YAZARLAR

Büstümü yapsan önemli olur muyum?

Bora Başkan, Öktem Aykut’ta devam eden ◌>○ sergisinde, zamansız ve mekansız formlar ile “idea”yı sorguluyor. Başkan, sergisinde yarattığı formların kendi hayatlarını bulmalarını sağlarken hayali evrenlerde yakaladığı anlık görüntüleri de tuvallerine yansıtarak “idealardan”, zamandan mekandan bağımsız yeni sonuçlar üretmiş. Her birimizin algısının izin verdiği kadar görüyoruz bu sonuçları, yani eserleri...

Herakleitos'un evrende değişmeyen ve aynı kalan hiçbir şey olmadığı ve her şeyin aktığı öğretisinden yola çıkan Platon, buna göre bizim gerçek, bilgi olarak algıladıklarımızın göreceli; gerçek bilginin, yani “idea”nın evrenin dışında bir yerde olduğu tezini öne sürmüştür. İdealar zamandan ve mekandan bağımsızdır. Çok basit olarak; bana “masa” dendiğinde aklıma gelen görsel ile sana “masa” dendiğinde aklına gelen görsel tam olarak aynı değildir, bizim algılarımızdaki masa kavramları görecelidir; burada aslolan “masa fikri”, ideasıdır.

Bora Başkan, Öktem Aykut’ta devam eden ◌>○ sergisinde, zamansız ve mekansız formlar ile “idea”yı sorguluyor. Başkan’ın yarattığı heykeller, ilk kez renk kullandığı sergisindeki tuvaller ile eşleşiyor. Galeriye girip bir göz attığınızda, heykeller ve arkalarında sonradan yapılmış kendi resimlerini gördüğünüzü düşünüyorsunuz. Başkan, burada bizleri ters köşeye yatırıyor; resimler, felsefik bir yaklaşımla, sanat pratiğini de ters çevirerek heykellerden önce yapılmış. Burada “idea”ya en yakın cisim, heykelin kendisi mi yoksa resmi mi?

Sanatçı, bu ikilem ile “nesneler, onu oluşturan görüntülerden aslında daha büyük/geniş, bizim algımız sınırlı” mesajını vererek bizi dünyanın hayal edilemeyecek genişliği üzerine düşünmeye sevk ediyor. Bora Başkan, algıları sorgularken, bu algılara yol açan araçlara da dikkat çekiyor. Geçen hafta Maurizio Cattelan’ın ünlü muzundan yola çıkarak kavramsal sanat eserlerinin sergilenmesi üzerine Graham Bowley’nin New York Times için kaleme aldığı çok eğlenceli bulduğum "It’s a Banana. It’s Art. And Now It’s the Guggenheim’s Problem" yazısında, Bowley, Yoko Ono’nun 1966 tarihli bir kaideye oturtulmuş tek bir elmadan oluşan işi Apple (Elma), ya da Darren Bader’in Whitney Müzesi’ndeki sergisinde meyve ve sebzeleri heykel olarak “yeniden tasavvur ederek” bildiğin meyve sebzeyi kaideye oturtarak sergilediği işlerinden bahsediyordu. Kaide olmadığında “işler” birer sıradan günlük objeydi. Bora Başkan da sergisinde algı dünyasını sorgularken kaidelere değiniyor. Bir sanat eserini eser yapan, aydınlatma, renk, konumlama, kaideler; tuvallerde kendine yer buluyor. Belki de ilk kez renk kullanımı da bu yüzden. Bütün bu nesnelerin, araçların toplamı mı cismi eser yapıyor? Nesne, kendi alanını böyle mi yaratıyor?

.

Bu basit ama karmaşık soruları sorarken siz de serginin bir parçası haline geliyorsunuz. Artık sadece izleyici değil, sorgulayıcısınız da. Bir cismin kendisi, o cismin çevresindekilerin, koşullarının toplamı mıdır algımızda?

İster istemez konuyu günlük hayatlarımıza, kimlik tanımlarımıza bağlıyorum... Bir insan olarak bizim karşıya verdiğimiz algı nedir? Sosyal medyada kişilerin kimlikleri ile ilgili yarattığı algılar, onların “idealarını”, ruhlarını yansıtabilir mi? Sosyal medyada, hatta sosyal hayatta kendini koyduğun kaide (gittiğin restoran, verdiğin poz, tatile çıktığın tekne) olmadan geriye kalan nedir? Zaman ve mekan bağımsız ruhlarımız, evrenin neresinde gerçekliklerini yaşamaktadır? Ya da büstü, heykeli yapılan bir kişi, artık bir kaideye sahip olduğu için mi daha önemlidir? Bir kaidesi, materyal dünyada sabitlenen bir görüntüsü olmasa tarihten, akıllardan silinir mi? Hakikaten, kim niye önemlidir ve bu önemi kim belirler?

Bora Başkan, sergisinde yarattığı formların kendi hayatlarını bulmalarını sağlarken hayali evrenlerde yakaladığı anlık görüntüleri de tuvallerine yansıtarak “idealardan”, zamandan mekandan bağımsız yeni sonuçlar üretmiş. Her birimizin algısının izin verdiği kadar görüyoruz bu sonuçları, yani eserleri...

Hayatlarımız da öyle değil mi? Yarattığımız anlık görüntülerden çok, gidebileceğimiz yol, yaşayabileceğimiz hayat, algımızın bize bahşettiği büyüklük kadar oluyor. Küçük toz parçaları, nelere takılıp, neleri önemsiyoruz? Takıldığımız konular, o çok “önemli şeyler” evrende nedir ki? Her şey geçici, her şey akıyor; kendimizi, hayatımızı hep yeniden, daha büyük, daha fantastik yaratma fırsatımız var. Buyrun bu da bu seyircinin serginin soktuğu sorgulamadan çıkarttığı sonuç!

.

Not: Filozofiye ilgi duyuyorsanız ama çok da hakim değilseniz, "Philosophize This!" podcasti tüm filozofları kronolojik sırada ve çok basit ve eğlenceli bir dille anlatıyor. Çerezlik tavsiye edilir!


Irmak Özer Kimdir?

Sabancı Üniversitesi Toplumsal ve Siyasal Bilimler bölümünden mezun oldu. Atina Üniversitesi’nde Güneydoğu Avrupa Çalışmaları, London School of Economics and Political Science’ta Uyuşmazlık Analizi-Karşılaştırmalı Politika yüksek lisansları yaptı. Bugüne kadar hurriyet.com.tr, The Magger, Artisans, Art50 gibi yayınlara kültür-sanat yazıları ile katkıda bulundu. Halen İstanbul Üniversitesi Kültürel Miras ve Turizm bölümüne devam etmekte ve özel sektörde Kamu İlişkileri alanında çalışmaktadır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR