YAZARLAR

Artık sadece güldürüyor 'erkek açıklaması'

Ara yerden konuşan birisi olarak, her iki yerle hemhal olabilirken, nispeten ayrıksı durabilme becerisiyle söylemeliyim ki dindar kadınlar, seküler kadınların direnişinden ve seküler kadınlar da dindar kadınların direnişinden güç alarak, birlikte büyütüyor mücadeleyi. Hem diğeriyle hem benzeriyle ayrı düştüğü yerlerde uzlaşı şartlarını elbirliğiyle oluşturarak ilerliyor kadınlar.

Dindar kadınlar, seküler kadınlar kategorizasyonuyla bir seküler erkek yazarın bir diğer seküler erkek yazarı “erkek açıklaması mansplaining” ile eleştirmesi, buna ve diğer eleştirilere verilen cevap, son haftaların karabasanından çekip çıkaran, keyif kahvesi niyetine okuduğum yazılardandı. Erkek açıklaması tabirinin, erkekler tarafından da bilinip, önemsenip, kullanılıyor oluşu, başlı başına feminizmin başarısı ve iyi hissettirdi doğrusu. Alper Görmüş ’ün, gayet iyi niyetli ve destekleyici ama kesinlikle dışarıdan, uzaktan ve tabii ki üstten bakılarak yazılan “Dindar kadınların direnişine seküler kadınlar da çok şaşırmış olmalı” başlığı ilk bakışta kızdırmadı değil. İçerik ve tespitleri de öyle ama sevimli gelen bir yanı olmadığı da söylenemez. Üzerine düşünüp araştırdığı, eski yazılarla bilgileri tazelediği, pek uzak olmayan ve aslında tümüyle geçtiği de söylenemeyecek geçmişi hatırlatışını önemsedim.

Önemsemekle birlikte kadın hareketinin dindarlarıyla sekülerleri arasındaki ayrımı vurgularken, ülkenin kutuplaşmış haline kutupları keskinleştirmekten öte katkısı olmayan erkelerin, ikide bir kadınlara dönüp “hadi kendi aranızda anlaşın” minvalinde akıl verişi kadar komik geldi son cümlesi. “Seküler kadınlara gelince; umarım onlar da olan bitene bu kadar gözlerini kapamazlar ve tarihsel hatalarını bir kez daha tekrar etmezler.” Hadi öpüşün, barışın kıvamında çocuk avuturcasına sesleniş, tam da Didem Madak’ça cevaplanacak cinsten, Bayım! Siz n’anlarsınız?

Takip ettiğim yazarlardan Alper Görmüş’le sınırlı değil bu tavır. Çok yaygın. Eskiden kızdırırdı, şimdi güldürüyor. Hepi topu tek bir yemek yaptığı hatta sadece bir karpuz kestiği halde mutfağın altını üstüne getiren erkek misali… Ülkeyi, dünyayı bu hale getiren erkek aklı erkek siyaseti ama kadın gelip her şeyi yeni baştan düzenlesin diye beklenirken aynı zamanda kadının ne tür bir işbirliği, işbölümüyle ve nasıl bir sistemle gerçekleştireceğine dair akıl verip üstelik yapılanı azımsama, küçümseme haliyle, egemen konforu alanından konuşmak, çok rahat olmalı. Neyse ki aynı siteden bir başka yazar, Oral Çalışlar fark etmiş durumun vahametini. Yazının erkek açıklaması içerdiği, eski bilgilerin bugünü açıklamakta yetersiz kalacağını ve eril sistemin sorumluluğunu hatırlatıyor. EŞİK- Eşitlik İçin Kadın Platformu’ndaki biraradalığı ve İstanbul Sözleşmesi için birlikte yürütülen mücadeleyi işaret etmesi çok kıymetli ama yazık ki sorunsuz değil. Seküler kadınlar tanımı için çok geniş bir alanı işaret ettiği belirtilirken, dindar kadınların tek bir organizma gibi algılanışı, en azından farklılıkların işaret edilmeyişi, hayli sorunlu.

Seküler erkekler arasındaki düşünce çeşitliliği kadarının seküler kadınlar arasında da olduğunun görülmesi iyi bir şey. Ama dindar erkekler arasındaki farklılıkların dindar kadınlar arasında olacağını tahmin edip yazmak için çok derin analiz falan da gerekmezdi. Fakat biraz dikkatli bakılınca kesinlikle görülecek ve giderek genişleyen yeni bir alan, bir arayerdelik hali hâlâ idrak edilmeyi bekliyor. Araf belirsizliğinden ve sınırlar arasında sıkışıp kalmışlıktan çok farklı bu alan ve insana inanılmaz özgürlük bahşediyor. Genişlemesi kutuplaşma sorununa ilaç olabilecek bu arayerdelik alanı daha çok kadınlar tarafından inşa ediliyor ama görülmesi zaman alacak galiba.

Bahse konu iki yazı, dindar erkeklerde olduğu gibi seküler erkek aklının ve gözünün de kadının başörtüsüne takılı kalmış olduğunu açığa çıkarması bakımından önemli. Kadının başörtüsü hâlâ erkeklere dert ve İstanbul Sözleşmesi bağlamında bile asıl konuşulması gerekeni örtecek bir araç haline getirilebiliyor. Biz kadınlar hayli yol aldık ama erkeklerin bir arpa boyu bile yol gitmediği açık. Tabii bu arada kesinlikle belirtmek gerekir ki kadınların birlikte aldığı yol çakılsız, dikensiz değil. Yol alırken ötekine yol vermeyi, birbirimizin topuğuna batan dikeni temizleyerek daha hızlı ilerlemeyi yolda öğrenmekteyiz.

EŞİK, aynı platformda buluşulan ilk çalışma alanı değil seküler ve dindar kadınlar açısından. Ama en geniş ve demokratik yapılanma olduğunu söyleyebilirim. Önceden de çeşitli savunu alanlarında, farklı isimler altında birlikte olduğumuz gibi geçmişte de tekil örgütler olarak ortaklaştığımız öyle çok eylem var ki geçmişten günümüze. Bazen kırılıp, dökülüp ama yine birbirine tutunup ayağa kalkılan bu sürecin biriktirdikleriyle oluşan EŞİK, biliyordu, bekliyordu dindar kadınların direnişini. Dindar kadınlar tanımı içinde yer alan farklı yaklaşımlara sahip farklı örgütlerden gelecek açıklamaların tonlamasına ve hatta zamanlamasına kadar biliniyordu. Ara yerden konuşan birisi olarak, her iki yerle hemhal olabilirken, nispeten ayrıksı durabilme becerisiyle söylemeliyim ki dindar kadınlar, seküler kadınların direnişinden ve seküler kadınlar da dindar kadınların direnişinden güç alarak, birlikte büyütüyor mücadeleyi. Hem diğeriyle hem benzeriyle ayrı düştüğü yerlerde uzlaşı şartlarını elbirliğiyle oluşturarak ilerliyor kadınlar. Sorunsuz değil çok emek istiyor ama karşılığı da alınıyor.

EŞİK Platform, dün (Pazartesi) yayınladığı basın açıklamasında, İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına son verilmesi çağrısıyla karar vericileri uyarırken, ayrımsız bütün kadınlar, kız çocukları ve şiddete uğrayan tüm bireyler adına konuşmuştu. Sözleşme'nin ayrımsız ve etkin uygulaması isteğiyle uyumlu olarak elbette yapıldı herkes için yapıldı çağrı. Basın açıklaması, atıf yapılan haberin doğru olma ihtimaliyle uyardı karar vericileri. Haber doğruysa bugün (Salı) toplanan Adalet ve Kalkınma Partisi Merkez Yürütme Kurulu, son yazımda yorumladığım şekliyle noktalı virgül ile ara verilen cümleyi tamamlayacak bir karar alabilir. “Tartışmalara nokta koymak gerektiğini düşünüyorum” sözleriyle gerçekte bir noktalı virgül ile duraklatmış olan Erdoğan, MYK toplantısında nasıl bir tavır sergileyecek, emin olmak mümkün değil. Fakat partisi içindeki kadınların İstanbul Sözleşmesi yanında durarak kesin tavır alacağından da şüphe yok.

Sözleşmeden imza çekmek, şerh düşmek -ki anlamsız ve işlevsiz- çekince getirmek -ki imkansız- ya da uyguluyormuş gibi yapıp askıya almak ihtimalleri konuşulurken MYK üyesi olsun olmasın partili kadınların takınacağı tutum da ayrımsız bütün kadınların, kız çocuklarının ve şiddete uğrama ihtimali olan herkesin haklarının korunması bilincine sahip olacak. Erkek aklının bir kere daha ortalığı dağıtıp, düzeni bozmasına, şiddetle mücadele mekanizmalarına zarar vermesine kadınların tahammülü yok.


Berrin Sönmez Kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR