Murat Sevinç
Murat Sevinç

'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...

Salı, 8 Eylül, 2020
Değerli yetkililer eğer kabul ederlerse, kendimin de Diyanet'e devredilmesini talep ediyorum. Tabii, Diyanet'in ne işine yararım, nerede kullanılabilirim, bilemiyorum. Ancak hep birlikte düşünme noktasında çok yararlı kullanım alanları bulunacağı kanaatindeyim.

Anayasa’nın 136’ncı maddesine göre ‘genel idare’ içinde yer alan ve ‘laiklik’ ilkesi doğrultusunda, ‘bütün siyasi görüşlerin’ dışında kalarak görevlerini yerine getirmekle mükellef bir ‘kamu kurumu’ olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na yapılan türlü ‘mekân’ tahsislerinin son derece yerinde olduğunu düşünüyorum. Ancak bunların yeterli olmadığı ve gerek yaşamsal bir kurum olarak Diyanet’in, gerekse onunla ilişkili muhtelif kesimlerin mağduriyet yaşadığı çok açık. Halkımız, kalan tüm kamu bina ve arazilerinin de içtenlikle Diyanet’e devredilmesini beklerken böylesine yavaş ve çekingen davranılmasını kabullenmekte zorlanıyorum.

Yalnızca arazi ve bina tahsisleri değil, Diyanet’in bütçe konusunda elinin rahatlatılması da elzem. Hâlihazırda pek çok bakanlıktan daha yüksek olan ve gayri milli kesimi çileden çıkaran bütçesinin bir an önce artırılması ve faaliyetlerinde herhangi bir maddi yoksunluk yaşamaması, biz yurttaşlar ve dünya Müslümanları için son derece yerinde bir adım olur. Bu öneriye karşı olanları, internete girip orta boy bir kılıcın fiyatını öğrenmeye, önyargılarından kurtulmaya davet ediyorum. Kuşkusuz savunmaya/silaha vs. ayrılan bütçenin azaltılması doğru olmaz; ancak, genellikle lüzumsuz ve gayri milli tiplerin fütursuzca savunduğu adalet, eğitim ve sağlık gibi alanlara tahsis edilen bütçeden yapılacak kesintilerle bu açmaz kolaylıkla çözülebilir.

Neyse ki son yıllarda idaremizin bu konuda hepimizin yüzünü güldüren adımları cesaretle attığına tanık oluyoruz.
Üç dört yıl önce Bodrum’un Yahşi’sindeki büyükçe bir arazinin Diyanet’e devredilme planını okuduğumda çok sevinmiştim. Bir eğitim ve öğretim merkezi kurulacakmış. Sonrasını takip edemedim, umuyorum yapılmıştır. Bir iki kez Bodrum’a giden biri, böyle bir eğitim merkezine duyulan ihtiyacı kolaylıkla fark eder. Bodrum ve sair sahil beldelerinde deniz kenarlarının çoğunlukla denize girmek, kenarında yemek yemek ve tekne çekmek için kullanılıyor oluşu akıl almaz bir durum. Aslına bakılırsa sahillerin büyük ölçüde mahalli sermayeye devredilip ücret ödemeyenlerin giremeyişi ile bir sorun büyük ölçüde hallolmuş, deniz kenarları alt-orta sınıf mensuplarının işgalinden kurtarılmıştı. Buna mukabil yine de, affedersiniz yarı çıplak vaziyette gezinmelerin ve eğlence merkezleri noktasında bazı sıkıntıların olduğu herkesin malumu. Bu nedenle her sahile açılacak bir Diyanet merkezi, yerli ve yabancı ahalinin doğru yolu bulması noktasında son derece yerinde bir adım olur. Devlet yönetiminde tek bir kişinin olsun gönlünce davranma ve mutlu olma ihtimali gözden ırak tutulmamalı, özgürlük adı altında bir medeniyetin iflasına izin verilmemeli.

Yine, yazarken hicap duyuyorum, Bomonti Bira Fabrikası arazisinin de Diyanet’e devri fevkalade yerinde bir karar. O fabrika binasını gördüğüm günden beri yaşadığım burukluğu anlatamam. Diyanet’e devir kararını göz yaşlarıyla karşıladığımı söylemeliyim. Emek harcayan herkesten Allah razı olsun. Ama yetmez tabii, fethedecek ve bayrağımızı dikecek başka yerler de bulunmalı. Neymiş efendim, o fabrika II. Abdülhamit devrinde inşa edilmiş. Peki acaba Sultan, orada bira üretileceğini biliyor muydu? Efendim bina tarihi ve mimarisi ile çok özelmiş, eşi benzeri zor bulunurmuş. Bu milletin böyle safsatalara karnı tok. Medeniyetimizi çürütmek için, affedersiniz Batılı tarzda bir yaşam biçiminin dayatılması noktasında uydurulmuş şeyler bunlar. Ayrıca sayıları azalmış olsa da, o bölgede yaşayan Müslüman olmayan yurttaşın milli kültürümüzle haşır neşir olmasının nesi kötü? Misal, gayrimüslim yurttaşımızın yoğun olarak ikamet ettiği Kurtuluş-Bomonti civarında caddelere ‘Ergenekon’, ‘Türkbeyi’ ve okullara ‘Talat Paşa’ gibi isimler verilerek medeniyetimizin ne anlama geldiği kısmen gösterilmişti. Şimdi, işin eksik kalan yanı bu sayede giderilecek ve Diyanet o bölgeye bambaşka bir anlam katacak. Sağolasın Diyanet.

Neden, Diyanet’e tahsis konusunda böyle çekingen davranılıp inançlı kesim mağdur ediliyor diye dertlenirken, Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi de mutluluk verici bir gelişme oldu. Fakat o bir yana, özellikle Kariye’nin devri hakikaten bugüne dek atılmış en doğru adımlardan biri. Eşsiz mozaiklerin olduğu bu yapı yıllar önce Diyanet’e devredilmeliydi, yine de zararın neresinden dönülse kâr. Kaç kez gittim Kariye’ye. Her seferinde o yapının bir cami olması gerektiğini düşünerek hüzünlendim. Özellikle Fatih-Karagümrük civarında cami yetersizliği sorunu olduğu, müminlerin ibadethane bulamadığı herkesin malumu. Yıllardır Karagümrük’teki Vefa Stadı’nın nasıl olup da Diyanet’e devredilmediğini hayretle düşünüp dururum. O bölgede yapılaşma yoğun olduğu için Diyanet’e yer bulmak kolay değil ve bu, belli kesimlerin tekrar tekrar mağdur olmasına neden oluyor. Her cadde ve sokağın, bir de bu gözle teftiş edilip Diyanet için uygun mekânlar bulunmasında sonsuz yararlar var. Ayrıca Kariye’den aşağı Haliç’e kadar olan ve sur içinde kalan devasa toprak parçası ihmal edilmemeli.

Dün, üç dört yıldır gündemde olmasına karşın kamuoyunun ilgisini pek çekmeyen bir haber ne kadar doğru şeyler düşündüğümü bir kez daha gösterdi bana. Heybeli Ada’daki ‘sanatoryum’ arazisi bütünüyle Diyanet’e devredilmiş. Üstelik salgın döneminde. Nasıl bir mutluluk yaşadığımı anlatamam, hayal olan şeylerden biri daha gerçekleşecek böylece. Az çok bildiğim bir yer Heybeli. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulmuş bu ilk salgın hastanesi, Ada’nın Çam Limanı’na giden yolunda, şimdilerde plaj olarak kullanılan bir koyun hemen yukarısında, yeşillikler içinde, çok değerli bir arazi. Diyanet’e tahsis edilmesi ve bir İslam eğitim merkezi olarak hizmet verecek olması her açıdan doğru bir karar. Kararda imzası olan herkesi içtenlikle kutlarım.

Her mekânı ama özellikle laik ya da Müslüman olmayan yurttaşlar bakımından sembolik önemi olan yerleri Diyanet’e devretmek, medeniyetimize yaraşır, öngörülü bir tavır. Fakat bununla yetinmek büyük hata olur. O merkezde eğitim göreceklerin rahatça ibadet edebilecekleri büyük bir camiye de gereksinim var. Ayrıca yalnızca Heybeli’nin değil, bir an önce Diyanet’e devredilmesi gereken diğer adaların da. Çamlıca’da yapılan ve dolup taşan görkemli caminin benzerleri her adaya inşa edilmeli. Ayrıca sanatoryumun, kapalı Ruhban Okulu bulunan bir adaya açılıyor oluşu da bizlere yaraşır bir durum. Allah’ın izniyle merkez faaliyete başladığında Heybeli’nin nüfus yapısı da zaman içinde dönüşecek, değerli sarıklı ve cübbeli yurttaşlarımız için gerek vapurlarda gerekse Ada’nın merkezinde bazı çok gerekli değişikliklerin yapılması gerekecek. İçkili bir iki lokanta ve yarı çıplak denize girilen sahillerin varlığı ile Diyanet’e gelecek inançlı kardeşlerimizin ruh dünyalarının taciz edilmesini hiçbirimiz kabullenemeyiz. “Orası bir sanatoryum ve o haliyle topluma kazandırılmalı” diyen kendini bilmez, af buyrun ‘laikçi’ hainlerin hiçbir biçimde ciddiye alınmayıp eleştiriyi yüksek sesle yapanların ise ileri derecede bağımsız yargıya havale edilmeleri gerektiğini söylemeye herhalde gerek yok. Nihayetinde hukuk devletiyiz.

Tabii, gelecekte Ruhban Okulu’nun da Diyanet’e devredilmesi bir yurttaş olarak en büyük beklentim. Oranın arazisi de hayli büyük. Çok güzel eğitim verilebilir. Her işin başı eğitim. Büyükada’nın tepesinde yer alan ve rivayet odur ki Avrupa’nın en büyük ahşap binası olan Yetimhane’nin de Diyanet’e devrolması noktasında gerekli adımların bir an önce atılacağını umuyorum. Bunları hatırlattığım için dahi mahcup oluyorum inanın; nasıl olur da bugüne dek gündeme gelmez, hayret. Yalnızca eğitim merkezi olarak düşünmeyelim, örneğin yetimhane binası misafirhane olarak kullanılabilir, düğün ve nişanlara tahsis edilebilir. Hatta düğün dernek günlerinde motorlu araçların Ada’ya getirilip kına-nişan-düğün sahiplerinin mağduriyetlerinin engellenmesi için gerekli girişimlerin yapılması da gündeme alınmalı.

Muhterem okur, bazı önerilerimi gerçekleştirmenin zor olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Fakat talep etmeliyiz, istemeliyiz, hayal etmeliyiz. Eğer bu ve başkaca pek çok talebi, geçen hafta yazmaya çalıştığım ‘şehirlerin yayasızlaştırılması’ ideali ile birlikte düşünürseniz, Diyanet’e ne kadar çok alan kalacağını da tahmin edebilirsiniz. Yayasız kaldırımlar, yayasız deniz kenarları neden Diyanet’in kullanımına açılmasın? Park ve bahçeler? Çocuklar evlerinde ve apartman bahçelerinde oynasa, bütün parklar Diyanet’e tahsis edilse, kim ne kaybeder? Önyargılarımızı ve ezberlerimizi terk edelim artık. Terk etmekte zorlanıyorsanız muhalefet partilerini örnek alabilirsiniz. Bakın, bir kez bile oyuna geldiler mi bu süreçte? Evlerinin mutfağı Diyanet’e devredilse gıklarını çıkarmayacaklar. Neden? Eh kusura bakmayın ama bunlar hep ‘sosyoloji’, hep ‘siyaset bilimi’ işte!

Gelelim şahsıma! Değerli yetkililer eğer kabul ederlerse, kendimin de Diyanet’e devredilmesini talep ediyorum. Tabii, Diyanet’in ne işine yararım, nerede kullanılabilirim, bilemiyorum. Ancak hep birlikte düşünme noktasında çok yararlı kullanım alanları bulunacağı kanaatindeyim.

Bir ‘kişinin’ bir kuruma devrinin bazı hukuksal sorunlar doğurabileceği iddia edilebilir. Yersiz kaygılarla vakit kaybetmemekten yanayım. Böylesi duraksamalar, bize Cumhuriyet tarihi boyunca dayatılan ‘nakil’ hukuktan doğuyor. Rahat olmak, elimizi korkak alıştırmamak, bir takım Batılı normlarla milli menfaatleri sınırlandırmamak gerekir. Ezcümle, talebimin dikkate alınmasını ve bir an önce Diyanet’e tahsis edilmeyi rica ediyorum. Belki tek bir isteğim olabilir… Şahsımın Diyanet’e devir törenine, AİHM Başkanı hâkim Spano da davet edilmeli. Kebapçıyla halıcı arasında bir beş dakikasını ayırması yeterli olacaktır…


Murat Sevinç kimdir?

İstanbul'da doğdu. 1988'de Mülkiye'ye girdi. 1995 yılında aynı kurumda Siyaset Bilimi yüksek lisansına başladı ve 1995 Aralık ayında Anayasa Kürsüsü asistanı oldu. Anayasa hukuku ve tarihi konusunda makaleler ve bir iki kitap yayınladı. Radikal İki ve Diken'de çok sayıda yazı kaleme aldı. 7 Şubat 2017 gecesi yüzlerce meslektaşıyla birlikte OHAL KHK'si ile Anayasa ve hukukun bilinen ilkelerine aykırı bir biçimde kamu görevinden atıldı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI