Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Kendisini kayyım atayan Barolar Birliği Başkanı

Pazartesi, 22 Haziran, 2020
Almanya Barolar Birliği Başkanı, Alman milli çıkarlarını hukuk çerçevesinde korumanın görevi olduğunu biliyor mu? Metin Feyzioğlu arayıp söylesin o gafile çünkü bilmiyor: “Avukatlar olarak gücümüz devletten bağımsız olmada yatıyor. Yani devletten uzağız.” Avukat Fahrettin Kayhan: “Devlet avukatlığı, totaliter ve otoriter rejimlerde görülen bir uygulama.” 

Metin Feyzioğlu’nu diyorum, nasıl bilirdiniz? Hukuk profesörü. Avukat. Türkiye Barolar Birliği Başkanı. İşte, malumunuz, bu afili sıfatlarla geçen gün CNN Türk’te Hakan Çelik’in konuğuydu. Avukatlar niye yürüyor, onu konuşacaklar.

Yürüyenleri sevmez siyaset. Yeni Türkiye hiç sevmiyor. Kemal Kılıçdaroğlu yürüyünce yeni medya rejiminin saldırı aygıtları kusur, suç bulma yarışına girmişti. HDP’liler yürüyünce de konuşup konuşup ipe dizme uzmanları HDP’siz HDP tartışmalarında hünerlerini ortaya dökme yarışına tutuştu. Şimdi barolar yürüyor ya Türkiye Barolar Birliği Başkanı aldı sazı eline, Adalet Bakanı’nı, Cumhurbaşkanı’nı, yeni rejimi ve kendisini anlattı. Üçü de televizyonlarda hiç söz hakkı bulamıyor ya, iyi oldu!

Yeni medya rejiminde kim konuşuluyorsa onun davet edilmemesi kural galiba; ama hak yemeyelim TBB Başkanı tabii tek başına konuk alınabilir ve belki Metin Feyzioğlu’nun program boyunca hukuklarını çiğnediği başkanlar da fazla gecikmeden çağırılır. Bekleriz, ne var?

Neler oldu programda? Neler olmadı ki! Feyzioğlu’ndan da yürüyenler ne istiyorlar filan, soruldu. “Derin devletçi misiniz” sorusu bile soruldu. Sorular soruydu ama cevaplarda hukuk nedir, avukatlık nedir, baro nedir, hepsi vardı. Tersinden ama!

‘HEPSİYLE BİR HUKUKUMUZ VAR’

Ankara’ya yürüyen baro başkan ve üyeleri için önce, “Önce, başımız üstüne. Hoş gelirler sefa gelirler” diye başladı. Ne kadar da demokrat bir başkan personası değil mi! Sonra yürüyen başkanlara selam ve saygı sundu, “Hepsi benim dostum” dedi ve ekledi: “… hepsiyle bir hukukumuz var.” Hukukçu olmayanların da iyi bildiği bu hukuk, iki insan arasında hiçbir yazılı kaynağı olmayan kişisel hukuk, çok çok önemli. Biliyor da, hukukçu ya. Fakat program bitince hem kişisel hukuku, hem profesörü olduğu hukuku yerle bir etmişti. Avukatlığı çöpe atmıştı. Dahası, kendisini de Barolar Birliği Başkayyımı olarak atamıştı. Böylece, herkesin kendi OHAL’ini ilan edebilme imkânının yanına herkesin kendi kayyımını da atama imkânı bulunduğunu öğrendik.

Bağımsız avukatların oluşturduğu bağımsız baroların delegeleri tarafından seçilmiş bağımsız Barolar Birliği Başkanı, meğer cübbesine gizlice düğme diktirmiş! Onları devlete karşı iliklerken izledik kendisini. O da yetmemiş cübbenin yakalarına eklediği kementlerle kendisini devletine bağlayıverdi.

ALMANLAR DEVLETİ SEÇİNCE BİZ DE SEÇTİK!

“Ben devletin menfaatlerini hukuk çerçevesinde korumakla görevli bir örgütün başkanıyım. Amerikan Barolar Birliği de bunu yapar Alman Barolar Birliği de bunu yapar. Siz Alman Barolar Birliğinin, Alman milli politikasına, Alman devletinin milli duruşuna karşı tek cümlesini duyamazsınız.”  Ne laflar ama! Ünlü kalıptaki gibi, Almanlar devleti seçince biz de seçmiş sayıldık dese daha iyi. Peki, Barolar Birliği’nin “devletin menfaatini hukuk çerçevesinde koruma” görevi olduğu lafı ne demek? Barolar Birliği, Adalet Bakanlığı’nın devlet çıkarlarını koruma kollama dairesi mi? Peki bağımsızlık ne demek o zaman? Avukatlık mesleğinin kanunda da açıkça yazan gereği olarak bağımsızlık, avukatlık meslek örgütlerinin niteliği olarak bağımsızlık? Kime karşıdır bu “bağımsızlık?” Elbette, müvekkil dahil bütün kişilere, topluma ve en önemlisi, tanımın asıl kaynağı olarak devlete karşı bağımsızlık.

ALMAN BAROLAR BAŞKANI DA PROGRAMA ÇIKACAK MI?

Devlet ve kurumları, ihtiyaç duyduğunda menfaatlerini hukuki çerçevede korumak için avukat istihdam eder, onlar yetmezse bağımsız avukatlarla anlaşmalar yaparak hizmet satın alır. Bu avukatlar bile “devletten” ve “müvekkilden” bağımsızlık ilkelerinin gereği olarak devletin öyle her şeyini her durumda savunamazlar. “Ben devletimin çıkarlarını savunurum” diyen kişi, devletin vererek istihdam ettiği ya da bir davasını görmesi için anlaştığı avukat değilse, avukat değildir. Hakim bile “devletinin çıkarlarını savunduğunu” söylediğinde “bağımsızlık” palavra olur.

Sözün özü avukat dediğin herkesten uzak durur, en çok da devletten uzak durur. Kim mi demiş? Alman Barolar Birliği Başkanı Dr. Ulrich Wessels. Hani şu 20 Şubat 2019’da Ankara’da Metin Feyzioğlu’nun yanında şu sözleri söyleyen kişi:

“Bizim avukatlar olarak gücümüz devletten bağımsız olmamızda yatıyor. Yani devletten uzağız. Herhangi bir idari yapının, herhangi bir devlet merciinin yaptırımı altında hareket etmiyoruz. Bu bağımsızlık neden bu kadar önemli? Çünkü sadece bağımsız olan avukat, vatandaşın adalete erişimini tesis edebilir, sağlayabilir.”

Alman başkan devletten uzak durmayı mesleki şart olarak söylüyor, Türk başkan kurumuyla beraber devletin avukatı olduğunu ilan ediyor ve bunu yaparken Alman arkadaşını şahit gösteriyor. Nasıl olsa Ulrich Wessels’in CNN Türk’e çıkma tehlikesi yok, salla gitsin.

Avukat-devlet ilişkisi, avukat bağımsızlığı elbette karışık, ciddi belirsizlikleri ve hatta gerilimleri barındıran bir konu. Fakat “hukuk”u esas alarak meseleye yaklaşacaksak, söylenebilecek şeyleri en açık ve dolambaçsız biçimde söyleyen Ankara Barosu avukatlarından Fahrettin Kayhan’a müracaat edelim şimdi de, hem Almanların bizi kıskanma gibi bir huyları var.

‘DEVLET AVUKATI’ NEDİR NE DEĞİLDİR?

Üstad Fahrettin Kayhan, “Avukatın Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri” başlıklı yazısında diyor ki:

“Devlet avukatlığı, totaliter ve otoriter rejimlerde görülen bir uygulamadır.” 

“Zayıf ve bağımlı bir avukatlık sistemi (uç noktası devlet avukatlığı), totaliter ve otoriter rejimlerin tercihidir; böyle bir avukatlık sistemi uzun vadede kesinlikle ve kesinlikle yargı sisteminin yozlaşmasına yol açmaktadır ve rejimin aleyhine sonuç doğurmaktadır.”

Aslında uzun vade dolmuş ve yozlaşma diz boyunu aşmış durumda. Yoksa böyleyken Barolar Birliği Başkanı kendisini niye “devletin avukatı” olarak atasın? Adalet Bakanlığı ile ya da Cumhurbaşkanlığı ile gizli avukatlık anlaşması yapmadıysa?

Ankara Barosu’ndan bir başka üstad, avukat Talay Şenol, “Avukat Bağımsızlığı” başlıklı makalesinde, “Serbest avukatlık, her şeyden önce devletten ve devlete karşı bağımsız olma anlamına gelir” diyor ve ekliyor: Devlete karşı bağımsızlık, yargı organlarına karşı bağımsızlığı da içerir. Yürütmeye karşı da! Avukatlık Kanunu’nun birinci maddesindeki “hem kamu hizmeti, hem serbest meslek” ifadesine atfen ekliyor: “Maddedeki avukatlığın serbest meslek olduğu ifadesi, öncelikle avukatın devletle kamu hukukuna özgü bir istihdam ilişkisi içinde bulunmadığının ve devletin yapılandırılmasının içinde bir memur konumunun olmadığının delilidir.”

Memur konumunda olamaz çünkü: “Müvekkilinin anayasal haklarının zedelenmesine ve devlet gücünün kötüye kullanılmasına karşı müvekkilinin haklarını güvence altına alır.” 

Hasılı, devletin menfaatlerini değil, devlete karşı yurttaşın menfaatlerini savunmak avukatlık mesleğinin özü. “Hukukun üstünlüğü” ve “insan haklarının tecellisi” için başka bir yol yok.

Her durumdan vazife çıkarıp devletin doğal avukatı sayılan avukatlar “totaliter otoriter rejimlerde var” denildi ya, adını koymadan geçmeyelim, madem Almanları şahit göstermek geçer akçe: Avukatları hep böyle emir eri olsun isteyen en ünlü rejim Nazi rejimiydi. Artık hükümet mi Feyzioğlu’ndan bunları söylemesini istedi, o kendisi mi durumdan vazife çıkardı bilinmez ama “devletinin barolar birliği başkanı” olmaz, olursa avukat o avukat olmaz, kayyım olur.

Kayyım dedik evet ama yetmez! Programda bir de Sayın Muhbir Vatandaş ile Bekçi Murtaza olarak savcılık makamlarına ihbar mektupları yağdırdı, eski meslektaşları hakkında. Yanlış anlaşılmasın eski dediklerim hâlâ avukat ve baro başkanı ya da yöneticisi, ama o artık kendi hür iradesiyle eski bir avukat ve yeni bir kayyım.

Laf çok uzadı, bağımsızlık meselesi kadar vahim bir sürü şey vardı sözlerinde, onlar da yarına kalsın.

NOTLAR

1- “Aramızda bir hukuk var” sözündeki “hukuk”un şaşırtıcı içerimleri için, A. Erkan Koca’nın “Çok bir hukukumuz yoktu” başlıklı kolay okunan güzel yazısı için:  http://serbestiyet.com/yazarlar/cok-bir-hukukumuz-yoktu-14800/

2- Alman avukatın Feyzioğlu tarafından geçen yıl alkışlanan (misafir ya) sözleri için: https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/turk-alman-avukatlar-konferansi-80482

3- Fahrettin Kayhan’ın yazısı için: Ankara Barosu Dergisi, yıl 68, sayı 2010/3

4- Talay Şenol’un TBB dergisinin 54’üncü sayısında yer alan yazısı için: http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2004-54-70

5- Programı izleyince meselenin ne olduğunu anlamak hemen hemen imkansızdı çünkü program bir hukuk sohbeti değil, Metin Feyzioğlu hakkında söylenenler, Türk ordusu ve Türk hükümeti hakkında söylenenler ve Dersim gibi, Grup Yorum gibi ikisiyle de ilgisi olmayan meseleler hakkında laflardan ibaretti.

Tartışmanın ne olduğunu çok güzel anlatan yazılardan biri avukat Mehmet Köksal’dan geldi; buyrunuz.

6- Avrupa Konseyi’nin “Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı, aynen şunu söyler: “Esas olarak avukatlar görevlerini tam olarak ancak ‘Hukuk Devleti’ ilkesi üzerine kurulmuş devletlerde, barolar özellikle devletten ve ekonomik baskı gruplarından bağımsızsa yerine getirebilirler.”

YAZARIN DİĞER YAZILARI