YAZARLAR

Toplu taşıma yasaklansın

Bu ülkede korkunç bir adaletsizlik var. Vatandaşlık bile paraya bağlanmış durumda. Öyle olunca 250 bin dolara ev alarak vatandaşlık alanla 3,5 TL’ye otobüs bileti alan biri arasında büyük bir eşitsizlik (!) oluyor. Böyle olmamalı. Devletine KDV, ÖTV, MTV ödemeyen ve ucundan vergisini ödeyenle bu devlet ayakta durmaz. Bunun için toplu taşıma yasaklanmalı. Böylece buna ayrılan az miktar kaynak asfalta harcanabilir.

Psikolojide vardır ya, sorunun adını koyunca rahatlarsınız. Biz de bunu yapalım, hakikaten toplu taşımayı yasaklayalım. Bu ülkenin bugün toplu taşımaya mı ihtiyacı var, yoksa ülke ekonomisini ayakta tutmak için otomobil ÖTV, KDV, MTV, yakıt ÖYV ve KDV’sine mi ihtiyacı var? Birinde sadece halk yararlanırken diğerinde otomobil şirketi, petrol şirketi, asfalt firması, köprü müteahhitti ve iktidar yararlanıyor.

Sadece halk için toplu taşımayı tutmak çok manasız. Hiç ironi yaptığım düşünülmesin. Bakın Murat Sevinç kaldırımların yayalara ayrılmasına karşı çıkarak şehirdeki lüzumsuz yaya varlığına son verilmesini talep eden bir yazı yazdı. Eminim yazısı sonrası bir rahatlama, yüzünde, ruhunda bir aydınlanma ortaya çıkmıştır. Zaten bu yazıyı yazmamdaki etkisini inkar etmeyeceğim. Tek farkla, o güçlü polemikleri ile yazısını süslerken ben yine sayılardan gideceğim.

NOSTALJİK BİR 70'LER AKŞAMI

70’li yıllarda toplu taşıma bir kültürdür. Ankara’da işten çıkan memurlar yayalaştırılan Sakarya Meydanı'nda bir bira içip Kızılay’dan tahsisli yoldan geçen otobüslere atlayıp Bahçeli-Emek ya da Dikimevi istikametine evlerine giderler. Dönemin belediye başkanı artık aynı yakıt gideri ve bakım maliyeti ile 3 katı yolcu taşımayı başarmıştır. Atatürk Bulvarı'ndan kalkan belediye otobüsleri ile Dikmen, Ayrancı, Esat ya da Keçiören, Altındağ, Etlik tarafına geçerler. Toplu taşımanın ücretsiz olması tartışılıyordur. Kentte toplu taşıma seferberliği, yayalaştırma gibi konular konuşuluyor ve hatta işler de yapılıyordur.

21'İNCİ YÜZYIL

70’lerin fakir, toplu taşımanın gündemde olduğu günler geride kalmıştır. 70’lerde yarım milyon civarı araç varken bugün ülke zenginleşmiş, 23 milyondan fazla araca sahip olmuştur. Başarı bir ulaşım politikası ile toplu taşıma sabit tutulmuş, kaynaklar bireysel özgürlüklere harcanmıştır. Böylece ekonomi de canlanmıştır. Artık vatandaşlar devlete ve ilgili zümreye kazandırma ile ifade edilecek “ileri” bir düzeydedir.

COVID-19 - OTOMOBİL 20

2019’un son günlerinde Covid-19 salgını çıktığında hekimler salgından korunmanın beş şartını açıklar. Bunların başında “fiziksel mesafe” gelir. Hükümet bunu hemen ekonomiye ve siyasi yaşama kazandırır ve “sosyal mesafe” olarak kodlar. Hatta hekimler 14 gün karantina gibi bir şeyler telaffuz ederken hükümet dolmuş gibi indi-bindi karantinaları uygular. 14 günlük karantinayı banka kartı gibi 7 taksite bölerler yani. Taksitle karantina da diyebiliriz. Hafta sonları, resmi bayramlar, politik günlerde karantina uygulanarak sosyal mesafe kavramı politik mesafe pratiğine dönüşür!

Salgın ortamında devletin gelirleri azalır. Bu hoş değil, hiç hoş değil. Sadece petrol değil, enerji ithalatı da azalır. Dolayısıyla halktan alınan paralar da hızla azalır. Hemen verisini de verelim. Salgında, yani mart-temmuz arası ülke 9,5 milyar dolar yakıt ithal etmiş. Ama bu geçen yıl tam 17,4 milyar dolar. Şimdi ithal edilen kömür, gaz ve petrolün ÖTV’si, KDV’si, MTV’si ve her türlü doğrudan ve dolaylı vergisi de azalacak.

Böyle bir ortamda halkın daha çok toplu taşıma kullanması kadar yanlış bir şey olabilir mi? Geçenlerde Fox’ta, virüsü kaptığı sonradan öğrenilen kadının belediye otobüsü ile kasabasına gitmesini görmüşsünüzdür. Ne kadar tehlikeli. Arabası ile gelseydi daha iyi değil miydi? Yoksa da alabilir, böylece vergi ödeyen bir vatandaş statüsüne çıkabilirdi.

ASFALT SEFERBERLİĞİ

Bu dönemde çok güzel bir şey oldu ve belediyelerimiz salgında asfalt seferberliği başlattı. Daha ilkbaharda İzmir Büyükşehir Belediyesi yarım milyon rekorunu kırdı. Ankara tam 3 tane asfalt plenti açtı. Öyle ki bütün belediyeler “siz evdeyken bol bol asfalt döktük” diyerek göğüslerini gererek duyurdular. Hükümetin gözlerinin nasıl buğulandığını, nasıl duygusallaştığını siz tahmin edin. Zaten nisan gibi petrol ithalatı geçen yılın altına düşmüş, mayıs ve haziranda fark açılmaya başlamıştı. Böylesi bir anda belediyelerimiz Allah'tan yayalaştırma işine girmediler, toplu taşıma ile ilgili düzenleme yapmadılar.

Dayanışma böyle günlerde lazımdı. Ülke olarak iktidarı muhalefeti, yapılan asfalt seferberliği ile hakikaten gurur duyuyoruz. Düşünsenize Ankara’da belediye önden Covid-19 yazan tişörtleri dağıtırken belediye meclisinde bolca asfalt kararları alıyor. Ya da geçenlerde sıcaklık rekorları kırılan bir günde Çankaya Belediyesi, sosyal medya hesabından 40 derece sıcakta asfalt döken ekip arkadaşlarına teşekkür ettiler. Böylece angarya işi överek bu seferberlikte adlarını altın harflerle yazdılar.

İSTANBUL VALİLİĞİ, ATİNA, PARİS BELEDİYESİ NE İSTİYOR?

Geçen hafta İstanbul Valiliği mesai saatlerini kademelendirerek çok devrimci bir iş yaptı. Böylece toplu taşıma yükü azalacak, zirve saatleri yayılacaktı. Salgının sekizinci ayında hiçbir belediyenin aklına gelmeyip valiliğin aklına gelmesi çok trajik. Ama Allah'tan kimse üstünde durmadı. Eskiden sosyal demokrat belediyeciliğin tartıştığı, 70’lerin uygulamasını AK Parti’ye bağlı(!) bir valilik yapıyor.

Bu, kabul edilemez ve hızla geri alınmalı. Ama tabii bunun yolu toplu taşımaya ayrılan kaynakların azaltılması ve bunların asfalta aktarılması. Zaten sıkış tepiş otobüsler bir virüs kaynağı ve vergi düşmanı.

Daha kötüsü Paris ve Atina belediyeleri. Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo şehir içindeki otomobil parklarını yarıya indirme, yollarda birer şeridi kaldırıp onları yaya, bisiklet ve ağaçlara açma gibi anti-asfalt politikalar uygulamaya başladı. Atina Belediyesi de hekimleri dinledi ve fiziksel mesafe için kent içi trafiği kapattı, yayalara, bisikletlilere, çocuklara filan açtı. Sonra yaz başı bunu uzatarak kalıcı hale getirme işine çevirdi.

Tam bir sorumsuzluk, böyle anti-asfalt politikaları ile halka çalışarak demokrasinin en temel gerekleri olan ÖTV verme hakkı, KDV ödeme hakkı, MTV üretme hakkı çöpe atılmış oldu.

MÜJDEMİ İSTERİM

İktidarı, muhalefeti el ele verdik ve salgında asfaltı coşturduk. Öncesinde zaten bütün belediyeler toplu taşımaya deli gibi zam yaparak ilk müjdeyi verdiler. Belediyelerimiz salgında asfalt dökerek hakikaten müthiş bir özveri gösterdiler. O kadar gurur verici ki, asfalt çalışmalarını inceleyen başkan Zeydan Karalar'ın, Adana’nın kavurucu sıcaklarının kendini en fazla hissettirdiği bir zamanda asfalt çalışmasının sürdüğünü söylediğini 13 Eylül tarihli bir yerel gazetede (1) okuyunca hakikaten gururlandık.

Tabii ki bu çaba karşılıksız kalmayacaktı. Hükümetin kasasına paralar akmalıydı ve bunun için daha çok otomobil, daha çok petrol tüketimi ve yakıt ithalatı gerekiyordu.

İlk müjdem, yakıt ithalatı toparlanmaya başladı ve hazirandan itibaren artışa geçti.

İkinci müjdem haziranda dibe vuran petrol ithalatı ise temmuzda bir önceki yılı bile geçti.

Üçüncü müjdem ise ilk 7 ayın petrol ithalatının salgına rağmen 2019’u geçmiş olması.

Haziranda normalleştik, bunu ithalatımızdaki dönüşümden görüyoruz. Temmuzda farkı kapatacak yönde fazladan ithalat bile yaptık.

Bu müjdelerin olduğu grafikleri sizlerin ilgisine sunuyorum.

.

.

YASAKLAMA ZAMANI

Bu ülkede korkunç bir adaletsizlik var. Vatandaşlık bile paraya bağlanmış durumda. Öyle olunca 250 bin dolara ev alarak vatandaşlık alanla 3,5 TL’ye otobüs bileti alan biri arasında büyük bir eşitsizlik (!) oluyor. Böyle olmamalı. Devletine KDV, ÖTV, MTV ödemeyen ve ucundan vergisini ödeyenle bu devlet ayakta durmaz. Bunun için toplu taşıma yasaklanmalı. Böylece buna ayrılan az miktar kaynak asfalta harcanabilir. Hem salgında fiziksel mesafe mi önemli, sosyal mesafe mi? Zaten iktidar çalışma kampları ile dolaşımı iyice zayıflatacak, boşta kalan halkın 'sosyal mesafe' diyerek düzenle politik mesafe koyması gerekiyor. Böylesi bir şey yaya kaldırımlarının ve toplu taşımanın lüzumsuzluğunu ortaya koyuyor.

Bırakın iklim krizini, bırakın salgında hekimlerin sözünü, belediyelerimiz iktidarın ÖTV-KDV-MTV toplama heyecanına asfalt rekorları kırarak müthiş destek verdiler. Böylece temmuz ayında petrol ithalatı önceki yılın aynı ayını geçti, yakıt ithalatı artış eğilimi gösterdi. Böylesi güçlü bir asfaltist siyasi heyecan varken şimdi toplu taşımayı yasaklayabiliriz. Ulaşımda zaten payı düştü, toplu taşıma yerine özel taşıma ile halk otobüsleri ve dolmuşları öne çıkartabiliriz. Böylece müşteri garantili dolmuş hatları filan da yapılabilir.

Ülke olarak hepimiz buna çalışmıyor muyuz zaten? İtiraf edelim, ilan edelim rahatlayalım!

1- http://www.siyasethaber.com.tr/buyuksehir-in-asfalt-hamlesi-suruyor-16550.html


Önder Algedik Kimdir?

Proje yöneticisi, enerji ve iklim uzmanı, aktivist. Çeşitli sektörlerde proje yöneticiliği yaptıktan sonra son yıllarda iklim değişikliği ve enerji alanında uzman olarak çalışmaktadır. Tüketici ve İklimi Koruma Derneği yönetim kurulu üyesi olup 350ankara.org iklim aktivist grubunun kurucularındandır. Yaptığı çalışmaları ve değerlendirmeleri daha önce Cumhuriyet Enerji'de kamuoyu ile paylaşırken, aynı zamanda yesilekonomi.com'da da yazmaktadır. Raporlarına ve arşivine http://www.onderalgedik.com/ adresinden ulaşılabilir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR