YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

Gölgesinde Irmak Zileli, kadınlığı da erkekliği de birer insanlık hali olarak ele alıyor; parçalarına ayırıp onları yeniden ve yeniden keşfetmemizi sağlıyor. Bizi, insanın insan karşısında olduğu kadar, doğa karşısındaki kibriyle de yüz yüze getiriyor. Bir yanda, bir erkeğin dört duvar arasında, aynadaki yansımasıyla karşılaşmaya dayanamayıp parçalanışına tanık oluyoruz. Bir yanda ise başkalarının hikâyelerinde kendi hikâyesini yeniden kuran bir kadının yürüyüşüne. Bir sabah, korunaklı dünyasından vazgeçen Leylâ, şehrin sokaklarında plansızca yürümeye başlar ve merkezden uzaklaştıkça dışlanmışların hayatına karışır; bildiğini sandığı, emin olduğu doğrular giderek puslanır... GÖLGESİNDE / IRMAK ZİLELİ / EVEREST YAYINLARI
Kendi İçinden de Geçip Gitti mi Uzaklara? Aslı Erdoğan’ın metinleriyle Laleper Aytek’in fotoğrafları bir araya geliyor! İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde 10 Mart – 12 Nisan 2017 tarihleri arasında “Kendi içinden de geçip gitti mi uzaklara?” başlıklı bir sergi açılıyor. Yazarımız Aslı Erdoğan’ın “Hayatın Sessizliğinde” kitabındaki metinlerle, Laleper Aytek’in Paris’te çektiği 23 fotoğraf sergileniyor. Everest Yayınları tarafından yayınlanan ve sergiyle aynı adı taşıyan albüm-kitap ve sergide Laleper Aytek, görüntü ile sözde buluşan ya da ayrışan yan anlamları (çağrışımları) katmanlaştırmayı deniyor. KENDİ İÇİNDEN DE GEÇİP GİTTİ Mİ UZAKLARA? / ASLI ERDOĞAN, LALEPER AYTEK / EVEREST YAYINLARI
Türkiye'nin Anayasa İmtihanı 2017 Nisan’ında halkoyuna sunulan Anayasa değişikliği teklifi, Türkiye’nin yönetim sisteminde köklü, “Rejim değişikliği” ölçeğinde tartışmalara veya tehdit algılamalarına zemin oluşturan bir değişim getiriyor… Üretken anayasa hukukçusu Murat Sevinç, bu anayasa değişikliği teklifinin etraflı bir analizini yapıyor. Başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistem modellerinin hiçbirine uymayan bu “Cumhurbaşkanlığı sistemi”nin kendi içindeki analiziyle yetinmiyor. Bu modeli, içinden çıkıp geldiği anayasa tartışmaları ve Türkiye sağının “millî iradeci” arayışı içinde konumlandırıyor. Ülkenin 150 yıla yaklaşan modern anayasa tarihinin serüvenini, öncelikle 2017 değişiklik teklifinin merkezinde yer alan cumhurbaşkanlığının konumuna odaklanarak, yeniden hatırlamamızı ve değerlendirmemizi sağlıyor. Sahici bir tartışmanın pek mümkün olamadığı bir ortamda, eleştirel tutumunu, sakin, serinkanlı, bilimsel olma sorumluluğuyla bağdaştıran bir çalışma. TÜRKİYE'NİN ANAYASA İMTİHANI / MURAT SEVİNÇ / İLETİŞİM YAYINLARI
Hint Masalları Her toplumun kendine özgü masalları, destanları, masal kahramanları vardır. "Hint Masalları" insanların hayallerini, arzularını, sevinçlerini, öfkelerini, sitemlerini ve sevgilerini insanlığın hayal gücüyle süsleyerek size getiriyor, dünyanın dört bucağından masallar dizimizle sıkılmadan defalarca okuyabileceğiniz, yepyeni ve eğlenceli maceralara davet ediyor. Güçlü anlatım ve ayrıntılarla hayal gücünüzü ve yaratıcılığını zenginleştirecek bu masallarla yeni bir dünyanın kapılarını aralayın! HİNT MASALLARI / DİPNOT ÇOCUK
Kamusal Alanda İlişkiler Goffman için toplumsal eylem her zaman bir masa tenisi maçı gibidir. Birbirlerinin huzurunda olan katılımcılar, müşterek toplumsal tanımları, o anda ve o durumsallıkta sürekli biçimde müzakere ederler ve birbirlerine göre yeniden konum alırlar. Bu sebeple, Weberci bir anlama yöntemi üzerinden sadece eylem saikleriyle veya bireyin anlamsal dünyasıyla yetinmek, analitik açıdan Goffman’ı çok da fazla cezbetmez. Böylece neredeyse natüralist bir sosyoloji önerir Goffman; insan sürülerini sanki bir belgeselci sessizliğiyle gözlemler, not alır, detaylara bakar. Bu açıdan bir taraftan etolojiye (hayvan davranışlarının bilimine), diğer taraftan ise, net bir Durkheimci vurguyla, bir düzen tesis eden “ritüellere” gider. KAMUSAL ALANDA İLİŞKİLER / ERVIN GOFFMAN / HERETİK YAYINCILIK
İmgelem Sartre felsefesinin ana unsurlarından birini oluşturan "İmgelem", Alp Tümertekin çevirisiyle Türkçe'de. İlk olarak 1936’da yayımlanan ve bugün itibariyle Sartre felsefesinin tamamlayıcı parçalarından biri olan "İmgelem" filozofun özellikle Descartes ve Bergson’a yönelik önemli eleştirilerini ve Husserl fenomenolojisi üzerine değerlendirmelerini içeriyor. 18'inci yüzyıldan itibaren açık seçik biçimde dile getirilen imge sorunu, Sartre’ın da imgenin peşine düşmesine yol açıyor. Klasik felsefenin üç büyük akımının önerdiği üç çözümü sorgularken, İmgenin hep aynı yapıda olduğunu söylüyor: "Bir şeydir hep." İMGELEM / JEAN PAUL SARTRE / İTHAKİ YAYINLARI
Sanat İçgüdüsü İnsanın sanat serüveni de tıpkı insanın tarih boyu evrimi gibi geçmişle sürekli bir iletişim ve etkileşim halindedir. Sanat İçgüdüsü, insanın sanatsal yaratımın izlerini süren, bulduğu izleri makul bir çerçeve içinde tartışan bir çalışma. İnsanın sanat eserlerinden zevk almasının temellerinin de sorunsallaştırıldığı kitapta disiplinler arası bir stratejiye yaslanılarak, geniş bir alanda sanatın işlevi gözler önüne seriliyor. Kitabın yazarı Denis Dutton "Bu kitaptaki amacım en başından sanatın genel niteliklerini evrilmiş adaptasyonlar olarak açıklamaktı. Standart kanona tekrar tekrar göndermeler yapmış olsam da, alt uçtaki popüler sanat diye görmezden gelinebilecek şeyleri de analize dahil etme niyetiyle yazdım. Eğer analizim doğruysa, uyku vakti hikâyelerinden, Susam Sokağı’ndan ve gençlik edebiyatından televizyon dizilerine, aşk romanlarına ve formüllerle yazılmış Hollywood filmlerine kadar uzanan sanat eğrisi hakkında daha anlamlı bir tartışma yürütmemize olanak tanıyacaktır" diyor. SANAT İÇGÜDÜSÜ / DENIS DUTTON / AYRINTI YAYINLARI
Gökte Kuşlarla Hikâye kuşların gökyüzü hariç her yerde olduğu zamanlarda geçiyor... Kuşlar, sokakları, yolları işgal ettiği için hareket etmekte zorluk çeken "Uçuçgil ailesi" buna bir çözüm bulmak için kolları sıvıyor. Becerikli aile, ulaşım tarihinde çığır açacak bir buluşa imza atıyor. John Yeoman'ın çocuklar için yazdığı kitabı, Quentin Blake resimliyor. GÖKTE KUŞLARLA / JOHN YEOMAN / HEP KİTAP
Beatrice ve Vanessa İki eski dost Beatrice ve Vanessa, çiftlikteki hayatlarından sıkılıp kısa bir tatile çıkmaya karar verirler. Tatile gitmek için yanlarına bir şeyler almaları gerektiğini bir yerlerden duymuşlardır. Çiftlik evinde buldukları birkaç şeyi çantalarına atıp ormanda ilerlemeye başlarlar. Yanlarına aldıkları eşyalar yaşayacakları macerada işlerine yarayacak mı dersiniz? BEATRICE ve VANESSA / JOHN YEOMAN / HEP KİTAP
Kapital'e Giriş Sadece Karl Marx’ın ve Marksist düşüncenin başyapıtı değil; içinde yaşadığımız sistemin temel dinamiklerini kavramamızın, bugünkü ve geçmişteki krizleri anlamamızın, yarın neler olabileceğini zihnimizde canlandırmamızın da başlıca yapıtıdır Kapital. Meta, para, emek, değer, artık değer, sömürü, sermaye, kâr, faiz, kredi… derken tüm bir düzen belirli bir dizgeyle ve onu bunalıma sürükleyen yasalarıyla gözlerimizin önüne seriliverir. Bu uyaran, uyandıran, gerçeği sorgulatan, dolayısıyla devrimci bir öz barındıran "serimleme"nin içine girmek için kılavuz niteliği taşıyan bir giriş kitabı var şimdi elimizde. Prestijli Marksist yayınlardan Prokla’nın baş editörlüğünü yapan, sadece Almanca değil İngilizce iktisat literatüründe de kaleme aldığı çalışmalarla öne çıkan Alman iktisatçı Heinrich’in Kapital’e Giriş’i, bu alandaki en yetkin çalışmalardan biri. KAPİTEL'E GİRİŞ / MICHAEL HEINRICH / YORDAM KİTAP
İdeoloji Kuramları: Yabancılaşma ve Boyun Eğme Güçleri Neoliberal kapitalizmin, yaşadığı bunca krize rağmen, hegemonik istikrarını koruması nasıl açıklanabilir? İdeoloji kuramlarının ortaya çıkışı, yabancılaşmanın ve boyun eğmenin işleyişine ilişkin Marksist araştırmaların bir yeniden temellendirilmesini yansıtmaktadır. Geleneksel kavramlar olan "manipülasyon" ve "yanlış bilinç" kavramlarının ötesine geçen bu kuramlar, dikkatlerini, hegemonik aygıtların maddi varoluşuna yöneltmiş ve ideolojik pratiklerin, ritüellerin, söylemlerin çoğunlukla bilinçdışı olan etkilerine odaklanmıştır. Jan Rehmann, ideoloji kuramlarının Marx’tan Adorno/Horkheimer’a, Lenin’den Gramsci’ye, Althusser’den Stuart Hall’a, Bourdieu’den W. F. Haug’a, Foucault’dan Butler’a kadar uzanan farklı damarlarını yeniden inşa ediyor. İDEOLOJİ KURAMLARI: YABANCILAŞMA VE BOYUN EĞME GÜÇLERİ / JAN REHMANN / YORDAM KİTAP
Taksim Bahçesi Murat Arda'nın kaleme aldığı "Taksim Bahçesi", sürrealizm ile kara romanın, büyülü gerçekçilik ile Dede Korkut hikâyelerinin, kurmaca olanla düşünsel olanın harman edildiği bir roman. Kitap, okuru atlı tramvayların dört nala koştuğu Constantinapolis yıllarından martıların, köpeklerin, sokak çalgıcılarının ve ağustos böceklerinin hayatta kalma mücadelesi verdiği günümüze felsefi, mizahi, kirli ve tarihi bir serüvene sürüklüyor. Beyoğlu’nun eski zamanlarına, eski İstanbul’un görkemli dönemlerine bu zaman yolculuğunun arka planında ise yazar "kanla sulanan ve beslenen" eski imparatorluk topraklarından modern Cumhuriyet’in yalpalamalarına keskin bir eleştirel bakış açısı, toplumsal yarılmalara ve büyük kırılma dönemlerine ise mizahi bir bakış açısı geliştirmeye çalışmakta… TAKSİM BAHÇESİ / MURAT ARDA / DESTEK YAYINLARI
Yürümenin Felsefesi “Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir.” Henry David Thoreau Nietzsche’nin Kara Orman’da yürürken göz çukurlarına dolan mutluluk gözyaşları, Rimbaud’nun tahta ayağıyla açılacağı çöllere dair kurduğu düş, yasaklı Rousseau’nun Alpler’deki adımları, Thoreau’nun Walden’daki gezintisi, Nerval’in dar sokaklardaki aylaklığı ve daha niceleri... Aylaklar, göçebeler, sürgünler, hacılar, kaçaklar, seyyahlar, münzeviler ve mülteciler yürüyorlar. Peki yürümek sadece evle iş arasında gidip gelmek, bir yerlere yetişmek ve koşuşturmak değil de evrenle özel bir ritim, akort ya da hafifleme içinde buluşmak olabilir mi? Yeryüzüyle hemhal olup kendimizi başkalaşmaya açarak yürüyebilir miyiz? Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır. İki büklüm vücudun karşısında dikilmeye çalışan, attığı her adımda yeryüzünün gerçek bir parçası olduğunu fark eden Homo Viator’un eylemidir. Çünkü Yürüyen İnsan kendi üzerine çöken kaygı, haset ve korku yumaklarını çözer, varlığını yeryüzünün ebediyen yeni olan kalbine düğümler. Yürüyoruz, işte bu düğümü atmak için. YÜRÜMENİN FELSEFESİ, FREDERİC GROS, KOLEKTİF YAYINLARI
Deleuze: Bir Birey Nasıl Yaşayabilir? Derin bir gerçeklik krizi içindeyiz. Bildiklerimiz, yargılarımız ve kavramlarımız bu krizi aşmamıza yetmediği gibi onun giderek şiddetlenmesine neden oluyor. Peki her şeyi bilgiye dönüştürmek yerine dünyayı tecrübe etmenin farklı yollarını bulamaz mıyız? Yaşamı yargılamaktansa onu geliştirecek yeni imkanların peşine düşemez miyiz? Yaşamı nasıl kavradığımızla nasıl bir yaşam sürdürdüğümüz arasındaki ilişkinin açığa çıkarılması, bu gerçeklik krizini aşmanın yollarından biri olabilir mi? Todd May’in Deleuze incelemesi, gerçekliğin yeni ifade biçimlerini etik, politik ve ontolojik düzeylerde araştıran çarpıcı hamleler yapıyor. Bu hamlelerin merkezindeyse ontolojimizle gündelik hayatımız arasında kenetlenmiş bir ilişki olduğu savı yer alıyor. Todd May’e göre varlık tıpkı origami sanatında olduğu gibi dışarıdan bir müdahale olmaksızın kıvrılma ve açılma süreçlerinden geçerek oluş çizgileriyle kurulur. Her çizgi tüketilemez bir güçtür; artık karşımızda özdeşliklerden kurulu bir dünya değil, yaratılması gereken çizgiler tarafından katedilen bir güçler alaşımı vardır. Oluş hâlindeyiz, tıpkı diğer her şey gibi kıvrılıp açılıyor ve yeniden kıvrılıyoruz. Düşüncelerimiz, değerlerimiz ve dünyamız da bununla yüzleşmek zorunda. Başka bir yaşam ihtimali tam da burada saklı olabilir mi? Todd May, Gilles Deleuze felsefesinin içkinlik, süre ve olumlama sorunlarıyla örülen yaşam düşüncesinin izlerini sürüyor. DELEUZE: BİR BİREY NASIL YAŞAYABİLİR? / TODD MAY / KOLEKTİF KİTAP
Yolculuklar Zweig’ın "Yolculuklar"ı, yazarın 1902-1940 yılları arasında gerçekleştirdiği, başlangıçta gönüllü, sonrasında giderek kararan bir kıtadan sürgüne kaçışla sonlanacak zorunlu yolculukların izlenimleriyle, büyük bir tutkuyla bağlı olduğu 2'nci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’sının zengin ve dokunaklı bir portresini sunuyor. Yaşamının büyük bir bölümünü Avrupa ülkeleri arasında mekik dokuyarak geçiren Zweig, hem kültürel eğitim hem de uzun süre bir yere bağımlı yaşamaktan kaynaklanan depresyonun tedavisi olarak gördüğü yolculuklarında, tatmin edilemez merak duygusuyla Londra, Oxford, Viyana, Paris, Avignon, Anvers, Floransa, Sevilla, Zürih, Salzburg gibi şehirlerin yanı sıra Amerika, Rusya ve Hindistan’ı da geziyor. Zweig, 40 yıl içinde hem yaşamının hem de faşizm rüzgârıyla karanlıklar içinde kalan Avrupa’nın nasıl değiştiğini de zengin izlenimleriyle okuyuculara aktarıyor. YOLCULUKLAR / STEFAN ZWEIG / EVEREST YAYINLARI
Hayatın Küçük Cilveleri 19'uncu yüzyılın en önemli romancılarından biri kabul edilen Thomas Hardy’nin kısa öykülerinden oluşan bu seçki, yüzyıl sonu burjuva hayatının kısıtlamaları ve onu dikte eden toplumsal normlar gibi, yazarın romanlarında da ele aldığı temaları bir araya getiriyor. Modern evliliğin açmazlarını, zaaflarımızın aile ve toplum hayatını nasıl etkilediğini, kısacası tutkuları, hırsları ve hayal kırıklıklarıyla insanlık hallerini yansıtan öykülerin ortak noktaları, eşsiz bir ironi duygusu, güçlü bir görsellik ve ilginç karakterlere sahip olmaları. Zaman zaman komik, zaman zamansa trajik olan Hayatın Küçük Cilveleri, Hardy’nin tüm eserlerine nüfuz eden usta işi kara mizah ve hicvi yansıtırken, yazarın masalsı olandan tavizsiz gerçekçiliğe uzanan zengin üslubunun da önemli bir örneğini teşkil ediyor. HAYATIN KÜÇÜK CİLVELERİ / THOMAS HARDY / EVEREST YAYINLARI
Park Canavarı Herkesin, en güçlü görünenlerimizin bile korktuğu şeyler vardır. Korkuları besleyen onların bilinmezliğidir. Ne zaman cesaretimizi toplayıp onlarla yüzleşirsek korkulacak şeyin aslında korkunun ta kendisi olduğunu görürüz... Hafize Çınar Güner'in yazdığı parkta geçen bu sevimli dayanışma öyküsü, Mustafa Delioğlu'nun renki çizimleri ile korkuya kapıldığımızda daima bilgiye ve gerçeklere sarılmanın önemini anlatıyor "Sıradan bir park günü… Kimi mışıl mışıl uyuyan, kimi keyifle yiyeceklerini yiyen türlü türlü hayvan… Derken parkta yaşayan bu hayvanların huzuru, arkadaşları Martı Martin’den gelen korkunç bir haberle kaçıyor: Parka bir canavar dadanmış!" PARK CANAVARI / HAFİZE ÇINAR GÜNER / KELİME YAYINLARI
Savaşı Bitiren Sinek Çocuklar ve yetişkinler için, savaş ve karasinekler hakkında ilginç bir hikâye! Kolkex, Sinek ve Hermann sıradan karasineklerdir; hani şu kayda değer bir şey yapmayan, etrafta vızıldayıp duran sineklerden... Bir gün, evlerini paylaştıkları insanlar, "teknoloji harikası" elektrikli sineklikten almaya karar verir. Artık o evde kalamayacaklarını anlayan üç kafadar, Nepal’in iyi kalpli keşişlerini aramaya koyulur. Duyduklarına göre, bu nazik keşişler bir sineği bile incitmeyen insanlardır. Uzak diyarlara yaptıkları bu yolculuk sırasında konakladıkları ülkede savaşla ilk kez tanışan sinekler bu saçmalığa bir son vermeyi kafaya koyar. Üstelik "Bir sineğin elinden ne gelir ki!" demeden. İzlanda Çocuk Edebiyatı Ödülü’ne değer görülen Savaşı Bitiren Sinek, insanlar, sinekler ve savaş hakkında bir cesaret ve dayanışma öyküsü. SAVAŞI BİTİREN SİNEK / BRYNDIS BJÖRGVINSDOTTIR / CAN ÇOCUK
Rüya Dalgıçları İçin Masallar 3 Kardeş ve çocuk olmak üzerine ustaca kurgulanmış "Rüya Dalgıçlari için Masallar" dizisi iki yeni macerayla sona eriyor! Hayatta sorulacak ne çok soru, öğrenilecek ne çok şey var... Eğer bütün bu sorulara bıkmadan usanmadan yanıt verecek bir ağabeyiniz varsa çok şanslısınız! 7 yaş ve üstü tüm çocukları, iki kardeşin rüya ile gerçek arasındaki maceralarına ortak olmaya davet ediyoruz! RÜYA DALGIÇLARI İÇİN MASALLAR 3 / SELÇUK CEYLAN / CAN ÇOCUK
Bir Puding Hikayesi Çağdaş edebiyatımızın duyarlı kalemlerinden Şebnem İşigüzel, çocuklar için yazdığı bu keyifli öyküde, birbirinden bihaber insanların dünyasında farkındalığın ve anlayışın önemini hatırlatıyor. "Çocuk eve yine yalnız girdi. Kimse de sormuyor 'Annesi babası nerede?' diye. Çünkü çocuk, zamanında öğrendiği bir numara sayesinde, herkesi ailesiyle yasadığına inandırdı. Ancak, 'Bay Bukalemun' adını taktığı komşusu bir şeylerden kuşkulandı ve işin aslını öğrenmeye kararlı. Adamcağız ne bilsin her şeyin bir puding hikâyesiyle başladığını... " BİR PUDING HİKAYESİ / ŞEBNEM İŞİGÜZEL / CAN ÇOCUK
Narsisizme Yeni Bir Bakış Çoğunlukla olumsuz çağrışımlarla kullanılan 'narsisizm' herkesin dilinde. Peki çoğu insan tarafından "çağın hastalığı" olarak kabul edilen 'narsisizm', düşünüldüğü gibi bütünüyle kötü müdür? Narsisizm kibir, ukalalık, gösteriş merakı, kendini başkalarından üstün görme gibi anlamlara karşılık kullanılsa da, tam bir tanımını yapmak güç. Son dönemde yapılan çalışmalar, kendini özel hissetme arzusunun normal, hatta gerekli bir insani dürtü olduğunu ortaya koyuyor. Peki sağlıklı ve sağlıksız narsisizm arasında ayrım yapmak mümkün mü ve aradaki çizgiyi nereye, nasıl koymak gerekiyor? Kitap, temelde bu meseleye yanıt arıyor ancak başka soruların da peşine düşüyor: Aile içindeki, iş yerindeki ya da arkadaş çevresindeki narsistler nasıl tespit edilir ve bu kişilerle ilişkiler nasıl düzenlenir? NARSİSİZME YENİ BİR BAKIŞ / CRAIG MALKIN / İLETİŞİM YAYINLARI 
Duman Otel Duman Otel, uzun bir hesaplaşmanın, zindana dönüşen bir muammanın romanı. Bülent Çallı Duman Otel'i, nefes nefese, tekinsiz ve coşkulu bir dille anlatıyor "Sadece konuşarak ya da yazarak kahraman olmak çok kolaydır. Niyeyse gece olduğunda herkes susuyor. Sadece yer değiştiren şeylerin sesi duyuluyor geceleri ve ellerini duvara sürten insanların yakarışları. 204 numaranın önünde duruyorum. Nurdan’la birbirimize bakıp gülümsüyoruz. Cebimden her kapıyı açan anahtarı çıkarıyorum ve kapıyı yavaşça açıyorum. Hakikat hepimizden önce dalıyor içeriye. Sessizce sehpaya tırmanıyor. Aynanın önünde kendisine bir yer buluyor. Oda karanlık." DUMAN OTEL / BÜLENT ÇALLI / İLETİŞİM YAYINLARI
Karartma Geceleri Yıl 1944, Hitler faşizminin tüm Avrupa’yı ateşe attığı günler… İkinci Dünya Savaşı sınırlarımıza kadar dayanmıştır. … Türkiye bu savaşa dâhil olmamak için dirense de etkileri tüm ülkede hissedilecektir. Ekmek, şeker, yakacak gibi temel ihtiyaç maddeleri karneye bağlanmış, dışarıdan gelebilecek ani baskınları önlemek amacıyla geceleri her yerde karartma uygulaması başlamıştır. Ülkenin aydınlarına da baskı uygulanan bir dönemdir bu aynı zamanda. Rıfat Ilgaz, Karartma Geceleri’nde işte bu kapkaranlık günleri anlatır. Bir aydın, şair ve edebiyat öğretmeni olan Mustafa Ural, yazdığı ve toplatılan şiir kitabı nedeniyle aranmaktadır. Sağlık problemleri vardır, bu nedenle de hemen teslim olmak istemez. İstanbul’un soğuk ve karartılmış sokaklarına, eş dost evlerine sığınır. Tutuklandığı zaman savaş bitmiştir, ama savaş yıllarının Türkiye’de bıraktığı izler uzun süre silinemeyecektir. KARARTMA GECELERİ /RIFAT ILGAZ / ÇINAR YAYINLARI
Kuantum Mekaniği Kuantum mantığını tüm tuhaflıklarıyla öğrenmeye hazır mısınız? Leonard Suskind ve Art Friedman’ın, kuantum mekaniği dünyasının kuramını ve ilgili matematiğini, atom-altı cisimlerin davranışlarını matematiksel soyutlamalarla işledikleri Kuantum Mekaniği'ni okurken kuantum mekaniği alanına en temel başlangıcı yapacaksınız. Fizikçilerin dünyayı nasıl anladığını, kuantum mekaniğinin tuhaf gibi gelen yanlarını bazı popüler kitaplar çekine çekine verirken bu kitapla tüm acayipliği ile bulacaksınız. KUANTUM MEKANİĞİ / LEONARD SUSSKIND, ART FRIEDMANN / ALFA YAYINLARI