YAZARLAR

İsrail ile anlaşma Türkiye ve İran’ı neden geriyor?

Türkiye, İsrail’i tanıyan ilkler arasında. İsrail’le çok kritik askeri anlaşmalar imzalayan, Mavi Marmara olayında bile İsrail’le diplomatik ilişkileri koparmayıp sadece seviyesini düşüren ama ticari ilişkileri beşe katlayan Türkiye şimdi BAE’ye “Sen nasıl olur da İsrail’le ilişki kurarsın” diye çıkışıyor, elçisini çekmekten bahsediyor.

İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında ilişkileri normalleştirme anlaşması 13 Ağustos’ta alayıvalayla ilan edildi. Adı Abraham (İbrahim) Anlaşması.

ABD, İsrail ve BAE liderlerinin ortak bildirisinde “Bu tarihi diplomatik atılım Orta Doğu’da barışı ilerletecektir” deniliyor. ABD Başkanı Donald Trump da bunu “barış anlaşması” olarak niteliyor.

Bir yalanı paylaşan üç-beş harami.

Filistin davasını dava yapan ne Emirlikler ne de petro-dolar düzeninin diğer ağaları. Filistinlilerin öz mücadelesi olmasaydı bir dava da olmazdı.

Emirlikler yürütmediği bir savaşın barışını yapıyor.

Asla sahibi olmadığı bir davayı satıyor.

Dış politika siciline tek bir başarı geçiremeyen Trump elbette buna “tarihi hamle” diyecektir. Ama değildir.

Bu tür bir hamleye ihtiyaç hasıl oldu. Kasımda ikinci kez seçilme şansı azalan Trump’ın Yahudi lobisini tam tekmil arkasına alması; hassaten büyük bir Yahudi nüfusunu barındıran Florida’da Covid-19 yüzünden kaybettiği oyları geri toplaması lazım. Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti sayan ve Golan’daki ilhakı tanıyan kararlarından sonra Yüzyılın Anlaşması’nı yürütemedi. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Batı Şeria’yı ilhak planına yeşil ışık yakmayı da göze alamadı. Şimdi bu anlaşmayla durumu telafi ediyor.

Netanyahu da 1 Temmuz’da planladığı ilhakı erteleyerek seçmenlerini kızdırdı. Şimdi Arap kuşatmasını yardığına dair bir başarı hikâyesiyle elini güçlendiriyor.

BAE ise ABD ve İsrail’in etkili olduğu uluslararası denklemlerde yerini sağlamlaştırıyor.

***

Ortak bildiride deniliyor ki, “İsrail, Başkan'ın Barış Vizyonu'nda belirtilen alanlarda egemenlik ilan etmeyi askıya alacak… Bu tarihi diplomatik başarı Orta Doğu’da barışı ilerletecek.”

BAE, ilhakın olmayacağı sözünü kanca yapıp anlaşmayı vitrine asıyor.

BAE’nin fiili yöneticisi Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid “Filistin topraklarının ilhak planının durdurulması kararlaştırıldı” diyor. BAE Dışişleri Bakanı Enver Gargaş, “İlhak meselesi masadan çıkardığımız bir saatli bomba gibiydi. Zayid’in cesur girişimi, ilhak planını ortadan kaldırarak iki devletli çözüm yoluyla barış için ilişkilerin geliştirilmesini sağladı” diye ekliyor.

Ama Netanyahu ilhakı dondurma kararının geçici olduğunu söyleyerek kısa bir süreliğine olsa dahi sihri bozmaktan kendini alamıyor. Böylece yalana sarılmış satış stratejisi saatler içinde çöküyor.

***

Bu anlaşmanın Filistin-İsrail sorununun çözümüne katkısını ummak aşırı iyimserlik olur. Fakat İsrail’in beklediği Arap dizinindeki çözülmeyi kolaylaştırabilir. Stratejinin ilk hedefi Filistin davasını Arap çemberinden çıkarmak. Bunun için 2012’den beri Körfez’de bir diplomatik misyonları var. Bunu başarırlarsa Türkiye ve İran gibi Arap dışı aktörlerin Filistin’e ilgisini daha kolay maniple edebilirler.

İsrail-Amerikan siyaseti Arap tutumunda çözülmenin zeminini hazırladı. Körfez ülkelerine “Sizin asıl düşmanınız İran” telkininde bulunuldu. Bunu Tahran’ın bölgesel nüfuzuna karşı geliştirilen sert stratejiler izledi. İran’ın petrol ihracatını sıfırlamaya dönük Amerikan dayatması, buna bağlı Hürmüz’deki gerilimler, BAE’nin tankerleri ve Suudi petrol tesislerini hedef alan ‘gizemli’ saldırılar İsrail’den yana havayı olgunlaştırdı. Yani İran korkusu işe yaradı.

Fakat burada BAE’nin potaya girmesine aşırı bir anlam yüklemek de gerekmiyor. Tarihi dedikleri meselede, BAE’nin İsrail’le gizli kapaklı ilişkileri aleni hale geliyor. İki ülke 1990’dan beri askeri ve istihbarat alanında flört ediyor. 2004’de Zayid’in veliaht prens olmasıyla temaslar ivme kazandı. 2010’da Mossad’ın Dubai’de Filistinli silah tedarikçisi Mahmud el Mahbuh’u öldürmesiyle araya kara kedi girdi ama etkisi kısa sürdü. Deklare edilmeyen ticari ilişkiler hayli ilerledi. İsrail ‘muhalif avcısı’ casus teknoloji ve yazılımlarla da BAE’yi donattı. 2010’da İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Uzi Landau Abu Dabi’yi ziyaret etti. 2012’de Netanyahu ve BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid New York’ta görüştü. Kıbrıs’ta da gizli buluşmalar oldu.

Netanyahu 2014’te Körfez’le ilişkiler için İzak Molço’yu özel temsilci atadı. 2015’te İran’la nükleer anlaşmanın imzalandığı süreçte karşı cephe oluşturmak için görüşmeler arttı. İsrail 2015’te Abu Dabi’de bir ofis açtı. İsraillilerle diyalog, ABD’nin BAE’ye F-16 satmasının önünü açtı. Geçen mayıs ve haziranda BAE uçakları ‘Filistinlilere yardım’ görüntüsüyle Ben Gurion’a indi. Haziranda BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el Uteybe, Yediot Ahronot’a yazdı. Ardından Gargaş, Washington’da Yahudi lobisinin etkinliğine katıldı. Temmuzda BAE’den Group 42, Israel Aerospace Industries ve Rafael ile silah anlaşmaları yaptı. Yani onlarca yıllık geçmişi olan ilişkiler artık kamera önüne çıkıyor.

***

Ne olursa ‘tarihi’ olur? İsrail’in işgal ve saldırılarının 5 muhatabından biri olan Mısır 1979’da, Ürdün 1994’te barış anlaşması imzaladı. Geriye Suriye, Lübnan ve Filistin kaldı. İşte bunlardan biriyle anlaşma ‘tarihi’ sayılabilir.

Gerisi Filistin’i Arap meselesi olmaktan çıkarma hamlesi olarak kayda geçer. Bu çerçevede gürültüye yol açacak büyük balık Suudi Arabistan’dır. Tabii Emirlikler, Suudi Arabistan’ın rızası olmadan bu adımı atmamıştır. Hatta Riyad, BAE ile suları test edip ona göre kararını olgunlaştırabilir. Suudiler 2002’de 1967 sınırları üzerinden Filistin devletinin kurulmasına karşın Arap Birliği üyelerinin İsrail’i tanımasını öngören bir plan önermişti. Şimdi kendi önerilerine ihanet aşamasındalar. Tek korkuları halklardan gelecek tepkiler ve bu tepkiler üzerinde sörf yapacak İhvan gibi alternatif güç odakları. Kral Selman ölür de koltuğa oğlu Muhammed bin Selman geçerse Tel Aviv’e gitmekte vakit kaybetmeyebilir. Suudilerden önce yolu biraz daha genişletecek küçük aktörlere ihtiyaç var.

Ortak bildiride başka ülkelerin de bu adımı atacağına olan inanç vurgulanıyor.

Ve papatya falı açılıyor: Sıradaki kim? Bahreyn, Umman, Fas ve Moritanya akla geliyor. İsraillilere bakılırsa liste uzuyor.

Suud-Emirlikler ekseninin yedek parçası Bahreyn karardan memnun. Kral hazretleri geçen yıl damat Jared Kushner’in ‘Refah İçin Barış’ çalıştayına ev sahipliği yapmıştı.

Sultan Kabus zamanında İran’la gizli görüşmelere aracılık edip bölgesel krizlere taraf olmayan Umman da rotasını azıcık kırdı. Anlaşmaya da bir gülücük attı. Umman 1960’da İsrail’in ticari ofis açmasına izin vermiş ama 2000’deki İntifada’dan dolayı kapatmıştı.

İsrail’le turizm ve ticari bağları olan Fas, Batı Sahra’daki egemenlik iddiasına ABD’den destek bulmak ümidiyle bu adımı atabilir. Moritanya da İsrail’e esnek ülkelerden biri.

Ömer el Beşir sonrası Sudan bile ‘İsrail’in düşmanları’ kategorisinden çıktı. ABD ile daha iyi ilişkiler için İsrail’le normalleşmeyi düşünebilirler. Kesin bir şey yok ama İsrailliler pek iyimser.

Meraklıların bir gözü Türkiye’nin “kara gün dostu” Katar’da. Hem İsrail’le örtülü ilişkiler yürütüp hem de Hamas’ı destekleyen Şeyh Temim’in bu ikili oyundan çıkması zor. Katar da İsrail’in ticaret ofisini 2000’de kapatmış ama Tel Aviv’le örtülü ilişkilerini sürdürmüştü. ABD’nin Hamas’a laf anlatmak için Katar’a ihtiyacı var. Taliban’la barışta olduğu gibi. Ayrıca İsrail’in yakıp yıktığı Gazze’yi kim tazmin edecek?

Mossad Başkanı Yossi Cohen geçenlerde Doha’daydı. Cohen geçen şubatta güney cephesi komutanı Tümgeneral Herzi Halevi ile birlikte yine Doha’ya gitmişti. İlişki çok karakteristik: İsrail yıkar, Katar yapar! İsrail’in cebinden çıkması gereken tazminatı Katar öder. İşgalin tazminat bankası. İsrailliler 2018’de başlayan ve eylülde bitecek olan yardım programının devam etmesi için Doha’ya gidiyor. Gazze açık hapishane olarak kalmalı ama Katar’ın yardımları sayesinde de ölmemeli. Maaşlar ödenmeli, elektrik santraline yakıt gelmeli. Anlayışlı İsrail, alicenap Katar!

***

İki ülkenin tepkisi çok farklı; Türkiye ve İran. Türkiye, İsrail’i tanıyan ilkler arasında. İsrail’le çok kritik askeri anlaşmalar imzalayan, Mavi Marmara olayında bile İsrail’le diplomatik ilişkileri koparmayıp sadece seviyesini düşüren ama ticari ilişkileri beşe katlayan Türkiye şimdi BAE’ye “Sen nasıl olur da İsrail’le ilişki kurarsın” diye çıkışıyor, elçisini çekmekten bahsediyor.

İran ise anlaşmayı tehdit sayıyor. Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri "İran'ın bu komşu ülkeye yaklaşımı kesinlikle temelden değişecektir. Körfezde herhangi bir olay olur ve İran'ın ulusal güvenliği zarar görürse BAE’yi sorumlu tutarız" diye uyardı.

İsrail, BAE’de askeri-istihbarat kapasitesini artırabilir. Temel endişe bu. Halihazırda 5 bin asker ve donanma gemileriyle BAE’de olan ABD zaten İran’ı uyanık tutuyor. Fakat bir yandan da İran’ın Dubai Emirliği ile çok çetrefilli ilişkilere sahip. İran ambargo ve abluka altındayken ticari ve mali operasyonlarını Dubai’den yürütüyor. Bu kanallardan vazgeçemez. İranlılar ayrıca anlaşmanın sandıkta Trump’a yaramasından kaygılı.

***

Bu adımın kullanışlı tarafları da olabilir. İran “Filistin’in bizden başka dostu yok” diyerek ‘direniş ekseni’ni canlı tutacaktır. Türkiye de Libya, Suriye ve Irak’ta karşısına çıkan BAE’yi şeytanileştirmek için elinden geleni yapacaktır. Filistin davasına hamilik iddiası da Yeni Osmanlı’nın stratejik mönüsünde liste başı. Fakat İran ve Türkiye’nin Filistin davasını istismar ettiğini düşünenler de söze “Araplar bile İsrail’i tanırken” diye başlayacaktır.

Artık çoğu Arap ülkesi Filistin meselesinin Türkiye ve İran’ın bölgeye nüfuz etme aracına dönüştüğünü düşünüyor. Birçoğu için Filistin zaten yük. Sokak baskısı olmasa davayı satmakta tereddüt etmeyecekler az değil.

Tabii bu anlaşma ve verilen tepkiler Amerikan siyaseti başta olmak üzere uluslararası mahfillerde yeni bir ayrıştırıcı olacaktır. Oluşan tablo Türkiye ile örtülü kavgalar yürüten Emirliklerin lehine. Anlaşma Filistin-İsrail bağlamını aşan hesaplaşmalara da tekabül ediyor; özellikle İran ve Türkiye’yi bloke edecek bir perspektif içeriyor.


Fehim Taştekin Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR