Dinçer Demirkent
Dinçer Demirkent

Cumhuriyete tehdit: Dislike’a dislike

Perşembe, 2 Temmuz, 2020
Erdoğan’ın gençlerden aldığı tepki nedeniyle bütün sosyal medyayı kapatmaya varan tehdit algısı, aslında büyük bir korkudan kaynağını alıyor. Özdeşliğe zarar veren her kurum, her mecra, her örgütlenme, her birey tehdit olarak düşünülüyor, tehdit ediliyor ve saldırıya uğruyor.

Tehdit, Türkiye’de iktidar düzeneğinin merkezi kavramı haline geldi. İki yönlü işliyor: AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı’ndan yurttaşa yönelen ve AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı tarafından yurttaş algılanan. Rejimin merkezine yerleşen bu kavramın etrafında sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemlerinin klasik kavramları ve yeni uyarlamaları devreye girmiş durumda.

12 Eylül darbecilerinin kurduğu somut hukuksal ve siyasal düzenin son kalesi olarak Erdoğan rejimi, yurttaşı bir tehdit olarak görüyor ve duyduğu korkuyla ölçüsüz olarak onu tehdit ediyor. Tehdit düzeneğinin temelinde devlet ve Erdoğan’ı özdeşleştiren bir mantık var. Bu mantık çerçevesinde Erdoğan’a muhalif olmak devlete muhalif olmak anlamına geliyor. Bütün üst kademe bürokratları parti genel başkanı olan bir cumhurbaşkanı olarak atayan Erdoğan’ın kendisini devlet ile özdeşleştirdiği kesin. Fakat özdeşleşme kabul edilmediğinde, devlet ve Erdoğan birbirinden ayrıldığında, bu ayrımı yapanlara darbecilikten teröristliğe kadar varan bir kavramsal uzamda tehditler yöneliyor. Erdoğan’ın gençlerden aldığı tepki nedeniyle bütün sosyal medyayı kapatmaya varan tehdit algısı, aslında büyük bir korkudan kaynağını alıyor. Özdeşliğe zarar veren her kurum, her mecra, her örgütlenme, her birey tehdit olarak düşünülüyor, tehdit ediliyor ve saldırıya uğruyor.

Tehdidin kavramsal hiyerarşisi içinde, klasik sıkıyönetim kavramı olan devlete sadakat en tepede ve buna bağlı olarak kamu hukukumuz içine yeni sokulmaya başlayan irtibat, iltisak kavramları yer alıyor. Elbette devlete sadakat, devletle özdeşleştirilen Erdoğan’a sadakat anlamına geliyor. İrtibat, iltisak, eylem birliği gibi kavramlar da bu sadakat bakımından “sakıncalı” görünen yurttaşları, yurttaşlık haklarına sahip olma hakkından mahrum bırakıyor. Tabii yurttaşlık haklarından hukuksuz biçimde mahrum bırakılmak sadece bireyler için değil cumhuriyetin geleceği bakımından da büyük bir yıkımın taşlarını döşüyor. Sadece cumhuriyetin temelinde yurttaşların politik birlikteliği yattığı için değil, aynı zamanda cumhuriyetin temel ilkelerinden biri olan ve anayasamızın yetmişinci maddesinde sayılan kamu hizmetine girmede liyakat ilkesinden başka bir sınırlama getirilemeyeceği hükmü bakımından da. Bunun cumhuriyet kavramı bakımından köklü bir anlamı var.

CUMHURİYET VE LİYAKAT

Cumhuriyetin, res publicanın yani kamuya ait olanın, tüm yurttaşlar tarafından idare edilmesi. Burada da kamu yararı kavramı devreye giriyor. Kamu yararını gerçekleştirmeye en uygun olanların göreve gelmesi bakımından da liyakat ilkesi. Türkiye’de tehdit düzeneği içinde, Erdoğan’a sadakat, liyakatin yerini almış durumda. Olağanüstü hal içinde kurumsallaştırılmaya çalışılan, hukuksuz olduğu için gizli gizli sürdürülen ya da OHAL tedbirleriyle düzenlenen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının mantığı da bu. Gizlice yapılan bu hukuksuz uygulamanın yasalaştırılma girişimi ise meselenin geldiği aşamayı gösteriyor. Kendine bağlı işçi sendikası, kendine bağlı memur sendikası, kendine bağlı işveren örgütleri yaratmak bu çok boyutlu tehdit düzeneğinin unsurlarıydı ve fişleme işlevini zaten görüyordu.

Milli Eğitim Bakanlığı’nda Eğitim Sen’li bir müdür dahi göremezsiniz. Hükümete yakın işçi sendikaları nepotist ve paternalist bağlarla Erdoğan-devlet özdeşliğinin parçası kılınırken; özdeşliğin dışına çıkarak mesleğini yapmaya çalışan akademisyenlerin, gazetecilerin, kamu emekçilerinin fişlendiğini yurttaşlık çemberinin dışına atıldığı; cumhuriyetin temeli olan liyakat ilkesinin Erdoğan’a sadakat ölçütü ile askıya alındığını uzun zamandır deneyimliyoruz. Barolara yapılmak istenen de zaten adı kalmış adaletin doğrudan doğruya Erdoğan-devlet özdeşliğinin tek taraflı yargılamaları sonucunu yaratacak bir parti adaleti yaratmayı, avukatların fişlenmesini ve tehdit edilmesi amacını taşıyor.

ULAĞIN TEHDİDİ

Abdülkadir Selvi’nin son yazısı, bu bağlamda, geleceğimiz açısından çok kritik bir tehdit içeriyor. Erdoğan’ın üniversite sınavlarına ilişkin verdiği karara, sağlıklı bir çevrede yaşama haklarına, yaşam haklarına ilişkin olası ihlaller nedeniyle itiraz eden, Erdoğan’ın yayınını beğenmediğini göstererek ona tepki gösteren on binlerce genci “dislike atan dislike’lanır” diyerek tehdit etti Selvi. AKP MKYK’sında tartışılan kritik konuların kamuoyu manipülasyonu görevini layıkıyla yerine getiren Selvi’nin gençlere yönelttiği bu tehdidin geleceğimize, cumhuriyete yöneldiğini söylemek gerek. Üniversiteye gidecek gençlere kime sadık olmaları gerektiğine öğütleyen, eğer böyle olmazsa başlarına gelecekleri ima eden kıdemli ulağa hatırlatılması gereken bir şey var.

Tehdit düzeneğinin tehdit ettiği yurttaşların sayısı arttıkça tehdit anlamını yitiriyor. Ülkenin bugününü harap etmiş, kurumlarını sadakat ekseninde çözmüş ve şahsileştirmiş rejimin siyasal etkisi azaldıkça ve şiddeti arttıkça “zor” ile tutulan özdeşlik de çözülüyor. Bu da ulaklık mesleğinin son bulması demek.


Dinçer Demirkent kimdir?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Kürsüsü'nden 7 Şubat 2017’de KHK ile ihraç edildi. Doktora derecesini aynı fakülteden, "Türkiye'nin Anayasal Düzeninde Cumhuriyetin İki Kuruluşu ve Dinamik Cumhuriyet Kavramı" başlıklı tezi ile almıştır. Anayasa tarihi, cumhuriyetçilik, kurucu iktidar, siyasal temsil konuları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir, İzmirli olup Ankara’da yaşamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI