YAZARLAR

Yeni sanatın güzel çağı

Art Nouveau tarzı zaman ilerledikçe hem biraz politikleşiyor hem de çizgileri farklılaşıyor. Czeschka ile Kokoscha, reklamlar için değil masallar, efsaneler anlatmak için kartpostallara, kitaplara çizimler yapıyorlar. Sergide de ekranlar üzerinden sayfalarını karıştırabileceğiniz bu kitaplar, sizi fantezilerde uçuşan kadınların dünyasından çıkarıp Alman efsanelerine doğru götürüyor. Belli bir döneme ve seçili sanatçılara odaklanmış bu koleksiyon da böylece sona geliyor...

1871-1914 yılları arasında savaşların yaşanmadığı, refah dolu, politika olarak sakin ama kültürel olarak hareketli, sanatın, edebiyatın, modanın geliştiği bir dönem yaşar Avrupa. Bu döneme "Belle Époque" (Güzel Çağ) denir. Kabarık etekli kadınlar, balo salonları, güneşli günler, mutlu yüzler bu günlere aittir. Üzerine bir de "art nouveau" (yeni sanat) akımı başlar; o güzel kıvrımlı binalar, zarif süslemeler, resimden mimariye, endüstriyel tasarıma her yerde kendini gösterir.

İşte bu dönemin hikâyesini bence şu anda da güzel çağını yaşamakta olan İsviçre’nin Pully bölgesindeki Musée d'art de Pully’de, "Bonnard ve Mucha Döneminde Yeni Sanatın Güzel Çağı" (La Belle Époque de l’Art nouveau. Au temps de Bonnard et Mucha) sergisinde gördüm. Lozan şehrinde küçük bir belediye olan Pully, ortalamaya göre daha yüksek gelirli İsviçrelilerin yaşadığı, çoğunun teknesinin olduğu, göl kıyısında harika manzaralı, sokakları film seti gibi bir yer. İsviçre’de fark edip şaşırdığım ama artık alıştığım üzere; gelir yüksek, insanlar da sanata ilgili olunca küçücük şehirlerde bile oldukça güzel ve kapsamlı sergiler olabiliyor. İşte bu sergi de oldukça kapsamlı, iyi koleksiyonlardan toplanmış sıkı bir çalışmanın sonucu olarak izleyiciye hem o güzel dönemi yaşatan hem de öğreten bir sergi olmuş. Sergide öğrendiklerimi, güzel çağın hikâyesini burada paylaşmak da bana düştü.

.

BİZE GÜZELLİĞİ GETİRECEK: ART NOUVEAU

19. yüzyılın sonu ile Birinci Dünya Savaşı arasında sanatçılar, Paris başta olmak üzere Viyana, Münih veya Brüksel'de de toplumun yenilenmesine katkıda bulunmak gibi bir görev üstleniyorlar. Sanayi Devrimi’nin yarattığı çalkantılardan doğan Art Nouveau, geçmişin biçimlerini reddediyor, dünyayı sanat ve yaşamın güzelliği, birliği içinde algılamanın ve hissetmenin yeni bir yolunu önererek klasik kültüre meydan okuyor. Avrupa ekonomik, siyasi ve dini kodlarını yeniden yaratırken, sanat da yeni sosyo-kültürel kodlar ile halka açılmaya başlıyor. Bizim buralardan da (zaten Fransa etkisiyle) aşina olduğunuz, sanat sanat için mi halk için mi tartışmasında Art Nouveau, halkı seçiyor. “Sosyal sanat” dekoratif sanatlarda, grafik sanatında ve mimaride kendini göstermeye başlıyor. Akademiden ve “uygun bulduğu konulardan” uzaklaşan sanatçılar, daha popüler konular üzerine üretim yapmaya başlıyor.

Bu akımın bir parçası olarak, Pierre Bonnard, Maurice Denis, Paul Ranson gibi sanatçılar 1890’ların başında bir araya gelerek hiyerarşik kurallardan bağımsız, özgür olmayı, tabloların sınırlarından çıkıp yeteneklerini duvar dekorasyonları, cam ve hatta tabaklar gibi olabildiğince farklı materyallerin üzerinde sergilemeyi amaçlıyorlar. Paris’in finansal ve entelektüel elitleri için lüks eserler/materyaller üretilirken halk için de basılı eserler üretiliyor. Halkla sanatı buluşturmak isteyen sanatçıların bu çizimleri pahalı basımlar yerine posterler, menüler ve tiyatro programları gibi herkesin kullandığı, eline geçen basımlarda yer alıyor.

.

SANATTAN DOĞAN REKLAM

Posterler, reklamlar ve çeşitli yayınlarda yer alan Art Nouveau tarzı ile sanat “demokratikleştiriliyor”. 19. yüzyılın sonuna doğru posterler birbirinden farklı birçok ürünün değerini yükseltmenin en önemli aracı haline geliyor ve tüm sokakları posterler doldurmaya başlıyor. Edebiyat dergileri monograf ve karma sergiler ile izleyicinin karşısına çıkıyor, bugün hala satılan ve mesela yolu Paris’ten geçen her ortalama turistin satın aldığı orijinal posterlerin ucuz baskılarını herkesin evine sokarak, sanatı herkesin keyfini çıkarabileceği bir şeye dönüştürüyor.

İçki, sigara ve bisküvi markalarının Henri de Toulouse-Lautrec, Paul Signac ve Alphonse Mucha gibi ünlü sanatçılarla posterlerini yapmaları için anlaşmaları üzerine reklam posterleri altın çağını yaşıyor. Ve aslına bakarsanız bu hafif arabesk, fantezi dünyasının ürünü olan antik ikonografiler, kullanılan bu posterlerden size bakan kadınlar da başka bir altın çağa ait ve sizi oraya davet ediyor gibi görünüyorlar. Sokaklardaki posterler o kadar popüler oluyor ve o kadar seviliyor ki halk için yapılan sanatı elitler yine kendilerine yontarak “affichomania – afişmaniya” adı altında galerilerin ve basım evlerinin hazırladığı özel edisyonların koleksiyonlarını yapmaya başlıyorlar.

.

KADIN: AZİZE Mİ ŞEYTAN MI?

Sergiye girdiğinizde sanki bir fragmanmış gibi bir video ile başlayıp reklamlara doğru ilerliyor, afişlerin arasında yer yer Art Nouveau tarzı tablolara bakıyorsunuz. Asıl film ise kadınlara geldiğinizde başlıyor gibi... Bu filmin tartışmalı yıldızları onlar. Sergide de kendilerine ayrı odalar ayrılan dönemin posterlerinin genelinde size doğru bir kadın bakıyor. Bu kadın ya çiçekler içinde bir masumiyet temsiliyeti ya da sizi yoldan çıkaracak bir fettan... Kadınların yavaş yavaş özgürleştiği bir döneme denk gelen erkek sanatçıların kadınları tam olarak nasıl konumlandıracakları konusunda kafaları karışık olduğu için ya bir azize ya da baştan çıkarıcı bir tehlike olarak resmediliyorlar.

Tarih boyunca erkeklerin kategorizasyonundan kurtulamayan kadınların imajı, aktris ve dansçı Loïe Fuller, Toulouse-Lautrec’in pek ünlü posterinden hatırlayabileceğiniz kabare oyuncusu Jane Avril ve tiyatro oyuncusu Sarah Bernhardt’ın bu sanatçılarla anlaşıp kendi oyunlarının, danslarının duyuru posterlerini yaptırmaları sonucu değişiyor. Bu özgür ve yetenekli kadınların posterlerde belirmesiyle, posterlerdeki kadın imajları da azize-şeytan ikileminden silkelenip özgürleşiyor. Sarah Bernhardt’ın çokça modellik yaptığı Çek asıllı sanatçı Alphonse Mucha, kadın posterleri ile bir fenomen haline geliyor. Mucha’nın kadınları olarak anılan ve sergide de sadece bu posterlere ait bir oda ayrılan bu çizimlerde, Mucha güzelliği Kelt, İslam, Antik Yunan, Japon, Bizans ikonografisinden sembollerle donatarak evrenselleştiriyor. Dönemin barışçıl ruhu gibi, evrensel kadınlar da size dünyanın farklı kültürlerinden sembolleri saçlarına başlarına takmış olarak bakıyorlar.

.
MİTLER VE EFSANELER

Serginin yıldız oyuncuları kadınları geçtikten sonra Carl Otto Czeschka ve Oskar Kokoscha ile hikâyemizin sonuna doğru yol alıyoruz. Art Nouveau tarzı zaman ilerledikçe hem biraz politikleşiyor hem de çizgileri farklılaşıyor. Czeschka ile Kokoscha, reklamlar için değil masallar, efsaneler anlatmak için kartpostallara, kitaplara çizimler yapıyorlar. Sergide de ekranlar üzerinden sayfalarını karıştırabileceğiniz bu kitaplar, sizi fantezilerde uçuşan kadınların dünyasından çıkarıp Alman efsanelerine doğru götürüyor. Belli bir döneme ve seçili sanatçılara odaklanmış bu koleksiyon da böylece sona geliyor. Bonnard ve Mucha Döneminde Yeni Sanatın Güzel Çağı sergisi, Musée d'art de Pully’de 19 Haziran’a kadar devam ediyor. Fransızca bilen meraklılar için müzenin sitesinde ve Youtube kanalındaki videolar tavsiye olunur.


Irmak Özer Kimdir?

Sabancı Üniversitesi Toplumsal ve Siyasal Bilimler bölümünden mezun oldu. Atina Üniversitesi’nde Güneydoğu Avrupa Çalışmaları, London School of Economics and Political Science’ta Uyuşmazlık Analizi-Karşılaştırmalı Politika yüksek lisansları yaptı. Bugüne kadar hurriyet.com.tr, The Magger, Artisans, Art50 gibi yayınlara kültür-sanat yazıları ile katkıda bulundu. Halen İstanbul Üniversitesi Kültürel Miras ve Turizm bölümüne devam etmekte ve özel sektörde Kamu İlişkileri alanında çalışmaktadır.