Hakimler-avukatlar-başkanlar

Perşembe, 25 Haziran, 2020
Bu salgın ortasında, Türkiye’de avukat eylemlerinin etkisi de iki türlü yayılıyor. Bir yandan, yakın geleceğe kadar, devletin göz bebeği ‘okumuş çocuklar’ın karşı çıkışı bu. Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde yükseldiği, en azından vitrininde yer alanların, ayrıca sadece solcuları-Kürt olanları da değil, hepsinin itilip kakıldığı bir görüntü, ne olursa olsun, oldukça geniş bir kesimin hoşuna gitmiyor.

Hüsnü Mübarek Mısır’ıydı. Ortalık çürümüş rejim kokuyordu. -Bozuk yumurta gibi bir şey bu. İnce bir kabuğu var. Kırılmaya görsün, üstüne de bulaşır yakınsan rejime- Yapılacak bir büyük işçi grevi için oradaydık ama ortalık grevden geçilmiyordu. Kahire’de vergi toplayıcıları, öğretmenler filan da grevdeydiler. Hakim-savcı grevleri de vardı. Devleti arkadan hançerliyorlardı sanırım. Arap’tılar işte. Barolar Birliği Başkan tarifesine göre hareket etmiyorlardı. Avukat olsalar neyse. Bu daha da büyük ihanettir sanırım. İnanmıyorsanız yalancı şahit kahvesinden, baro başkanı şahit yazalım. Değil mi başkanım?  -Şiirsel oldu-

Mısır da bize benziyordu. Yukarıdan aşağıya inşa edilen ‘Modern’ devletin, fonksiyonel çarkları, rayından çıkarsa daha yıkıcı etki yapıyordu. Devlet içi değişiklikler, uzun yıllarca hep yukarıdan, bir çarkın daha yukarı fırlamasıyla olduğundan, daha çekinilir oluyordu. Bir de onun adına ceza veren olmazsa, ne yapardı devlet? Cezasız devlet, balkonsuz evden beterdir. Hiçbir şeydir. Bu yüzden de saray eteklerinde çanlar kimin için çalıyordu? Avukatlar zaten grevdeydiler. Dedim ya vergi toplayıcıları da çalışmıyor, vergi toplamıyorlardı. Sarayında mübarek, -Hüsnü’den söz ediyorum- vergisiz, cezasız ve yavaş yavaş eteğinden düşen vefasızlar ile ne yapacağını düşünüyordu. Salgın kötü bir şeydi. Direniş salgını…

-Metin Feyzioğlu ve Doğu Perinçek’e baktığımda, Mardinli midyeciler geliyor aklıma. Aileden geçen bir meslek mi devlet severlik, devlet bekası-zekası? Deniz feneri ailesi gibi, bir devlet kadrosu mu var, bütün aile orada çalışıyor, aman fener sönmesin diye?-

Bu salgın ortasında, Türkiye’de avukat eylemlerinin etkisi de iki türlü yayılıyor. Bir yandan, yakın geleceğe kadar, devletin göz bebeği ‘okumuş çocuklar’ın karşı çıkışı bu. Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde yükseldiği, en azından vitrininde yer alanların, ayrıca sadece solcuları-Kürt olanları da değil, hepsinin itilip kakıldığı bir görüntü, ne olursa olsun, oldukça geniş bir kesimin hoşuna gitmiyor.

Öte yandan, dört tarafı davalarla çevrilmiş insanlar için avukat, aile hekimi gibi bir ihtiyaç hali artık. Her an, içine düşebileceği bir mahkeme salonunda, sığınabileceği bir cübbenin kanatlarını kırdığını sanan iktidar, aslında aynı zamanda meşruiyetinin son kalelerini de herkesin gözü önünde imha ediyor. Bir Pol-Pot rejimi için garip gelmeyecek ve hatta yanlış da görünmeyecek, ‘okumuş çocuk’ karşıtlığı, onun yerine daha da eşitsiz ve korumasız bir rejim olarak kendisini sunduğunda, belki çok farkında değil iktidar ama -onların tanımıyla- kendi bacaklarına sıkıyor. Ayrıca bu havaya hakim olan kanaat, sadece aşağıda, muhalif ve sessiz insanlar arasında değil, iktidarın bir parçası olarak hareket edenler için de huzursuzluk hali.

Yani isterse bir şeye karışmayan sessiz sedasız, mülayim, ve hatta sağcı olsunlar, insanlar önlerine avukatlar, doktorlar, mimarlar ve mühendisler seçeneği yerine bekçileri sunan bir iktidarı pek sevemez ve sevmeyecekler…

YAZARIN DİĞER YAZILARI