Boşaltılmış pistte kaza olur

Çarşamba, 5 Ağustos, 2020
Çekirdek tabanın sınırlı ideolojik tatmini ve kışkırtılan talepleri sadece motivasyon üretmiyor. Rahatsızlık ve zorlamalar, ertelenmiş iç hesaplaşmaların açığa çıkmasına neden oluyor. “Çekirdek tabanın” baskısı, sadece “tepeyi” bunaltmıyor, iç gerilimi de büyütüyor. Bu, iktidarın bir süredir içinde sürüklendiği derin bir siyasi kriz. Hızlandırılmış atakların bunu görünür hale getirmesinin nedeni ise –futbol terminolojisiyle- kontrolsüz atakların yarattığı defans zafiyeti ve “bloklar arasındaki” bağlantının kopması.

İktidar, herkes için sersemletici etkiler yaratan hız ve çeşitlilikte bir taarruz halinde. Sembollerle yüklü icraat atakları, kolay akla gelmeyecek baskı ve engelleme yöntemleri birer birer devreye giriyor. Geçtiğimiz haftalarda bu fasıldan çok sayıda vaka yaşadık. Başkanlık sistemi, adeta “trafikten arındırılmış” deneme pistinde test sürüşü yaptı. Önüne kimsenin çıkmayacağı hız denemelerinde bulundu: Baro düzenlemesi, sosyal medya yasası, Ayasofya’nın ibadete ve İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması.

Gündemde üst sıralara çıkabilmiş bu “kalın” başlıklar yanında, bir kısmı açık bir kısmı örtülü –çoğunluğu ekonomik- karar ve uygulamalar sessiz sedasız hayata geçti. Hamle taarruzuna hemen bütün idari birimler ve iktidarla yüksek bir uyum yakalamış olan yargı da katıldı. Mesela Danıştay, “kayyım atanmadan kayyım düzeni” sayılacak, belediye şirketlerini belediye başkanlarının yerine belediye meclislerinin yöneteceği kararını onayladı. Futbol ligleri ile ilgili sürekli karmaşa yaratan kararlar, tam anlaşılamayan süreçlerle alınıp uygulandı.

Süreklileşmiş anormallik düzeninin kendi “normalinde” bile şaşırtıcı sayılacak bu hareketliliğin, arzulanan sonuçlar kadar bazı kontrol kayıpları veya komplikasyonlar yaratması da kaçınılmaz. Bu “arızaları” büyüten unsurlardan biri hıza bağlı hazırlıksızlık elbette. Sembollere abanılan her hamlede de, dokunulmak istenen sinir uçları hesaplanırken, kısa devre yapabilecek temaslar bazen gözden kaçabiliyor. İddia edildiği gibi her hamlenin devamının planlandığı bir gidişattan çok, “kervanı yolda kurmak” da dağınıkları erken açığa çıkarıyor.

Baro düzenlemesinin kolayca çıkartılabilmesine rağmen beklenenden daha güçlü bir tepki görmesi, özellikle desteklenmek istenen TBB Başkanını düşürdüğü durum iyi bir örnek. Sosyal medya düzenlemesinin bir sürü uygulama boşluklarıyla çıkmış olması bir başkası. Ayasofya’da minbere kılıçla çıkıp -adresi sahipsiz- lanet okuyarak kalkışılan mahsuplaşmanın, verilen yüksek gazın, “açıklama frenleriyle” kesilmeye çalışılması da öyle. Ancak bu çalkalanmada, İstanbul Sözleşmesi meselesinin çok özel bir yeri var.

Hamle epey kolay görünüyordu. Türkiye Düşünce Platformu, sunduğu raporla hamlenin fikri zemini sağlanmıştı. Erdoğan’dan “halkımız istiyorsa kaldırın” talimatı alınmıştı. Siyasi iradeyi temsilen Numan Kurtulmuş televizyona çıkıp başlama düdüğünü çaldı: “Yanlış yapmışız”. Işığı gören sosyal medya hızla topa girdi. Mesele partide ele alındı, yöntemler tartışıldı, aslında karar bile verildi. Beklenen şuydu: İçeride itirazı olanlar varsa bile biraz mızırdanıp susacak, muhalefet “ahlaksızlığı destek” etiketinden kaçacak, bir mevzi daha geçilecekti.

Öyle olmadı. Kadınların çok güçlü bir karşılık vermesi yanında, iktidarın tabanından, hatta tavanından itirazlar yükseldi. Bu itirazları ideolojik olarak bastırma görevine soyunanların ölçüsüzlüğü, olası “sessizliği” imkansız hale getirdi. Tam hazırlanmamış iç kamuoyu, mağaza tezgahtarlarının veya dizilerinin kendilerini eşcinsel yapacağı korkusundan bahseden yorumcuların zayıf argümanlarıyla pek ikna olmadı. İçerikle pek ilgili olmayan dar bir kesimin gürültüleri, direnci kırmaya yetmedi. Kadınlar fazla dişli çıktı.

Önce, AKP İstanbul Milletvekili Meclis Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Canan Kalsın’dan açık itiraz geldi. Kalsın’ın görevi hemen değiştirildi. Sonra, kadın hareketinin bütün kesimleriyle ulusal ve uluslararası düzeyde kuvvetli bir direnç sergilemesi ve kendilerini doğrudan hedefe koyan fütursuz saldırganlık karşısında KADEM de sessizliğini bozdu. İstanbul Sözleşmesi’ni savunan bir açıklama yayınladı. Hafife alınır bir durum değildi, zira KADEM’in başkan yardımcısı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’dı.

Gelinen noktada, talebi somutlaştıran Türkiye Düşünce Platformu tartışmadan çekildiğini, artık savunan ve eleştirenlerin ortak bir zeminde buluşmalarının mümkün olmadığını açıkladı. “Mayınlı alana girmişiz, çok yorulduk” diyen platform, küfürbaz üyelerini de “kişisel fikir” diyerek yalnız bıraktı. Ancak AKP hâlâ o mayınlı alandan nasıl çıkacağını bilemiyor. Son gelen bilgilere göre İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili kararın alınacağı AKP MYK toplantısının ertelendiği söyleniyor. Bu resme, Bahçeli’nin “biraz daha düşünelim” uyarısı da eklenebilir.

İktidarın hızlı performansında görülen bu arızalar, alanını genişletirken, sembollere bol keseden abanırken, kolay görünen hamleler yaparken bazı noktalarda hesap dışı bedellere toslandığını gösteriyor. Aslında yaşanan, epey önce başlamış bir sürecin kendini daha fazla dışa vuruyor olması. AKP, uzunca bir süre tabanını neredeyse tamamını ekonomik-siyasi beklentilerle ve onlara -eşitsiz de olsa- kısmen cevap verebilmesiyle tatmin etmeyi becerdi. İmkanların ve kullanılan sembollerin kuşatıcılığı azaldıkça, atılan her adım muhalefetin yanı sıra tabanının bir kısmının da canını sıkıyor.

Yeterince alamadıklarına rıza gösterebilenler, ellerinden gitmeye başlayanlara sessiz kalamıyor. Çekirdek tabanın sınırlı ideolojik tatmini ve kışkırtılan talepleri sadece motivasyon üretmiyor. Rahatsızlık ve zorlamalar, ertelenmiş iç hesaplaşmaların açığa çıkmasına neden oluyor. “Çekirdek tabanın” baskısı, sadece “tepeyi” bunaltmıyor, iç gerilimi de büyütüyor. Bu, iktidarın bir süredir içinde sürüklendiği derin bir siyasi kriz. Hızlandırılmış atakların bunu görünür hale getirmesinin nedeni ise –futbol terminolojisiyle- kontrolsüz atakların yarattığı defans zafiyeti ve “bloklar arasındaki” bağlantının kopması.

İktidarın güç konsolidasyonunu önceleyen stratejisi hız kesmeye izin vermiyor. Bu yüzden önümüzdeki günlerde, şimdiye kadar izlediğimiz süreç muhtemelen devam edecek. Fakat hızı kesmeden “düzeltme” manevraları yapmak, sert girilen virajlarda savrulma riskini, “merkezkaç” etkileri artırıyor. Dış politikada çıkartılan gürültüye ve güç gösterilerine rağmen yapılmak zorunda kalınan “düzeltme” manevraları şimdilik içeriye pek yansımadı. Sonbaharda ekonomide benzerlerinin gündeme gelmeye başlamasının etkileri ise aynı olmayacak.

Muhalefet belediyelerini sıkıştırma uğruna rahatsızlığı büyütülen büyükşehir seçmenleri, gençler ve kadınlar gibi kalabalık kesimlere, çalışanlar ve işsizler eklenecek. İktidar, geniş kalabalıkları ilgilendiren meselelerde, tabanını aynı sembol ve ortak çıkar noktasında tutmakta giderek daha fazla zorlanacak. İzlediğimiz örneklerden anlaşıldığı kadarıyla, bu durum giderek daha görünür olacak. İktidar, görüntüyü kurtarmak için kendi iç gerilimi yerine muhalefetinkinin reytingini arttırmayı deneyebilir. (Bu konuda bir hareketlenme hissediliyor.) Ancak yine beklemediği komplikasyonlara da hazır olması gerek.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI