Aydın Selcen
Aydın Selcen

Vaşakların, karakulakların ve Dionysos'un vatanı

Çarşamba, 19 Ağustos, 2020
Bırakınız Doğu Akdeniz’de borda bordaya gelen savaş gemilerini, Batı Anadolu’da bir arada yaşayan vaşak ve karakulak türlerine bakınız. Kendi düşünsel cesetlerini sırtlarında taşıyan ilkel sürüm siyasetçilere kulak kabartmayınız; içmeseniz de şarap, tapmasanız da Dionysos üzerine kafa yorunuz

Pazartesi günkü Gazete Duvar’da İlhan Uzgel’in billur gibi berrak ve o denli zihin açıcı bir yazısı çıktı. Halen okumayanlara hararetle öneririm. Özetle “profesörüyüm” diyor İlhan Hoca. Acı anımsatma: Bu adamı KHK ile Mülkiye’deki kürsüsünden attılar, öğrencilerinden uzaklaştırdılar. Gidip bir şeref turu atıp gelsin atanlar, kına yaksınlar, ben yollarım İstanbul’dan.

Aslında yazı burada bitti, bana müsaade. Neyse hadi peki. Geçenlerde bir çizgi roman okudum Fabrizio Dori’den “Avare Tanrı” (yine sevgili Doğan Şima’nın Baobab Yayınları’ndan, 2020). Dionysos kültüyle yahut diniyle ilgili. Bir satir gibi yaşamak, doğa, doğa ötesi gibi izlekler üzerine. Bizim buraların tanrılarından Dionysos’a inancın nasıl nesilden nesile, asırdan asıra, bir anlamda DNA’larımızda canlı kaldığı, aktarıldığıyla ilgili.

Hani biz “şarap tanrısı”, bulmacada çıksa “Roma’da karşılığı Baküs” der geçeriz. Ondan fazlası. Geçtiğimiz günlerde de hem Ermeni hem Rum memleketlilerimizin üzüm bayramıydı. Meryem Ana Yortusu’yla örtüşen. Araştırmadan akıl yürütürsek, kadim dioniziyak üzüm bayramının, belki “bacchanal”ların, sonradan Hristiyanlaştırılmış, “doğru yola sokulmuş”, eli yüzü düzgün hali diyebiliriz. Buna kızkardeş yayınımız Duvar English’teki yazımda değindim bu hafta.

Daha önce de felsefeci Roger Scrutton’un “İçiyorum Öyleyse Varım” kitabına (Aylak Kitap, 2012) atıfta bulunmuştum burada. Şarap üzerine, ama şarabın üzerinden çok daha ötesine dair bir bilgelik kitabı, adeta doğru yaşantı el kitabı. Şarap da, tanrı Dionysos, Ermeniler ve Rumlar gibi bizim buralı. Bağbozumu da yaklaşıyor. Önüne koyduğu bir şişe kırmızı Bandol’e bakarken, “şişelenmiş günışığı” diye aklından geçirir Jim Harrison. Ondan da söz etmiştim bir ara, büyük yazardı rahmetli.

O arada Dionysos filan diye orkinosların sardalyaları kovaladığı enginlere dalmışken, sevindirici bir haber gördüm, yeri geldi aktarayım: Yaban kedilerinden vaşak soğuk kuzeyde, karakulak sıcak güneyde yaşarmış. Bu iki muhteşem hayvanın bir arada yaşadığı çok ender alanlardan biri Batı Anadolu bölgemizde keşfedilmiş. Karakulak, Latince kökten gavurcada “caracal” ve türevleri olarak geçiyor. Vaşak mı sonradan geldi, karakulak mı bu topraklara acaba?

Latince “caracal” Türkçe “karakulak” sözcüğünden mi türedi? Boz renkli hayvanın kulakları kara zira. Kaynağı Beykoz ormanlarında olan Karakulak suyu, adını bu kediden mi alıyor? Öyle ya, kedinin anavatanının da Anadolu olduğu kanıtlanmıştı. Şarabın da kuvvetle muhtemelen öyle. Esnediniz mi? Uykunuz mu geldi? Gelmesin. Bunlar, inanın Fahrettin Altun’un “yok hükmündedir” çıkışlarından da, MSB Akar’ın Libya çıkartmasından da, Doğu Akdeniz’de bulunsa da hiç bir zaman işletilemeyecek doğal gaz yatakları adına savaş gemilerinin yaktıkları mazotun ederinden de daha ilgi çekici bence.

Kuzeyli vaşak ile güneyli karakulak demek bizim burada karşılaşmış. Doğu ile Batı da öyle. Hep bunu söylemiyor muyuz? Hasankeyf’e baraj yapar sular altında bırakırsın, Ayasofya’yı müzeden camiye çevirirsin, Salda gölüne tost büfesi bilmemne yaparsın, Ahlat’a saray, Rize’de denizi doldurup otel diker, gözünü Ayder’e dikersin, sonra doğu ile batı burada buluştu, “ne mozaiği mermer ulan”, filan. E tabii bir yerden başlamak gerek, sen seçimle gitmeden düzelmeye başlamayacak hiç bir şey.

Sen gidince düzelecek mi? Valla bilmem ki anacım, berikilere de sorduk defalarca yanıt gelmedi: Libya, Suriye, Irak, Kıbrıs dedik, ı-ıh. Onun yerine “Biden aklını başına al” duyduk. “Dönüşüm?” dedik, “alo tıh-tıh, eyigünner” dediler. Rakı masalarında esip savuranlar, Ayasofya’ya cami statüsüne ters perende attırılmasına karşı çıkan, İslâm dairesine dışarıdan musallat, azınlık ama azgın güruh olarak bekleşiyoruz siyasi yetimler gibi. Ah Ekmeleddin Bey olaydı şimdi, Ortadoğu ve Akdeniz havzasında hüküm süren barış ve işbirliği ortamından söz ediyor olacaktık.

Buyurun size bir kitap daha: Mathias Enard’dan “Pusula”, 2015 Goncourt ödüllü, Türkçesi Can Yayınları’ndan 2019’da çıktı. Edward Said’in şarkiyatçılık/oryantalizm eleştirisine bir bakıma takla attırıyor. Viyanalı bir müzikologun gözünden doğu ile batının nasıl bir ve muhteşem bir kültürel harman olduğunu öyküleştiriyor. Viyana tabii, ya neresi olacağıdı? Österreich’ın yani doğu imparatorluğunun başkenti. Bugün gördüğünüzde Viyana, “bu kocaman başın, gövdesi nerede?” diye düşündürüyor. O gövde kimi uyanık zihinlerde bir doğu-batı divanı olarak hayat buluyor.

Karşılıklı dinci-milliyetçi hışırlıklar. Biden “gev gev” dedi. Ecdad rom mu içerdi, Cuma’ya mı giderdi? Mustafa Kemal’i başımıza hangi uzay gemisinden yolladılardı? Anadolu irfanı, köylülüğe övgü, Kürt kardeşlerimize yolunu şaşırtan Demirtaş’a zindan, çocuk işçilere cemile kabilinden tablet. Dua eder, cami yaptırırsam, “bu da elhamdülillah Müslüman, ona da oy veririm” derler. Mavi Vatan ve gerçek Atatürkçülere reyisin etrafında kenetlenme çağrısı. Merhum pederin gün yüzü görmemiş, “hermetik” diyelim havalı olsun, deyimlerinden biriydi: “Oturak bana ‘dum’ dedi, ben ondan korkmadım.”

Bırakınız Doğu Akdeniz’de borda bordaya gelen savaş gemilerini, Batı Anadolu’da bir arada yaşayan vaşak ve karakulak türlerine bakınız. Kendi düşünsel cesetlerini sırtlarında taşıyan ilkel sürüm siyasetçilere kulak kabartmayınız; içmeseniz de şarap, tapmasanız da Dionysos üzerine kafa yorunuz. Yürüdüğünüz sokaktaki bir ağacın dalını, bir an durup daha yakından inceleyiniz. Geçen gün uzunca yüzüp karaya çıktıktan sonra oradaki arkadaşıma, “açıkta tuhaf şeyler oluyor, sanki Poseidon ‘burulup, burulup’ diye kulağıma fısıldıyor” dedim. Dik dik yüzüme baktı. Olur öyle aldırmayın, siz yine bildiğinizi okuyun.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI