Diplomatlar, bilim insanları, casuslar: Çin-ABD ilişkilerinde heyecanlı günler

Cuma, 31 Temmuz, 2020
Çin’in ekonomisi pandemi sonrası döneme geçerken ABD, gerek hâlâ yükselmeye devam eden Covid-19 vakaları, gerekse ırkçılık karşı hareketin yeniden sokaklara çıkmasıyla çalkantılı günler geçirmeye devam ediyor. Bu çalkantılı günlerde, geçen haftanın gündemi ise tekrar Çin’di.

Çin ve ABD arasındaki ilişkiler 2000’li yıllardan itibaren Çin’in ekonomik, askeri ve dolayısıyla siyasi olarak güçlenmesiyle gerilimli bir hatta evrilmişti. Ama, Obama ve Hu gibi kurumsal dış politika yapan önceki başkanlar zamanında ikili ilişkiler Asya-Pasifik’te birbirlerini dışlayan çoklu ticaret ağları kurma gibi yöntemler izliyordu. Trump ve Xi, kişisel karizma, ve tekelleştirilmiş karar alma mekanizmaları kullanmalarıyla benzeşen liderler. Bu yüzden, bu dönemde Çin-ABD ilişkilerini belirleyen olaylar ve politikalar yüksek tansiyonlu bir çizgi izliyor.

Pandemi öncesi dönemi belirleyen konular, ABD’nin Huawei’in Kuzey Amerika pazarına girdiğinde teknoloji sırlarını çaldığı iddiası ve Çin’le ticaret açığını kapatmak için pazarlığını yaptığı koşullardı. Çin, iki yıl önce ordusunu Amerikan tarzı sivil sanayi-askeriye işbirliği tarzında yeniden yapılandırdığı için Huawei’in iddia edilen teknoloji hırsızlığını sadece uluslararası piyasada haksız kazanç elde etmek için değil, Çin’in ordusuna bilgi aktarımı için de kullandığı kaygısı, ABD’nin şahinlerini harekete geçirmişti. Ekonomik işbirliği de ticaret açığının artmasıyla güvercinlerin kozu olmaktan çıkmış ve bir gün kurulup bir gün bozulan ticaret anlaşmalarıyla iş çevreleri için bir huzursuzluk kaynağı haline gelmişti.

Pandemiyle birlikte, Çin ABD’nin başat düşmanı haline geldi. Covid-19 Çin’de ilk çıktığında olumsuz bir tepkisi olmayan Trump, hastalık ABD’ye sıçrayıp gerekli önlemler alınmadığı için ülke kayıpların en yoğun yaşandığı coğrafya haline gelince sistematik bir saldırı başlattı. ABD, salgının başlangıcının istemsiz bir bulaşma değil, bir biyolojik saldırı ya da kaza olduğunu iddia edince, Çin’in son zamanlarda agresif bir sosyal medya diplomasisi sürdürmeleriyle bilinen “savaşçı kurt” diplomatları Amerikan ordusunu laboratuvarlarda üretilmiş bir virüsü Çin’e getirmekle suçladılar. Komplo teorisivari bu suçlamalar karşılıklı ortaya sunulan raporlarla aylarca sonuçsuzca sürdü. O sırada, ABD Dünya Sağlık Örgütü üyeliğini durdurdu, yani mali desteğini kesti; Çin de buna mukabil gelişmeke olan ülkelerde kullanılmak şartıyla verdiği desteği arttırdı.

Ticaret savaşlarına karantina yüzünden ara verilmişti. 2020 yılının ilk yarısında, Çin yılın tamamı için söz verdiği 170 milyar dolarlık ihracatın şimdilik sadece yüzde 23’ünü gerçekleştirdi. Trump’ın ticaret savaşlarında başarılı olduğu görünümü çizebilmesi için kasımdaki seçimlere kadar bu oranın artması gerekiyor. Çin’de hayat büyük ölçüde normalleştiği için bu mümkün olabilir ama Çin’in önceliğinin bu olup olmadığı tartışmalı.

Pandemiyle mücadelesini en başından sıkı tutan Çin mayıs ayı itibariyle Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki yeni bölgeselleşme politikasına geri döndü. Örneğin, geçtiğimiz salı günü, Xi Jinping girişimin finansmanını sağlayan Asya Yatırım ve Altyapı Bankası’nın yıllık toplantısında bankanın 12 üyesine toplamda 6 milyar dolarlık acil kriz fonu aktaracağını açıkladı. Bunlar arasında, 1.25 milyar dolar Hindistan’a, 1’er milyar dolar da Endonezya ve Türkiye’ye gidecek.

Çin’in ekonomisi pandemi sonrası döneme geçerken ABD, gerek hâlâ yükselmeye devam eden Covid-19 vakaları, gerekse ırkçılık karşı hareketin yeniden sokaklara çıkmasıyla çalkantılı günler geçirmeye devam ediyor. Bu çalkantılı günlerde, geçen haftanın gündemi ise tekrar Çin’di.

ABD, Çin’in Houston’daki konsolosluğunu kapatmaya karar verdi ve diplomatlara binayı boşaltmaları için iki gün gibi kısa bir süre tanıdı. Bu karar için resmi olarak bir neden gösterilmezken, gayriresmi olarak Houston konsolosluğunun Çin’in ABD’deki casusluk faaliyetlerinin merkezi olduğu iddia edildi ve örneğin, Twitter üzerinden diplomatların kararın açıklandığı günün gecesi karanlıkta varillerde belge yaktıklarını gösteren videolar servis edildi. Çin, buna karşılık ABD’nin Chengdu konsolosluğunu kapatma kararı aldı ki uzun vadede bunun ABD’ye daha fazla zararı olacak çünkü, vize işlemleri dışında önemli bir işlevi olmayan Houston konsolosluğunun aksine Chengdu konsolosluğu ikili ekonomik ilişkilerde merkezi bir rol oynuyordu.

ABD’nin Çin’in casusluk faaliyetleri ile ilgili eylemleri bununla da bitmedi. 2019 yılında Çin için ABD’de casusluk yapmaktan tutuklanmış bir Singapur vatandaşı, aynı hafta içerisinde duruşmaya çıkarıldı ve suçunu itiraf etti. Bunun aynı hafta içinde olması bu casusluk faaliyeti, Houston konsolosluğunun kapatılmasıyla ilgiliymiş izlenimi yarattı. Benzer şekilde, dört Çinli ve Çin kökenli bilim insanı hakkında casusluk suçlamasıyla arama ya da tutuklama kararı çıkartıldı, içlerinden biri Çin’in San Francisco konsolosluğuna sığındı. Bu bilim insanlarının kökenlerine binaen Trump, Çin Komünist Partisi üyesi olan Çin vatandaşlarını ABD’ye kabul etmemeyi düşündüğünü açıkladı. Geçtiğimiz ay, Fulbright bursunu Çin ve Hong Kong için kesmesinin ardından bu gelişmeyle hem Çin’deki muhalifleri hem de ABD’nin ihtiyacı olan beyin göçünü zayıflatacağı için eleştirildi. Casuslukla suçlanan bilim insanlarının suçlarının belirsiz olması ve Singapurlu casusun düşük profilli ve hikmeti çokça kendinden menkul bir karakter olması, ABD’de yeni bir McCarthy dönemi başlıyor kaygılarına yol açtı. Bu kaygılar elbette Trump’ın iç politikada göstericileri terörist ilan etmesi ve federal polisi halka ateş açmaya teşvik etmesi gibi gelişmelerle birleşince kasımdaki seçimlere kadar baskıların gittikçe artacağı tahminlerine neden oluyor.

Çin, ABD’nin bu tavırlarına geleneksel olarak yapacağı üzerine sert bir karşılık vermek yerine seçime kadar beklemeyi tercih etmiş gibi görünüyor. Dışişleri Bakanı bu hafta içindeki açıklamasında “ABD içindeki bazı küçük grupların ikili ilişkilerimizi bozmasına izin vermeyeceğiz” diyerek seçimlerde yeni bir hükümetin işbaşı yapması ihtimaline hazırlık yaptıklarını ima etmiş oldu. Gerçekten de eğer Biden başkan seçilirse tamamen Çin yanlısı olmasa da daha dengeli ve kurumsal bir dış politika güdeceği kesin gibi. Öte yandan, Demokratlar geleneksel olarak insan hakları gruplarının desteğini aldığı için seçim sürecinde Biden’ın da Çin’i bol bol eleştireceğini öngörebiliriz. Şimdilik Çin Biden’dan gelecek bu eleştirileri seçim sonuçlanıncaya kadar sineye çekmeyi planlıyor gibi gözüküyor.

 


Ceren Ergenç kimdir?

ODTÜ kökenlidir. Liverpool Üniversitesi Çin kampüsü’nün Çin Çalışmaları bölümünde doçent. Çalışma alanı Çin ve Doğu Asya odağında karşılaştırmalı siyasetbilimidir. Çin, Hindistan ve ASEAN siyaseti, Türkiye-Çin ilişkileri, ve uluslararası ilişkilere dair yeni kavramsal ve yöntemsel tartışmalar üzerine makale ve kitap derlemeleri var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI