YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

Bulut Bulut Üstüne Ethem Baran gündelik hayattan yalın kesitler aktarmadaki, herhangi bir insanın başına gelebilecek herhangi bir olayı anlatmadaki ustalığına sağlam bir halka ekliyor Bulut Bulut Üstüne’yle. Karısını bir başkasından kaçırarak evlenen adamın, karısının şimdi de bir başkasına kaçabileceği kuşkusunu; bir türlü yaşadıkları yerden kopamayan, kendilerini orayı bekleyen deniz fenerleri olarak gören kasabalıları veya hiç kimsenin tanımadığı, kıyıda köşede kalmış yazarları… Hepsini bir sarrafın mercek üzerinden eğildiği değerli bir kuyummuş gibi inceliyor, ince ince yazıyor. BULUT BULUT ÜSTÜNE/ETHEM BARAN/İLETİŞİM YAYINLARI
Bir Kaçak Kölenin Biyografisi İngiltere’den Almanya’ya, Japonya’dan Danimarka'ya onlarca ülkede 70'e yakın baskısı yapılan ve "kurgusal olmayan roman" kategorisinde Çağdaş Küba romanı. Çağdaş Küba edebiyatının en önemli yazarları arasında yer alan Miguel Barnet, 1963’te okuduğu bazı makalelerden etkilendi ve Küba Bağımsızlık Savaşı’na katılmış olan ve o dönemde 103 yaşında olan eski köle Esteban Montejo ile görüşmeler yaptı. Bu çalışmanın sonucunda, antropolojik bir çalışmanın yapısına sahip, tarih ve edebiyatın sentezi niteliğinde, Bir Kaçak Kölenin Biyografisi isimli romanı ortaya çıkardı. Ve böylece son derece özgün bir edebi yapı ortaya koymuş oldu. Barnet, romanı “kurgusal olmayan roman” olarak adlandırıyor. Alejo Carpentier, romanın Küba edebiyatında benzeri olmayan bir vaka olduğunu belirtirken, Graham Greene “Daha önce buna benzer bir kitap olmamıştı ve bundan sonra da olacağına ihtimal vermiyorum” ifadesini kullandı. Elinizdeki bu roman 1966’da yayımlandı, onlarca dilde 70’e yakın basımı yapıldı. Ve çağdaş Küba edebiyatının en önemli eserleri arasında yerini aldı. Barnet, halen Küba Yazarlar ve Sanatçılar Birliği’nin başkanı, Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi, Ulusal Meclis’te milletvekili ve Küba Devlet Konseyi üyesidir. BİR KAÇAK KÖLENİN BİYOGRAFİSİ/MIGUEL BARNET/YAZILAMA YAYINLARI
Öfke Günleri John Holloway’in Leeds Üniversitesi’nde verdiği bir dizi derse dayanan metin, öğrencilere hitap etmenin etkililiğiyle ve heyecanıyla akıyor. Dünyayı değiştirme azminin enerji kaynaklarına inen, küçük ve tutkulu bir söylev... ÖFKE GÜNLERİ/JOHN HOLLOWAY/İLETİŞİM YAYINLARI
Duman "Birdenbire ona her şey bir duman gibi göründü: Kendi yaşamı, Rus yaþamı, insan yaşamı, hele Rus yaþamı ona tümüyle bir duman gibi göründü. ‘Her şey duman ve buhar,’ diye düşünüyordu. Sanki her şey durmadan değişiyordu. Her yerde yeni yüzler, yeni biçimler görünüyor, sanki olaylar birbirini kovalıyordu. Oysa aslında her şey aynıydı. Her şeyde bir hareket, bir acelecilik göze çarpıyor, her şey hiçbir iz bırakmadan, hiçbir şeye erişmeden yitip gidiyordu." Turgenyev, toprak reformundan birkaç yıl sonra, 1867 yılında yayımlanan eseri Duman’da, Rusya’ya Avrupa’dan bakarak, hem aristokrat çevreyi hem Slavofilleri hem de aydınları eleştirir. Özellikle Rus soylu ve aydınlarına... DUMAN/TURGANYEV/YORDAM KİTAP
Monsieur Proust “Ciddiyim ben Céleste. Sizden başka kimse beni bu kadar iyi tanımıyor, her yaptığımı bu kadar iyi bilmiyor. Hele ki size anlattıklarımı hiç kimse bilemez. Ölümümden sonra, sizin günceniz benim kitaplarımdan dahi daha çok satacaktır. Evet evet, bir fırının sabah ekmek sattığı gibi satacak o günce, belki de bir servet kazanacaksınız. Hatta daha da ileri gideceğim Céleste; siz yazacaksınız, bense yorumlayacağım.” Şaşmaz öngörüsü, incelikli zekâsı ve tüm zarafeti ile yayımlanmasından altmış yıl evvel sâdık hizmetkârı Céleste Albaret’ye bu cümleleri kuran “Kayıp Zamanın İzinde” isimli eseriyle yirminci yüzyıla damgasını vurmuş Marcel Proust’un bilinmeyen hayatı, elinizde tuttuğunuz “Monsieur Proust” eseriyle ilk defa Türkçe yayımlanıyor.“Biliyor musunuz Céleste, eserlerimin edebiyat dünyasında bir katedral niteliği taşımasını istiyorum. Bu yüzden bir türlü bitirmiyorum. İnşası bitse bile her daim bir şeylerle süslenebilmeli; bir vitray, bir sütun başlığı, küçük bir mabet veya köşede küçük bir heykel.” “İçinde yaşadığı ve ömrüne son veren o eserlerine ve yarattığı karakterlere olan tutkusunu birinin tam olarak anlaması için, bu sekiz sene boyunca yaşadığı her gece onu görmesi lazımdı.” MONSIEUR PROUST/CELESTE ALBARET/DÜZYAZI YAYINEVİ
Ben'in Gemisi Ödüllü yazar Pieter Koolwijk'ten insana ve insanın kayıplarla mücadelesine dair büyülü ve mizah dolu bir öykü…Giel, evlerinin arka bahçesinde bir mezar olmasının pek "normal" görülmediğini biliyor bilmesine, ama böyle mutlu işte... Karşıdan karşıya geçerken yola bakmayı unutan ağabeyi Ben'in mezarı bu. Giel ve ailesi, Ben hâlâ onların yakınında olduğu için memnun. Hiç değilse Giel, şehrin öteki ucundaki o soğuk ve karanlık yere gitmek zorunda kalmıyor. Ben'i özlediğinde bahçeye bakması yetiyor. Fakat komşuları, Sirke ailesi ve Kulakkurdu ailesi öyle düşünmüyor. Giel ve ailesinin duyguları da zerre kadar umurlarında değil. Ancak Giel'in babası tepkiler karşısında pes etmiyor ve evlerini baştan inşa ediyor. Belli ki, Giel'in babasının bir planı var!.. Ben'in Gemisi, toplumun "katı" kurallarını sorgularken, birbirlerine sımsıkı sarılan bir ailenin acı-tatlı iyileşme hikâyesi. BEN'İN GEMİSİ/PIETER KOOLWIJK/CAN ÇOCUK
Sigaranın Kültürel Tarihi Didier Nourrisson, tütünün Kızılderililerce ilk kullanımından günümüze, sigaranın dört başı mamur bir kültürel tarihini yazıyor. Nourrisson, Sigaranın Kültürel Tarihi’nde anlatımına edebi bir lezzet katmakla kalmıyor, tütünün Yeni Dünya’daki keşfinden zaman içerisinde bir ihtiyaç malzemesine dönüştürülerek metalaştırılma, popülerleşip yaygınlaşma, yerkürenin bir kısmında silinmeye başlarken başka coğrafyalarda kendine yeni piyasalar yaratma hikâyesini ustalıkla resmediyor. İflah olmaz tiryakilerin, sosyal içicilerin, içmese de rahatsız olmayanların, tövbekârların, yıllarca içip bıraktıktan sonra rahatsız olanların, toptan karşı duranların, ağzına sürmeyenlerin keyifle okuyacağı; yolu anılardan, belgelerden, edebiyattan, çizim, şarkı, film ve reklamlardan; keder kadar keyiften de geçen kışkırtıcı bir tarih yazımı... SİGARANIN KÜLTÜREL TARİHİ/DIDIER NOURISSON/SEL YAYINCILIK
İran Gül Bülbül ve Şiir Ülkesi İran... Şiirin ve güllerin ülkesi... İnsanın ruhunu dinlendiren bahçelerden sesleniyor Firdevsi, Hafız, Sadi, Şehriyar, Furuğ... Tebriz, Tahran, Kum, Meşhed, Nişabur, Kaşan, İsfahan, Şiraz, Persepolis, Yezd, Bem... Seyyah Fazlı Bulut, kadim bir kültürün izini sürüyor, hep uzaktan bakıp göremediğimiz "öteki İran"ı anlatıyor... İRAN GÜL BÜLBÜL VE ŞİİR ÜLKESİ/FAZLI BULUT/DOĞAN KİTAP
Hayalet Psikopat bir seri katili yakaladıktan sonra Hong Kong'a dönen Harry Hole, üç yıl sonra hiç beklenmedik bir haber alır. Hayatının aşkı Rakel'in oğlu Oleg cinayetten tutuklanmıştır. Harry bir zamanlar babalık yaptığı Oleg'in katil olamayacağından emindir ve bunu kanıtlamak için Oslo'ya döner. Polislikten men edilen Harry tek başına giriştiği soruşturmada, Oslo sokaklarına hükmeden bir uyuşturucu çetesinin peşine düşecek ve Oleg'i kurtarmak uğruna kendi hayatını tehlikeye atacaktır. Geçmişin hayaletleri ve en iyi dostu Jim Beam onu kovalarken… HAYALET/JO NESBO/DOĞAN KİTAP
Usta ile Margarita Stalinizmin en karanlık günlerinde kaleme alınmış Usta ile Margarita, sihirbaz kılığında 1930’lar Moskovası’na gelen şeytanın şehri birkaç gün içinde sersem etmesini, rejimin ardındaki korkaklık ve ikiyüzlülüğü ortaya çıkarmasını anlatıyor. Sihirbaz Woland kılığındaki şeytan, refakatçileriyle birlikte Moskova’nın üzerine bir kâbus gibi çöker. İsa’yı ölüme gönderen Pontius Pilatus üzerine bir roman yazmış, kendisine “usta” diyen münzevi bir yazarsa eskiden rejime bağlılığı tartışılmaz birçok kişiyle birlikte akıl hastanesindedir. Sevgilisi Margarita, hem tutkuyla bağlı olduğu aşkını kurtarmak hem de intikamını almak için ruhunu şeytana satmaya karar verir ve yangınlar, fırtınalar ve şeytani balolar şehri kasıp kavurmaya başlar. Moskova’yı çalkalayan karnavalın “usta”nın romanından eski Kudüs sahneleriyle birleştiği başyapıt, karanlık komedinin altındaki susturulamamış başkaldırısını bugün de sürdürmeye devam ediyor. USTA İLE MARGARİTA/MİHAİL BULGAKOV/İLETİŞİM YAYINLARI
Gizemli Yabancı Bir hayvan acıya sebep olduğunda bunu masumca yapar. Yanlış değildir bu. Çünkü onun için yanlış diye bir şey yoktur. Hiçbir hayvan acı vermenin hazzından dolayı yapmaz bunu. Yalnızca insan yapar; sahip olduğu kırma ahlak duygusundan yola çıkarak!” Üç sıkı arkadaş; Nikolaus, Seppi ve Theodor’un hayatları karşılarına çıkan bir yabancıyla büyük bir değişime uğrar. Meleklerin soyundan geldiğini söyleyen Şeytan, insanların düşüncelerini okuyarak onların tüm istediklerini yerine getirmekle kalmaz; erkek çocukları için adeta bir cennet olan Eseldorf insanlarının da hayatında köklü değişimlere sebep olur. Mark Twain, Gizemli Yabancı’da, Şeytan’la insanların ilişkisi üzerinden erdem, iyilik-kötülük kavramlarını tartışıyor, insan ırkının neler yapabileceğini, ne kadar ileri gidebileceğini düşünmemize olanak sağlıyor. GİZEMLİ YABANCI/MARK TWAIN/ALAKARGA YAYINLARI
Hayalet Gelin 19. yüzyıl Malaya'sı... Li Lan babasının borçlarını temizlemek için eski geleneklere uygun olarak bir hayaletle evlenecek. Zengin ve soylu Lim ailesinin oğlu Lim Tian Ching'in ruhu ölmeden önce görüp âşık olduğu Li Lan ile evlendiğinde huzur bulacak. Ama Li Lan'ın gönlü malikânede gördüğü bir başka erkeğe, müstakbel eşinin kuzenine kayıyor. Lim Tian Ching'in hayaletinin, kendisinin katili olmakla suçladığı Tian Bai'ye. Tian Bai gerçekten katil mi, Li Lan kimi sevmeli? Bütün bu soruların cevabı medyumun verdiği ilacı içerek gittiği Ölüler Ovası'nda verilecek. Li Lan ruhların arasında Lim malikânesinin sırlarını, annesinin geçmişini öğrenecek. Ölüler Ovası'nın görevlisi Er Lang ise güzel yüzü ve korkusuzluğuyla Li Lan'a gerçek aşkı tattıracak. Li Lan için seçim zamanı artık. Zenginliği ve cismi olan insanı mı yoksa ruhu ve ölümsüz aşkı mı seçecek? Yangsze Choo'dan Çin gelenekleri, mistisizm ve romantizmin harmanlandığı heyecan verici bir ilk roman. HAYALET GELİN/YANGSZE CHOO/DOĞAN KİTAP
Venedik'in Gözleri Venedik'in Gözleri okuru on üçüncü yüzyıl Konstantinopolis'inin sokaklarında bir gezintiye davet ederken dönemin kusursuz bir atmosferini çiziyor... Bir yanda savaş, kazanma hırsı ve bitmek bilmez entrikalar, diğer yanda insanlık halleri ve aşk var... VENEDİK'İN GÖZLERİ/BETÜL KILIÇ/DOĞAN KİTAP
Çimento Çimentoyu iyi verirsen tutar. Çimento, biziz. Çimento işçi sınıfıdır." Fyodor Gladkov’un, 1917 Bolşevik İhtilali sonrasında ve iç savaş koşullarında bir taşra kentinde yaşanan kavgaları ve dönüşümleri anlattığı efsanevi romanı Çimento, çağdaş Rus edebiyatının ve toplumcu gerçekçi akımın en çok okunup tartışılan eserlerinden biri olageldi. Bir yanda toplumun çıkarı için varını yoğunu ortaya koyanlar; diğer yanda avantacıları, numaracıları, hırsızları ve bürokratlarıyla kendi çıkarının peşinde koşanlar… Bir yanda “yeni toplum”un habercileri, neferleri, önderleri; diğer yanda “eski toplum”un posaları, artıkları, lekeleri… Gladkov’un bu bir solukta okunan romanında, iç savaşın... ÇİMENTO/FYODOR GLADKOV/YORDAM KİTAP
Yüzünüz Kuşlar Yüzünüz Cemil Kavukçu’dan bir uzun öykü… Yüzünüz Kuşlar Yüzünüz, nereye giderse gitsin yalnızlığından kurtulamayan insanın yürek burkan portresini çiziyor. Orta yaşın üstünde, yalnız yaşayan biri, günlerden pazarsa, tüm işlerinden elini çekmiş ve aklını kurcalayan şeyin de ne olduğunu bilmiyorsa ne yapar?  Feridun ve Gero, bu öykünün belki de göründüğünden daha yalnız kahramanları, Gero’nun garsonluk yaptığı meyhanede bir pazar sabahı buluşuyorlar… Ve sonra içeriye o giriyor… Okurlarımızın çok severek okuyacağı Yüzünüz Kuşlar Yüzünüz’de Cemil Kavukçu soruyor: Doğru adres var mıdır? YÜZÜNÜZ KUŞLAR YÜZÜNÜZ/CEMİL KAVUKÇU/CAN YAYINLARI
Solcu Futbolcular Futbol dünyası, kapitalizmin en kirli ilişkilerinin ve piyasacı saldırıların en fazla yoğunlaştığı alanlardan biri. Son yıllarda iyice yerleşen “endüstriyel futbol” kavramı, bu özelliği açıkça ortaya seriyor. Bu ortamda faaliyet gösteren futbolcuların çok büyük bir bölümü, bu çarkın dişlileri haline geliyor, en azından siyasetten uzak durmayı tercih ediyorlar. Öte yandan, onurunu koruyan, bazı örneklerde çok daha ötesine geçen isimler de var. Elinizdeki kitap, bazıları dünyaca tanınan, bazıları ise sadece kendi ülkelerinde bilinen kimi “solcu futbolcuları” anlatıyor. Her ortamda onurunu korumanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. SOLCU FUTBOLCULAR/QUIQUE PEINEDO/YAZILAMA YAYINLARI
Cennetin Doğusu Nobel Ödüllü yazar John Steinbeck derinlikli olay örgüsü ve her biri tanıdık özellikler barındıran büyüleyici karakterleriyle Cennetin Doğusu’nda, insanlık tarihinin Âdem’den bu yana en eski ve vazgeçilmez anlatısına, yani iyilik ve kötülüğün bitmek bilmez çekişmesine ve aralarındaki karmaşık ilişkiye modern bir yorum getiriyor. Geçtiğimiz yüzyıl başında Amerika’da ayakta kalma mücadelesi veren iki ailenin yollarını cennetvari topraklarda, Salinas Vadisi’nde kesiştiren Steinbeck, kötülüğün bir yazgı mı yoksa iyiliğe ulaşmak için özgür iradeye başvurularak aşılması gereken bir basamak mı olduğunu kutsal kitapların mitolojilerine göndermeler ve zengin metaforlarla, kuşaklara yayarak irdeliyor. Habil ile Kabil, çiftçi ve çoban, çılgınlık ve bilgelik, erdemlilik ve ahlaksızlık, kardeşlik ve haset, insan ve insan, “Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi” diyen Steinbeck’in görkemli anlatısında çarpışıyor. CENNETİN DOĞUSU/JOHN STEINBECK/SEL YAYINCILIK
Can Kırıkları “Sabır taşı olsa çatlar derler ya hani, ben o deyişi çok severim. Çatlayan bir taş… Taşın o sabit, yekpare halini gözünün önüne getir ve sonra damar damar, usul usul, için için çatladığını. Hastalık işte böyle çatladı içimde. Şimdi ben sevgilimi değil, dünyayı terk edeceğim, o ise beni terk etmiş değil, uğurlamış olacak.” Düşünceli bir ifadeyle ekledi: “Cehennem, ihtiyaç duyulmama hissidir benim için. Cennetse ihtiyaç duymama hissi. Kendi cennetime gidiyorum nihayet.” Karin Karakaşlı’nın edebiyat dünyasında önemli bir yer tutan Can Kırıkları, ilk baskısının üzerinden geçen on beş yıl boyunca sevilerek okundu. Yeni okuyucular bulmak, başka kalplere dokunmak üzere yolculuğuna devam ediyor. CAN KIRIKLARI/KARİN KARAKAŞLI/CAN YAYINLARI
Savaş Günlükleri 1 George Orwell’ın hayatındaki önemli anları ve dönemleri kayıt altına aldığı Günlükler’inin ilk kitabı Savaş Günlükleri, İkinci Dünya Savaşı’nın tüm yerküreyi altüst eden ilk yıllarında hem gündelik yaşama hem de genel politik atmosfere dair bir panorama sunuyor. Hitler faşizminin engellenemez gibi görünen ilerleyişinin ardından Fransa’nın teslim olmasıyla değişen dengeler, Londra üzerinde aylarca süren bombardıman ve Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması gibi pek çok kritik sürece tanıklık ederken notlar tutan Orwell, uluslararası politika kadar işgal beklentisi içindeki bir halkın psikolojisini de gözler önüne seriyor. Yurt savunması için milis kuvvetlerine katılan, ardından antifaşist propagandaya katkı sağlamak üzere BBC’de çalışmaya başlayan Orwell’ın dönemin pek çok önemli edebiyatçısı ve siyasetçisine dair izlenimlerini ve yorumlarını da içeren Savaş Günlükleri, savaşın yarattığı psikolojinin hayatın her alanını nasıl etkilediğini gösteren bir belge niteliğinde. SAVAŞ GÜNLÜKLERİ 1/GEORGE ORWELL/SEL YAYINLARI
Üç Film Birden "Üç Film Birden adının tecimsel kaygıyla konulduğu sanılmasın. Üç senaryoyu birlikte basmak önerisi ile karşılaşınca bir ad değil, tatlı bir anı olarak ilk aklıma gelen bu oldu. Parasız gençlik, öğrencilik yıllarında en sevindirici sinema muştusuydu Şehzadebaşı sinemalarındaki üç film birden duyurusu. Bizim kuşağa sinema kuşağı dense yeridir. Nasıl ki bugünküler de televizyon kuşağı iseler (Daha doğrusu, sinema kurnazlık edip televizyon biçiminde evlere girdi!) Geri bıraktırılmış yoksul ülkenin çocukları olarak bizler olağanüstü tutkulu sinema seyircileri idik. Özellikle Amerikan sinemasının yıllar yılı, geri, kötü bir kültüre koşulladığını nice sonraları kavrayabildik. Bu ayılış bizi soğutmak şöyle dursun, daha bilinçli, belki daha da tutkulu yaklaştırdı sinemaya. Yirmi yıla yakın bir süreden beri de sinema emekçisiyim; ekmeğimi film üretimi alanında senaryo yazarak, ara sıra film yöneterek kazanıyorum. (...) Yalnız sevmekle kalmam, inanırım da sinemaya... Etkisine, yetkisine, yeteneğine, geleceğine inanırım. Yazı sanatının çeşitli alanlarında denemelerim, çabalarım olmuştur. Şiirle başladım çoğuları gibi; oyunlarımdan ikisi sergilendi; şimdilik bir romanım var. Sinema uğraşının verdiği tadı, doyumu, keyfi hiçbiri vermedi bana. Bu tadda, bu doyumda kuşkusuz, yaratılan ürünün milyonlara ulaşabilmesi olanağı yatar her şeyden önce. İyi satan kitaplar bizde on binlerle ölçülür; sinemanın ise on bir milyon seyircisi var. Hem de çoğunlukla abece’yi bile sökemeyenlerden." ÜÇ FİLM BİRDEN/VEDAT TÜRKALİ/AYRINTI YAYINLARI
İnsan Hakları Thomas Paine, hem Amerikan Devrimi’ne hem Fransız Devrimi’ne katılmış, bunları desteklemiş, yazdığı broşürlerin ve kitapların her iki devrimin üzerinde büyük etkisi olmuş, Aydınlanma yüzyılının simgesel düşünür ve siyasetçilerinden biridir. Bu iki devrim de, Paine’in 1776’da yazdığı, Akıl Çağı broşüründeki fikirlerin somut izlerini taşır. Fransız Devrimi’nin cumhuriyetçi ve demokrat dalgasının İngiliz parlamenter monarşi düzenini yıkmasından korkan Edmund Burke’ün 1789 devrimini itibarsızlaştırmak için yazdığı kitaba verilmiş güçlü bir yanıttır Paine’in İnsan Hakları. Aynı zamanda günceldir. Çoğunlukçuluğa ve plebisite indirgenmiş, adalete, eşitliğe ve özgürlüklerin garantisine dair özü giderek yok edilen, içi boş bir demokrasi anlayışının yükseldiği günümüzde, İnsan Hakları’nda savunulan cumhuriyetçi ve demokrat ilkeler, eşit vatandaşlığı, müşterekleri, dayanışmayı savunanlar için önemli bir esin kaynağı olmaya devam ediyor. İNSAN HAKLARI/THOMAS PAINE/İLETİŞİM YAYINLARI
Digicrimination “DIGICRIMINATION… BUNLAR İYİ GÜNLERİMİZ”, günümüzde ve gelecekte Dijital Dünyanın yarattığı ayrımcılığı, yepyeni bir bakış açısından, anekdotlar ve yeni kavramlar ileele alıp aynı zamanda dijital dünya ile ilgili bilinenleri farklı bir açıdan değerlendirerek, 20. Yüzyılda Bilgi Çağı’na girerken yapılan hataları, bundan sonra karşılaşacağımız yeni teknolojik ekosistemi, buna bağlı hayat tarzlarını ve yapılması gerekenleri ortaya koyuyor. DIGICRIMINATION/DR.OKAN TANŞU/LİTERATÜRK ACADEMIA 
Popülizm Nedir? Popülizm, son yıllarda bütün dünyada politika analizlerinde belki de en sık kullanılan kavram. Genellikle demagoji ve fanatizmin baskınlaşmasıyla, çoğulculuk karşıtlığıyla, ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığının erozyonuyla, yabancı düşmanlığı ve faşizan etkilerle birlikte tartışılıyor. Ancak, o kadar yaygın ve güçlü olmamakla beraber, bir “sol”-popülizmden de söz ediliyor. Zaten popülizm olgusunun, sağ-sol ayrımının bulanmasıyla, yerleşik partilerin ve parti sistemlerinin çözülmesiyle ilgili bir yanı da var. Her halükârda popülizm, 21. yüzyılın ilk çeyreğinin politik alt üst oluşlarını anlamlandırmaya çalışırken kaçınılmaz bir kavram. Jan-Werner Müller, bütün dünyada ilgi uyandıran eserinde, popülizmin dünya görüşünü, politik anlayışını, “ruhunu” anlamaya çalışıyor. Le Pen’den Trump’a, Kaczysnki’den Orban’a, Erdoğan’dan, Putin’e, Chavez’e, farklı ülkelerden ve politik yelpazenin farklı köşelerinden deneyimlere bakarak, canlı bir örneklemin içinden konuşuyor. Popülizmi ciddiye almaya çağıran bir deneme. POPÜLİZM NEDİR?/JAN-WERNER MÜLLER/İLETİŞİM YAYINLARI
Suçumuz Edebiyat Melih Cevdet Anday’ın Şiir Yaşantısı: Şiir Yazıları (2015), Kalabalığın Şiiri: Garip ve Orhan Veli Üzerine Yazılar (2016) isimli deneme toplamlarının ardından, edebiyat yazılarını Suçumuz Edebiyat adıyla yayımlıyoruz. Bu derlemede, hem bir kısmı dergilerde kalan, hem de farklı deneme kitaplarına dağılmış edebiyat hakkındaki yazıları bir araya getirildi. Böylece Anday’ın edebiyat hakkındaki yazıları ilk kez tek bir kitapta toplandı. SUÇUMUZ EDEBİYAT/MELİH CEVDET ANDAY/EVEREST YAYINLARI