Aydın Selcen
Aydın Selcen

Dış politikada nirvana dönemi

Pazar, 16 Ağustos, 2020
Doğu Akdeniz’de bir şey olmaz, oyuna devam. Hepsi NATO üyesi olan ne Fransa, ne Yunanistan, ne Türkiye yekdiğeriyle savaşır. Çapsız yöneticiler birbirleriyle savaşabilme ihtimalinin ekmeğini yer, oyalanır. ABD, BAE’yi İsrail’le anlaştırarak, Netanyahu “yok öyle bir şey” dese de, İsrail’in Filistin’i ilhak planını -şimdilik- durdurmuş oldu.

Bence belki böyle adlandırılabilir: 2002’den bu yana geçilen, daha doğrusu bize öyle anlatılan, çıraklık, ustalık gibi dönemler derken artık imam-hatipli ergenlik düşlerinin (Mehmet Y. Yılmaz “bucket list” diyor) ayyuka çıktığı, arşa yükseldiği “nirvana” dönemi. Birleşik Arap Emirlikleri’ne “Araplık” öğretiyoruz. GKRY’nin yanına Fransa’dan Suudi Arabistan’a rengârenk bir hat çizdik. MSB Akar Bağdat ziyareti arifesinde, Irak kuvvetlerine hava bombardımanında zayiat verdirip, söz konusu ziyareti ev sahibine iptal ettiriyoruz.

Libya’ya uzanan Mavi Vatan’dan söz ederken, kıyılarımıza taş atımı mesafede mercimek iriliğindeki Meis adasına çakılıyoruz. Güncel ve öngörülebilir piyasalarla, neredeyse evinizin bahçesinde bulacağınız doğal gazdan kâr edemeyeceğiniz belliyken, Doğu Akdeniz’de kiralamak yerine satın almak yoluna gittiğimiz sondaj gemilerine donanma gibi görev güçleriyle eskortluk yaptırıyoruz. Ha, bu arada turizm sezonu başlamadan bitti, dolar uzmanların ifadesine göre çok önceden görülebilen doğal düzeyi yedi buçuğa doğru süzülüyor. İşsizlik mâlum.

Tıpkı tüneller açılıp, bedava mekikler sağlanan altı minareli, “salatin” özentisi Çamlıca Camisi’nin bomboş durması, ardından arzulanan toplumsal etkiyi devşirmek üzere gidip durduk yerde Ayasofya’yı yeniden cami yapmak gibi akılla, mantıkla açıklanamayacak işler bunlar. Berat Albayrak’ın sürekli gözlerini kırpıştırarak kahvehane sohbeti yaptığı Ahmet Hakan’ın plase sorumsularına verdiği tutarsız yanıtımsılarda, “dış mihrakların saldırısı” diye anlatılan durumu, ihracatı patlatmaya yönelik müthiş (!) bir planın parçası olarak açıklaması gibi.

Dolayısıyla yorumu da olmaz. Bununla birlikte dış politika anlaşmazlıklarını hukukçuların üniversite odalarında hazırlayacakları tumturaklı çözüm planları veya ekonomi bunalımlarını iktisatçıların aynı biçimde üreteceği kitabi formüllerle yönetmek de olası değil. Hayır, o değerli hukuk ve iktisat profesörlerine kabinede yahut yeni başkanlık rejiminde üst düzey memuriyette görev verirseniz başka, o zaman denenebilir. Bu bakımdan Muharrem İnce en azından bir şeyi doğru söylüyor bence: Mühür kendine tevdi edilen değil, mührü almaya talip olanın kazanacağı oyun bu.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç da, sarayın gözde inşaat müteahhitlerinden TFF Başkanı Nihat Özdemir’e yanıtında “hazine garantili (hem de dolar üzerinden) olsa, ben de yapılan banka anlaşması teklifini kabul ederdim” derken, bozuk düzeni doğru teşhir ediyor. TÜPRAŞ’ı kulübüne sponsor yaparken de, çözümsüzlüğü reddediyor. Ne ilgisi var? “Normal şartlar altında”, yani tüm bu anti-hukuk, kleptokrasi, nepotizm, kliyentalizm, İslamcı-milliyetçi hamaset, şiddet olmasa, “düz” başkanlık rejiminde yapılması gerekeni -tabiatıyla futbol özelinde, bir siyasal tutum olarak değil- gösteriyor.

O arada CHP meğer Kürt seçmene teşekkür etmiş, İnce’ye gecikmeden yetiştirdikleri yanıtlardan öğreniyoruz. Heyhat, Kürtler onlardan söz edildiğini anlamamış. Neden? Meğer CHP Kürde “Kürt” dememiş, ondan. Tuhaf insanlar şu Kürtler, böyle bilinçsizliklerine, böyle nankörlüklerine sık rastlanıyor tarihimizde. Kaynak -affedersiniz- mabadım olmak kaydıyla, son günlerde zihnimde iyice belirginleşen çakma başkanlık rejiminde çakma ulusal birlik hükümeti olasılığı az değil: Yalnızca “terörö” HDP’nin dışarıda bırakılıp, zaten işlevsiz TBMM sıralarına mahkûm kılınması.

Cümbür cemaat, kim var kim yok, güle oynaya, bakanlıkları paylaşarak, “vatan mevzubahisse gerisi teferruattır” şiarıyla, “elini taşın altına koyacağı” tarih anı. Erdoğan da “tek vaatleri, beni indirmek” derken, bunu tersten söylüyor belki. Oysa gerçekten yeni başlangıç, sözde “restorasyon” değil “transformasyon” ile mümkün. Transformasyon yani dönüşümün yolu da Erdoğan’ın yerine bir başkasının seçimi kazanıp, dümene geçmesiyle. “Bir başkası”, bir tek kişi demek: Bir parti yahut partiler ittifakı değil.

“Elini taşın altına koymak” dedik ya, “skin in the game” diyor Amerikalılar. Onlarınki, daha ziyade gömleği ıslatmak, oyunun içinde kalmak, oyunun sonucuna göre kazanıp, kaybetmek. O taraftan bakılınca, Kürdün eli cumhuriyetin ilânından beri, öncesinde 1921 anayasasından beri taşın altında. “Tutun şunun ucundan kaldıralım artık” diyorlar.

Anladım, “sözü gargaraya getirme, şu girişte saydığın dış politikaları ne olur, onu anlat” diyorsunuz, söyleyeyim o zaman: Doğu Akdeniz’de bir şey olmaz, oyuna devam. Hepsi NATO üyesi olan ne Fransa, ne Yunanistan, ne Türkiye yekdiğeriyle savaşır. Çapsız yöneticiler birbirleriyle savaşabilme ihtimalinin ekmeğini yer, oyalanır. ABD, BAE’yi İsrail’le anlaştırarak, Netanyahu “yok öyle bir şey” dese de, İsrail’in Filistin’i ilhak planını -şimdilik- durdurmuş oldu.

Doç. Dr. Behlül Özkan’ın anımsattığı üzere, Türkiye İsrail’i 1949’dan bu yana tanıyor, ekonomik ilişkilerini de, yağmur da yağsa, güneş de açsa, sürekli geliştiriyor. Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abu Dabi Büyükelçiliği’ni kapatmaktan söz ediyor. Onun fiilen alternatif gerçeklik bakanı Altun, BAE-İsrail anlaşması için “yok hükmündedir” diyor. Netanyahu, kendi Dışişleri’nden bile gizlediyse yürütülen müzakereleri, bizi yönetenlerin de anlaşmadan hepimiz gibi haber ajanslarından haberdar olduğu açık.

BAE’nin eti budu belli de, cepleri de bizden katbekat dolu, biz ise nakde sıkışığız. Her yerde dibimizde bitiyor. Bakınız, biz “Beyrut limanını imara talibiz” derken, “ihaleyi yapın da, bizim berceste müteahhitlerden işaret edeceğimiz konsorsiyum alsın” diyoruz (tıpkı 2003 sonrasının Irak’a insani yardım şampiyonluğu efsanesi modeli), BAE balyayı masaya koyuyor. Olur, olmaz ayrı ama fark belli.

Öte yandan, işgal niyeti olmadan terörle mücadele amaçlı sürekli askeri müdahalelerde bulunuyoruz komşumuz iki Arap devletine. Kâh sınırlarından içeri dalıp çıkarak, kâh havadan bombalayarak, kâh topraklarına girip kalarak. Kimse bize yan bakamaz, kimse bizimle başa çıkamaz, adamın aklını alırız, herkes akıllı olacak, ölmeye geldik, bedel ödeyeceğiz. Ama “Türküm, Türkmenim” diyene vatandaşlık ödülünü de ihmal etmeden.

Sözü bağlamadan bir gereksiz bilgi verip, boşa kaçayım: ABD, Vietnam Savaşı marjında, 1964-73 arasındaki dokuz sene boyunca Laos’u beş yüz seksen bin sortiyle toplam iki yüz yetmiş milyon kez havadan bombardıman etmiş. Dokuz yıl boyunca, sekiz dakikada bir hava bombardımanı demek bu. Ortaya çıkan, varsa erişilen, geriye kalan sonucu “dünya bizi izlemeye devam etsin” buyuran İçişleri Bakanı Soylu danışmanlarına sorup, öğrenebilir.

Nitekim diplomaside nirvana (günümüz koşullarında “fenafillah mertebesi” desek daha iyi mi anlaşılır?) dönemi derken, Nirvana’nın kulağımıza takılı ünlü şarkısının sözleri “here we are now, entertain us…” idi: “İşte buradayız, eğleyin bizleri…”  Çok içler acısı durumdayız, doğrusu cumhuriyete yakışmıyor. Sözler “I feel stupid and contagious” diye devam ediyordu: “Kendimi ahmak ve bulaşıcı hissediyorum.”

Sanıyorum daha önce de alıntılamıştım, cennetmekân guru hocam Michel Tagan saçma sapan da olsa her söylediğimizi dinlerdi de, arada yarım aklıyla işlenen konuyla dalga geçmeye çalışanı gördüğünde “tablonun üzerine işememek gerekir” diye uyarırdı bizleri. Kulağıma küpe olmuş tevekkeli yaklaşık otuz beş senedir.

“Van minuts” anından bugüne süregiden kısaca “karı gibi ne gülüyon lan?!” temalı diplomasinin röntgeni bunu andırıyor. Toplam nüfusu Ali Sami Yen Arena’ya rahatça sığacak Liechtenstein hiltiyi üretir de, biz ancak onu sözcük olarak dağarcığımıza katarız, elimize alır Galata Kulesi’ni yıkarız. Al gözüm seyreyle, vuslatın bir başka âlem, sen bir ömre bedelsin.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI