunları söyledi:

“Şu an benim çalıştığım hastanede yoğun bakımda olan korona virüsü hastalarının yüzde 50’si ölüyor. Salgının başlarında yüzde 30’larda seyrediyordu ama şimdi yüzde 50’lere çıkmış durumda. Bu süreçte yoğun bakım hemşireleri ciddi anlamda yoruldu ve yıprandı. Çünkü çok daha fazla hastaya bakmak durumunda kalıyoruz. Standartlarda bir hemşirenin 2 hastaya bakması gerekirken, şimdi 4-5 hastaya bakıyor. Bir korona virüsü hastasına en fazla 12 saat bakmak gerekirken 24 saat çalıştıran hastaneler var.


Aynı zamanda artan hasta sayısı nedeniyle yoğun bakımda görevlendirilen hemşireler oldu ama hiç tecrübeleri yok. Hiç tecrübesi olmayan hemşireye bir anda hasta verilemeyeceği için mevcut yoğun bakım hemşiresi bir de yeni hemşirelerin eğitimini sağlıyor. Ciddi anlamda tükenmişlik söz konusu. Sağlık Bakanlığı ağustos, eylül, ekim ödemelerini 3 ay tavandan yapılacağını açıkladı ancak üniversite hastaneleri bundan yararlanamadı.”


'BİR YATAK EN FAZLA YARIM SAAT BOŞ KALIYOR'


Türkiye’nin eylül ayında en çok vaka artışının yaşandığı kentler arasında yer alan Ankara’da salgının seyri İstanbul’a oranla düşse de yoğun bakım kapasitesi açısından kriz devam ediyor. Ankara’da büyük bir kamu hastanesinin yoğun bakım ünitesinde görev yapan bir hemşire, birbirlerini “Bu savaşın askeri biziz” diyerek motive ettiklerini, ancak ölen her hasta ile tünelin ucundaki ışığı kaybettiklerini ifade ederek şunları söylüyor:

“Bizim bizden başka gücümüz kalmadı. İlk etapta malzeme eksikliğinden yakınıyorduk ama şimdi yaşadığımız süreç o kadar zor ki bu sorun devede kulak kalıyor. Yoğun bakımdan devamlı hayatını kaybeden insanları çıkarmaktan yorgun düştük. Bir hastanın iyileşmesi için çok yoğun emek harcıyoruz; ama kaçınılmaz sona geldiğimizde hepimizde bir yas hali oluşuyor. Her vefattan sonra tünelin ucundaki ışığı daha da kaybediyoruz. Bir yatak en fazla yarım saat boş kalıyor.”


'ÖLÜMDEN ÖNCEKİ SON SAHNENİN TANIKLARI OLDUK'


“İnsanlar, hastaların burada ne yaşadıklarını görse bırakın dışarı çıkmayı balkondan bakamazlar” diyen hemşire Covid-19 hastalarının ölmeden önce yaşadıkları zorlukları ağlayarak şöyle anlatıyor:

“Hastalar son evreye geldiklerinde onların boğularak öldüklerine şahitlik ediyoruz. Hastanın nefessiz kalmaktan gözlerinden gelen yaşları siliyoruz. Durumu kötüye giden hastalara müdahale edip kalp masajı yaparken bir anda ellerimiz kan içinde kalıyor. Yaşamaları için emek verdiğimiz o hastaların ölümlerine şahit olmak, onlara yardım edememek çok büyük bir travma. Ben 12 saat çalışıp 24 saat dinleniyorum ama hastaları kaybettiğimiz o son anlar aklıma kazanmış gibi hiç çıkmıyor. Bizler ölümden önceki son sahnelerin tanıkları olduk. Her boş anımızda bu yaşadıklarımız gözümüzün önünden geliyor. Artık insanlara umut verirken bile kendi gücümüzden veriyoruz. Hastaların durumları her geçen gün daha da kötüleşiyor.”


'EN ÇOK DOKUNMAYI ÖZLEDİM'


Pandemi sürecinde en çok sevdiklerine dokunmayı özlediğini belirten sağlık çalışanı, “İnsanların birbirine dokunması kadar masum bir durum bizim için özlem oldu. Pandeminin başında iki ay yurtlara yerleştirildik ama sonrasında çıkarıldık. Şimdi ailemle birlikte yaşadığım eve giderken iki vasıta değiştirmemek için borç altına girdik. Evde de bırakın onlara sarılmayı en fazla 15 dakika aynı odada durabiliyorum, o da maskeli. Yemek masasının en uzak köşesine oturuyorum. Sonra da odama giderek uyumaya çalışıyorum” diye konuşuyor.


'YOĞUN BAKIMDA AZRAİL DOLAŞIYOR GİBİ, MORG SÜREKLİ DOLU'


Diyarbakır’da bir kamu hastanesinin yoğun bakım servisinde görev yapan bir sağlık çalışanı da ameliyathanelerden yanık servislerine kadar her yerin Covid–19 ünitesine çevrildiğini ifade ederek yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Ameliyathanenin koridorları kapatılarak yoğun bakım haline getirildi. Yanık üniteleri de yoğun bakımlara çevrildi. Bu da fiziksel koşullardan kaynaklı cihazların çalıştırılmasını zorlaştırıyor. Fiziksel şartların kötülüğünden dolayı oksijen veremediğimiz için ölen hastalara şahit olduk. Bu açıdan idarecilerin bakış açısı hastaların evde ölmemesi üzerine kurulmuş durumda. Diğer yandan çok uzun mesailerle çalışıyoruz. İzin yok, rapor yok, istifa yok. Bizim bir arkadaşımız ikinci derece yanıkla sargılı bir şekilde Covid–19 yoğun bakımında çalıştı. Ölümler son dönemde daha da artmaya başladı. İnanın benim çalıştığım yoğun bakımda sanki Azrail içeride dolaşıyor gibi bir hissiyatla çalışıyoruz. Bizim hastanede morg sürekli dolu.”


'YOĞUN BAKIMDAN BİR HASTA ÇIKARDIĞIMIZ ZAMAN MUCİZE YARATTIĞIMIZI HİSSEDİYORUZ'


14 yıllık bir hemşire olduğunu, son 9 yılının yoğun bakımda geçtiğini ifade eden sağlık çalışanı, Diyarbakır’da bugüne kadar en zorlu sürecin yaşandığını belirterek, şunları söylüyor:

“Ben hayatımın hiçbir döneminde bu kadar yorgun ve psikolojik olarak bitkin olmadım. Bütün katlar ve servisler Covid-19 hastası ile dolu. 2010 yılından bu yana Diyarbakır’da yaşıyorum. Bugüne kadar toplumsal olaylardan dolayı da çok hasta geldi ama bir şekilde hastaları iyileştirip evlerine uğurladık. Şimdi servise gönderdiğimiz veya çıkışını yaptığımız hasta sayısı o kadar azaldı ki, sürekli ölüm var. Günde yoğun bakıma 10 hasta geliyorsa birini çıkardığımız zaman mucize yarattığımızı hissediyoruz. Geçen günlerde 7 aylık doğum yapmak zorunda kalan Covid–19 hastası bir gebeyi yoğun bakımdan servise çıkardık. O sanki bizim umudumuz gibi devamlı serviste ziyaret ettik. Hastaları kurtarabilmek adına kendimizden geçtik. Sadece manevi olarak değil, maddi olarak da yıprandık. Bize verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı.”